Engin ÖNEN
Elazığ’da bir gün
20 Mayıs 2020 Çarşamba

Seyahat için yollara düşmüyoruz bir süredir. Ama onun da ayrı bir tadı vardı gerçekten. Yeni yerler, yeni kültürler ve farklı coğrafyalara uzanmanın tadını özledik şu günlerde. Bir çok gezi programımızı iptal ettik zorunlu olarak.

İki yıl önce kaleme aldığımız bir yazıyı paylaşarak, hem bir nebze özlem giderelim hem de umut besleyelim istedik.

Tunceli Ovacık ve Seferihisar Belediyelerinin ortaklığı ve İzmir Yerel Tohum Topluluğunun da desteği ile düzenlenen etkinlik için yollara düşüyoruz.

Gitmeden özlediğiniz şehirler var mıdır bilmiyorum. Tunceli benim için öyle bir şehirdi. Gençlik yıllarımda “Devrimci yatağı” idi. Munzur’ın adı bile heyecan vericiydi. Son yıllarda doğası ve şehir ile ilgili duyduklarım ve medya aracılığıyla gördüklerim de buraya gitmenin şart olduğunu düşündürdü bana. Bir de Ovacık’taki komünist belediye sempatisi eklenince, fırsat bu fırsat dedik.

Tunceli’ye gitmek için Elazığ’a inen uçağı tercih ettik. Bu vesile ile bir akşam da orada kaldık. Görülecek iki yer öneriliyordu ısrarla. Keban ve Harput.

Önce Harput’a çıkıyoruz. Çıkıyoruz, çünkü Elazığ’ın yüksek bir bölgesinde Harput. Kale ve yerleşim alanı görmeye değer gerçekten. Kalenin ve kazı alanının oradan Elazığ’ı seyretmek için oturuyoruz taşların üstüne.

Arkadaşlarıma sürpriz yapıyorum. Telefondan bir şarkı başlıyor. “Neden geldim Amerika’ya.gelmez olaydım, görmez olaydım…” Türkçe ve çok duygusal bir şarkı. Aynı şarkı sonra “neden geldim İstanbul’a” şeklinde seslendirildi çeşitli şarkıcılar tarafından.

Ne alaka diyor arkadaşlar. Harputlu bir Ermeni bu, 1914 te Amerika’ya sürgün gidiyorlar. Çeşitli kaynaklara göre yetmiş bin Ermeni yaşıyormuş şu anda gezdiğimiz yerlerde. Yani Harput, o zamanın nüfusu dikkate alındığında büyük bir Ermeni şehri.

Sonra ver elini Keban. Keban dağların yamacında küçük ve yoksul bir kasaba. Kasaba merkezine dalıyoruz. Esas amacımız Baraja gitmek. Kahvenin önünde oturan yaşlıca amcaya soruyoruz yolu. Tarif ediyor önce. Sonra kaç kişisiniz diyor. Aldığı cevaba uygun olarak cebinden dört tane akide şekeri çıkarıp uzatıyor.

Ağzımızda akide tadıyla Fırat’a kolayca ulaştık. Çok alımlı çalımlı akıyor. Rengi ayrı güzel, akışı ayrı. Baraj alanına güvenlik tedbirleri gereği yasak olduğu için giremiyoruz. O zaman Fırat’ın kenarındaki restoranda mola verip bir çay içme fikri bize iyi geliyor. Çaylarımızı yudumlarken garsona soruyorum. Yazın giriliyor mu nehre? Girilir ama soğuktur diye karşılık veriyor.

Anladım. “Şu Fırat’ın suyu akar serindir…”

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Tahammül sanatı
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Silahlı şiddet, bu anlayışla bitmez
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Devrimci bacımız dünya starımız!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Sessiz bir başkaldırı
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Soyer’in İZSU ile ilgili bir yazı
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Dinleme Sanatı
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Devlet olmak…
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Beka…
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Benzersiz bir yemin töreni…
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Yaz gazeteci !
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva