Ruhisu Can AL
Bir Kuşak, Bir Yol, Bir Virüs…
24 Mart 2020 Salı

Dünya toplumu 2020 yılına büyük umutlarla gireli henüz çok bir zaman geçmemişken, kısa vadede ciddi travmatik sonuçlar yaratan yeni bir küresel gündemi karşısında buldu: Koronavirüsü.

İlk defa Kasım 2019’da Çin’in Wuhan kentinde görülen ve hızla dünyaya yayılan virüsün nasıl ortaya çıktığı ve yayılma sebeplerine dair tartışmalar hala devam ederken,  Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian, 12 Martta Twitter hesabından yayınladığı şu mesajla tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı:

“…Belki de hastalığı Wuhan’a getiren Amerikan ordusudur. Şeffaf olun ve verilerinizi halka açık hale getirin! Amerika dünyaya bir açıklama borçlu!”

Zhao’nun Soğuk Savaş zamanı propagandalarını aratmayan ve ciddi bir dayanaktan yoksun bu açıklaması uluslararası basında çokça eleştirildi.

Çok açık ki, vakanın ilk ortaya çıktığı Kasım 2019’dan bu yana Wuhan’da hiçbir şekilde ciddi bir tedbir alınmadığı gibi, virüsün neden olduğu potansiyel riskler konusunda uyarılarda bulunan sağlık uzmanları devlet eliyle susturuldu.

Bu durum, vakanın tüm Wuhan kentine hızlı bir şekilde yayılmasına kadar devam etti…

Üstelik Çin bölgeyi incelemek isteyen Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetkililerinin girişini dahi kısıtladı, izin vermedi.

Aksine hızlı yaşanan gelişmeleri, “Çin’in Çernobil’i” olarak nitelendiren Amerikalı gazetecileri kara propagandayla suçlamak ve ülkeden sınır dışı etmek konusunda son derece hızlı davrandı.

Donald Trump, bunun üzerine 1 hafta sonra basının karşısına çıkarak Koronavirüs yerine “Çin Virüsü” demeyi tercih etti…

Trump ırkçılıkla suçlandı…

Suçlamayı reddederek, “Çünkü virüs Çin’den geldi” dedi.

Özetle virüsün nasıl ortaya çıktığı elbet bu yazının konusu değil.

O nedenle parantezi kapatıyoruz…

Fakat dünya son derece hızlı bir şekilde “kaos ve belirsizlik” çağına doğru ilerliyor…

Uluslararası ilişkiler perspektifinden yorumlarsak, içinde bulunduğumuz dönemi N. Poulantzas’un geliştirdiği “göreli özerlik” kavramıyla da açıklamak mümkün…

Devletin dış göreli özerkliği, o devletin kendisini büyük ölçüde uluslararası sistem ve başka devletlerin etkisinden kurtarması anlamına gelirken, koronavirüsü sonrası devletlerin içe kapanması, sınırların kapatılması, ticari faaliyetlerin durdurulması ve buna benzer güvenlik tedbirleri - kavramı hatırlatırcasına- birbiri ardına geliyor.

Uluslararası sistemdeki bu çözülmenin ilk işaretlerinin gözlemlendiği yer olarak Avrupa Birliği, bu ortam içinde “ulusüstü bir proje” olmaktan çıkarak hızla “devletler dünyasına” geri dönüyor…

Almanya’nın sınırlarını kapattığı, İtalya’nın yardım çağrılarına kayıtsız kalındığı ve Sırbistan’ın “peri masalı” olarak gördüğü AB, koranavirüs krizi ortadan kalksa dahi ciddi bir siyasi krizle mücadele etmek zorunda kalacak.

Böyle bir krizde, malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların serbest dolaşımını sağlayan bir Avrupa Birliği’ne yeniden geri dönülmeyebilir ki, bu hiç de uzak bir ihtimal değil…

Ayrıca bu siyasi bunalım, Avrupa’da görülen yabancı düşmanlığının (xenophobia) sadece Çin’le sınırlı kalmayıp, aynı zamanda Asya kökenlilere de yönelmesiyle son derece dramatik boyuta ulaşabilir. Daha da vahimi, Avrupa projesini kökten reddeden milliyetçi akım ve partilerin tüm kıta Avrupa’sında siyasi güç kazanmasıdır ki, bu da gayet mümkün…

Öte yandan bunlar olup biterken, küreselleşmenin hızının yavaşladığı ve bir müddet durgunluktan sonra eski hızına kavuşacağını savunan görüşler de mevcut…

Bu görüşü savunanlara göre Çin, bu süreçte ciddi bir zarara uğramakla beraber kaybını 2021 itibariyle hızla telafi edecek…

Bu görüşü savunanlar ayrıca Çin’in, salgınla mücadele kapsamında dünyayla kurduğu dayanışmayı da telafi edici bir örnek olarak gösteriyorlar.

Bir başka deyişle, Çin’in bilabedel dağıttığı maskeler, test kitleri, vantilatörler ve diğer tıbbi malzemeler bir dayanışma örneği olarak sosyal medya paylaşımlarında çokça yer alıyor…

Fakat ne yazık ki küresel dinamikler farklı işliyor. Söz konusu tıbbi malzemelerin üretiminde baskın konumda bulunan Çin’in, kaçamayacağı bir “ahlaki sorumluluk” nedeniyle üretimini neredeyse 10 katına çıkararak bunu gerçekleştirdiğini özellikle belirtmek gerek.

Belki ağır bir niteleme olabilir ama sorumluluğun sınırları Wuhan trajedisiyle başlayıp OBOR’da bitiyor…

Hatırlatalım, OBOR (One Belt One Road), yani Çin’in meşhur Bir Kuşak Bir Yol Projesi

Bir başka deyişle, Çin’i 69 ülke üzerinden kara, demiryolu ve liman bağlantıları aracılığıyla Avrupa’ya ve oradan dünyaya bağlayan Yeni İpek Yolu projesi…

İşte Çin’in hiçbir şekilde riske atamayacağı, 2030 yılı itibariyle 8 trilyon dolarlık yatırım planladığı ve 2049 yılında bitirmeyi planladığı bu devasa projenin geleceği, dünyada Çin mallarına olan küresel talep ve küresel tedarik zincirleriyle doğrudan bağlantılı…

O nedenle, Çin’in esas mücadelesi koronavirüs salgınıyla mücadele olduğu kadar küresel itibarını da yeniden kazanmak üzerine kurulu olacak… En azından  -Trump’ın kişiliğini yok sayarsak- ABD’nin şimdilik böyle bir kaygısı yok.

Aksi takdirde, bir Çin hegemonyasından bahsetmek kulaklarda hoş bir seda olarak kalabilir.

Tuhaf ama böyle…

Son sözleri, eserleriyle sosyal bilimler alanında derin ve köklü bir iz bırakarak geçtiğimiz yıl bu dünyadan ayrılan ve “Dünya Sistemleri Analizi” yaklaşımıyla bilinen Immanuel Wallerstein’dan bir alıntıyla bitirelim:

“… Çin gelecek yıllarda yavaş ama emin adımlarla ekonomik gücünü giderek arttırarak gelecek senelerde durdurulamaz noktaya geleceğine inanıyor. Kendisinin ABD’nin ekonomik refahını, ABD’nin Çin’in ekonomik refahını etkileyeceğinden daha fazla etkileyeceğine inanıyor. Ayrıca en az son iki yüzyıldır siyasi ve kültürel olarak Avrupalılar tarafından yönetilen Asyalıları da kendi tarafına çekeceğine inanıyor… Çin’in bu analizinin iki zayıf noktası var. Çin dünya çapındaki üretim üstünlüğünü sürdüreceği konusunu abartıyor olabilir. Ayrıca tarihsel olarak birçok defa olduğu gibi ülke parçalanabilir de. Birleşik devletlerle bir anlaşma bu sorunların etkilerini en aza indirgeyebilir.”

Sağlıkla kalın…

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 9 yorum var, 9 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Lombak 25 Mart 2020 Çarşamba 20:44

86 ülkeye yardım göndermiş bir Çin'den bahsediyoruz. Ülkelere aşı yollamış. İlaç yollamış. Kendi doktorlarını yollamış. Eldiven, maske göndermiş. Hubei eyaletinde yasaklar kalkmış. Bir ay içinde virüsün sıfıra indirilmesi bekleniyor. Atlanktikçilik nerdeeeen nereyeeeee? Venezüella'da işçilerin 6 ay işten çıkarılmaları yasaklanmış. Devasa sosyal yardımlar açıklanmış. Küba dünyada hiçbir ülkenin kabul etmediği gemiye sınırlarını açmış. Bız ne yapıyoruz? Komşumuz İran'a ilaç ambargosu devam ettiği için insanlık suçuna ortak oluyoruz. İspanya Nato'dan yardım istiyor. Biz nato üyeleri İran'a ambargo uyguluyoruz. Batının çökmüş değerler sistemine ortak oluyoruz. Artık Türkiye'nin dünyada kendi özgün konumunu belirleme zamanı geldi. 30 milyon soydaşımızın yaşadığı İran'ı yanlız bırakamayız.

Yorumu oyla      0      0  
Obi 25 Mart 2020 Çarşamba 16:41

Birincisi, Çin Dışişleri sözcüsünün Koronavirüs ile ilgili olarak, Wuhan''a gelen Amerikan askerlerini sorumlu göstermesi(ki olabilir de) Trump''ın(Abd''de hastalığı kontrol edemeyip, hafife aldığı gerçeği ortaya çıkınca) Çin''i suçlamasından sonra başladı.Çin''de bu virüs çıkar çıkmaz, Dünyada politika ve biraz genel kültürü olan herkesin aklına aynı soru gelmiştir; Acaba bu olay Amerika''nın(Amerikan Müesses Nizamı veya mevcut yönetimi) bir biyolojik saldırısı mıydı?? Olayın üzerinden aylar geçmesine rağmen Çin'' den bu konuyla ilgili hiçbir açıklama gelmemişti.. Ne zaman ki Trump hatasını Çin''e yüklemeye çalıştı, karşılıklı stratejik açıklamalar başladı.. Hele ki, Çin''in tıbbi malzemeleri bedelsiz ve mümlün olduğunca fazla ülkeye dağıtıyor olmasını '''' Ahlaki Sorumluluk'''' olarak nitelendirmek ise tamamen hayal ürünüdür. O zaman Küba''da mı bu işte sorumlu, veya onların da mı farklı ajandası var?? Böyle bir şey olabilir mi?? Fakat bu sürecin artık pandemi ile mücadeleden farklı bir yere doğru evrileceği de açıktır, mevcut DÜZEN bir kez daha sorgulanacaktır, fakat yeni bir DÜZENin kurulup kurulmayacağını göreceğiz, 2008 krizinde de Wall Street''de enteresan eylemler gördük, bazı devletleştirmeler gördük fakat somut bir değişiklik görülmedi. FED''in basacağı trilyonlar, büyük firmalar ve bankaları mı kurtarmak içindir, yoksa halk için mi??

Yorumu oyla      0      0  
Muzafffer Yançeken 24 Mart 2020 Salı 19:52

Yerinde araştırmaya dayalı bir tahlil.Yazının metni değerlendirmeleri ve yorumlarınız güncel.Emeğine kalemine sağlık.

Yorumu oyla      0      0  
Mehmet Karaman 24 Mart 2020 Salı 16:28

Çok güzel bir tahlil olmuş. Eline, kalemine sağlık.

Yorumu oyla      0      0  
Lombak 24 Mart 2020 Salı 14:38

AB'nin supranasyonellikten vazgeçmesi için epeyce kararı kaldırması gerekir. Ayrıca bunun iki opsiyonel destekçisi SCHENGEN VE EURO BÖLGESİ'nin kalkması gerekir. Gerçek anlamda Devletlerarası nitelik kazanması da ulusal paralara geçişle ve sınır kapılarının dikilmesiyle ölçülür ki, bu pek olası görünmüyor. AB'nin Almanya kontrolünde bir euro bölgesi haline gelmesi ihtimali ise var. Bu gelişmeler izlenmeli. AB'de mevcut durumda supranasyonelliğin uygulanmaması, rekabet kurulu gibi özelleştirmeyi ülkemize dayatan, tarım politikası gibi ülkemize tarımsal üretimden uzaklaşmayı dayatan, Avrupa Merkez Bankası gibi paranın kararını devlet otoritesinden koparan yapılar doğrultusunda Merkez Bankamıza bağımsızlık öğütleyen, ülkemize yıllarca ilerleme raporlarıyla yöneltilen uygulama kapasitesinin olmaması sorununu ortaya çıkarttı. Bu durumda birlik içinde uygulanmayan kurallara Türkiye'de uyulmasının beklenmesi haddini aşan talepler gibi görünüyor. O nedenle yazının başlığını "Bir Tek Pazar, Bir Virüs" şeklinde yazmak da pek mümkün gibi görünüyor. Nitekim yıllardır işleyen bir pazar. Bir virüsle dağıldı gitti. Bu noktada ileride AB-Türkiye üyelik müzakereleri devletlerarası nitelik alacaksa, gerçekçi temellere dayanmayan siyasi kriterlerin müzakerelerde kriter olmaktan çıkması beklenir. Mevcut müzakere yapılarının işlevi sonlanabilir. Her ülkeyle ayrı ayrı ve oylamayla değil üye devlet-Türkiye arasında uzlaşıyla karara bağlanması beklenir. Ayrıca uzlaşılan ülkelerde anlaşmaların devreye girmesi, uzlaşılmayan ülkelerde devreye girmemesi gibi bir kaosu da içinde barındırır. Bu durumda öncelikle müzakerelerinin devamındansa AB üyesi devletlerle ikili ticaret anlaşmalarıyla yola devam edilip edilmemesi değerlendirilebilir. Çin'in ki ise gelecek vaat eden bir proje. Şöyle ki, Çin'in korona virüsü kısa sürede yok etmesiyle, küresel ticaret iştahının aylarla sınırlı sürede eski haline getirileceği ise çok belirgin şekilde önümüzde duruyor. Çin'deki ABD'li gazetecilerin Çin'i virüsle mücadelede başarıya taşıyan Wuhan kentini tecrit etmelerini insan hakkı ihlali olarak yorumlamaları ise tam anlamıyla "tecrit olmasaydı da daha fazla insan ölseydi" anlamına geldi. Çin halkı arasında büyük nefret uyandırdı. Bir gazetecinin yabancı bir ülkeyi incelerken böyle önemli bir ayrıntıyı atlamaması gerekir. Çin'in önerdiği model AB'deki gibi supranasyonel vesayete (ABD kontrolü) dayanmıyor. Karşılıklık ve ulusal sınırlara saygı çerçevesinde, başkentten başkente ilişkiler düzeyinde yürütülecek bir yapı. Bu da batı ile ilişkilerinde kazan-kaybet ilişkilerinden bıkmış bizim gibi 3. ülkeler için çekiciliğini artıran sebepler arasında.

Yorumu oyla      0      0  
Tuncay Ceylan 24 Mart 2020 Salı 11:48

Yaşanmakta olan Corona krizi ve dünyada yaratacağı olası ekonomik ve siyasi sonuçlara ilişkin farklı bir perspektifle hazırlanmış çok güzel bir yazı. Sağlam temellere oturtulmuş tespitlerin ve geleceğe yönelik öngörülerin yer aldığı yazıyı herkesin okumasını öneriyorum .

Yorumu oyla      2      1  
Bahadır varol 24 Mart 2020 Salı 10:46

Ruhi kalemine sağlık. İlköğretimden itibaren yazmaya ve siyasete ne kadar yakın olduğunu bu yolda başarılar diliyorum.

Yorumu oyla      0      0  
Can Ersoy Karabağlar Meclis Üyesi 24 Mart 2020 Salı 10:08

Geniş çerçeveli, ilham verici bir Dünya analizi olmuş.. Yaşamakta olduğumuz salgın krizinin atlatılmasını takiben, ülkelerin daha içe kapanık, daha "kendi kendine yeter" politikaları tercih edeceğini düşünenlerden olduğumu belirterek, okunmasını tavsiye ederim..

Yorumu oyla      0      0  
Tayfun Maro 24 Mart 2020 Salı 09:34

Corona virüsünün uluslararası sistemde başlatacağı kaotik dönem üzerine iyi bir metin çıkmış ortaya.Okunması lazım. Tebrikler.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
İbn-i Haldun, Machiavelli’nin neyi olur
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
İnsan yerine konulmanın mutluluğu!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Kıbrıs (2)
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Rehavet içindeyiz… Bu korona gitmez!
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Sözcü
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Ormanda yangın çıkarsa…
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Hey dönerci...
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Sevgili Bekir Coşkun anısına
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Altın adam
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Siyasi haller
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva