Harun ÖZDEMİR
Egemenlik kimin?
15 Şubat 2017 Çarşamba

Türk siyaseti; 1921’de büyük bir uzlaşma ile hazırladığı “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun önemini kavrayamadığı sürece demokrasisini geliştiremeyecek, hukuk devletini kuramayacak, tarihi ile de barışamayacaktır.  

Meşruiyetini milletten alan iktidarların her konuda ilk başvuracağı kaynak 1921 Anayasası olsaydı, Türkiye’nin uygar dünyadaki yeri çok farklı olurdu. Ne yazık ki Türkiye bu fırsatı kaçırdı. 
Böyle olunca da anayasal düzen her krizde mütegallibe (darbeciler)’nin saldırısına uğradı. 
Millet ise; meşruiyetin gerçek sahibi kendisi olduğunu bir türlü kavrayamadı. 
Siyasal sistemdeki krizleri fırsata dönüştürenler her dönemde milleti ve sistemi istismar ettiler. Sonunda en büyük zararı da millet gördü. 
Fırsatçılar ise işledikleri ağır suçlardan bir yolunu bulup ufak sıyrıklarla kurtulabildiler. 

*** 

20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesinde “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir…/Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…” denmiştir. 

Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olması demek, millet ile Meclis arasında yetkileri paylaşan herhangi bir kurum olamayacağı gibi… 
Cumhurbaşkanının, başbakanın, bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, il genel ve belediye meclis üyelerinin, köy ve mahalle muhtarlıklarının seçimle iş başına gelmesi ve gerektiğinde doğrudan halka veya temsilcilerine hesap vermesi demektir. 

Kimse bu süreci “ağır işliyor” demekle ortadan kaldırmayı düşünmemelidir. 
Padişahın ve kralın yönettikleri sistemler çok hızlı işliyor olmalı ki hepsi başarısız! 
Hiçbiri halka hesap veren demokratik ve kapitalist yönetimler kadar başarılı olamadı! 

Bütün yetkileri elinde bulunduran sultanlar/krallar, modern zamanların sosyalist veya Saddam, Kaddafi, İdi Amin gibi despot liderleri, ne yazık ki, hesap vermekten kaçınmayan kâfir liderler kadar başarılı olamadılar! 
Dünyada hesap vermemek için mekanizma kuran hiçbir devlet ne ekonomide, ne bilimde ne de adalette başarılı olabildi.  
Bunu görmek gerekir. 

Günümüzde çoğunluğu Müslüman olan 54 devlet var. Bunların hiçbiri laik, demokrat ve Hıristiyan devletler kadar başarılı değil!  
Görünen o ki, fosil olmuş Müslümanlık, Müslümana güvenmeyen 54 devlet kurmuş. Kabul edelim ki, bu devletler hepimizi laik ve Hıristiyan devletler aleminde mahcup ettiler! 
Kimse bu gerçeği görmemezlikten gelemez. 
Bu duruma açıklık getirmeyen dünyayı da anlayamaz! 

*** 
Dünyanın tamamı için konuşamam; yazamam da! Ama şunu söyleyebilirim: 
Müslüman onurlu kişidir. Ne devlet yardımına, ne kayırılmaya, ne de torpile ihtiyaç duyar! 
Dünyada ne yaşanırsa yaşansın Müslüman; adalete inanan ve ondan asla ayrılmak istemeyen aklı başındaki kişidir. 
Beceri sahibidir! Dilenmez! Ağlamaz! Sızlanmaz da! 
Yönetimden tek şey ister: 
Adalet! 
Sünni ile Alevi ayrımı istemez! 
Din, dil, ırk, mezhep, parti, servet ayrımı da istemez. 
Müslüman bir milletin üyesi olmanın dışında ikinci bir unvana ihtiyaç duymaz. 
Müslüman kişi; yaptığı her yanlışın hesabını vermek ister; aynı özeni devleti idare edenlerden de ister. 
Bir Müslüman gizli saklı işleri onaylamaz. 
Yönetenlerin de siyaset adı altında gizli saklı işlere kalkışmasını ve gizli anlaşmalar yapmasını kendisine güvensizlik sayar. 
Vergi veren ve askerlik yapan bir Müslüman, yabancıların bildiği bir antlaşmanın kendisinden gizlenmesini asla kabullenemez! 
Müslüman bilir ki, dünyanın bin bir türlü hali, devletlerin de ona göre sorumlulukları var. Milletine bilgi veren yönetimler, her anlaşmayı hesap verebilirlik ciddiyeti içinde yapabilir. 
Herkes başarısızlığın hesabını vermek zorundadır; kimse bundan kaçamaz.  

Millet bunun bilincinde olmasa da faziletli yönetici millete her şeyin doğrusunu öğretir. Seçmeyi de seçilmeyi de! Hesap vermeyi de hesap sormayı da! Adaletli olmayı da adalete boyun eğmeyi de! Kazanmayı da kaybetmeyi de! Varlığı ve yokluğu paylaşmayı da! Kurallara uymayı da kurnazlıktan uzak durmayı da!... 
Faziletli yöneticiye yakışan budur! 
Faziletli yönetici; İslâm’ın güzelliklerini, adaletini ve merhametini insanlığa “icraatları” ile tebliğ etmeyi en büyük ideal sayar! 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 3 yorum var, 3 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Serpil Tankus 19 Şubat 2017 Pazar 23:00

Boyle gercek müslüman yoneticilere cok gereksinim var Hicbir insan dinin yanlış kullanilmasini onaylamamalidir

Yorumu oyla      1      0  
Lombak 17 Şubat 2017 Cuma 11:35

Temelden sakat bir yazı. Bağımsızlık savaşı dönemi anayasası o dönemin koşullarında yapılmıştır. Günümüzle ilgisi yok. 1921'i temel kabul etmek, Saltanatın, Halifeliğin kaldırılması, Ankara'nın başkent olması ve Cumhuriyetin ilanının öncesine gitmek, yani devrimleri reddetmektir öncelikle. O yüzden kaseti o kadar geri sararsan, eski Türkiye istiyorsun demektir. Günümüzde Muhafazakarla bir ortak payda ancak modern Türkiye temeli üzerinde yapılabilir.

Yorumu oyla      0      1  
Hüseyin Kayahan 15 Şubat 2017 Çarşamba 18:09

Gerçekten 1921 Anayasası "biriciktir", "özgündür". Bu anayasa hem Kemalistlerin/laiklerin/ilericilerin/ulusalcıların, hem de müslümanların/şeriatcıların/tutucuların beraberce ittifak edebilecekleri tek anayasadır. Zira bu anayasayı yapan meclisin belki üçte ikisi o günkü İslam alimlerinden, üçte biri de Mustafa Kemal'in arkadaşları olan askeri ve mülki erkandan oluşuyordu. O gün ittifak edilen bu metin, bugün de ittifaka en yakın bir metindir. Kemalistlere de, Milliyetçilere de, Müslümanlara da bunu iyi anlatmak lazım. Bu anayasa hem şeriata uygundur, hem de modern bir metindir. Bucak(nahiye) teşkilatlarını ihya etmek gerekir. Oluşacak 10.000 bucak ve bunların kendilerinin karar verecekleri 10.000 ayrı kamu hukuku dünyanın hiç bir yerinde olmasa gerektir. Bundan daha büyük özgürlük mü olur? Bölgeler (eyaletler), hatta iller, potansiyel olarak bölünme tehlikesi oluştururlar. 10000 bağımsız bucak için bu düşünülemez bile. Bu oylanacak olan anayasa teklifi kabul edilse de, edilmese de; bu milletin ittifak edebileceği tek örnek metin 1921 anayasası ve 1. meclis örneğidir. Saygılarımla. H.Kayahan

Yorumu oyla      1      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Nurhayat TALAY
Nurhayat TALAY
Türk halkının baş tacı: Çay
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Milli Bayramların konsepti değişebilir mi?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Büyük Kongre’den Sonra…
Ümit YALDIZ
Ümit YALDIZ
AK Parti Kongresi'nin ardından…
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Yeni Atılım Dönemi!
Fikret İLKİZ
Fikret İLKİZ
İmambayıldı yemeği
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
Çevreciler de bir ölürler, bin dirilirler…
Emin ÖZTÜRK
Emin ÖZTÜRK
ARKA PLAN…
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Son İzmir raporu…
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İZMİR-İN
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Altay'ın mucize şampiyonluğu!..
Suavi YARDIMOĞLU
Suavi YARDIMOĞLU
Bornova Becker, gurur, keder…
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva