Harun ÖZDEMİR
Parlamento dışı İslâmcı anayasa çalışmaları
15 Şubat 2016 Pazartesi

Son yüzyılda parlamentolar dışında anayasa üzerinde çalışan iki kişiden biri, 8 dilde kitap yazabilen Hindistanlı Prof. Dr. Muhammed Hamidullah(1908-2002)’tır. Hamidullah’ın anayasa bilimi ve hukukuna dayanak yaptığı model Hz.Muhammed’in hazırlanmasına öncülük ettiği “Medine Sözleşmesi”dir.

Sözleşme, önce Medineli Evs ve Hazrec kabileleri arasında 4 madde üzerinde anlaşılarak imzalanmıştır. Yaklaşık iki yıl içinde sözleşmeye katılanların sayısı 12’ye çıkmıştır. Bu sözleşmeyi 2 Mü’min, 3 Yahudi, 7 de Müşrik Arap kabilesi kendi irade ve rızalarıyla imzalamışlardır.

Tarihin ilk yazılı anayasa metni ve “toplum sözleşmesi” olan bu metinde herhangi bir ayetin yer almaması bir tartışma yaratmamıştır.  

Medine Sözleşmesine göre; Hz.Muhammed, 12 kabile üzerinde yasama ve yürütme gücü olmayan, ancak “zilyedlik” ve “hakem başkanlık” yetkisi kullanabilen bir başkandır.  

***

2016 yılına kadar anayasa konusunda, Namık Kemal’in, Birinci Meclis(1921 Anayasası)’in, Hamidullah’ın ve Süleyman Karagülle’nin dışında yaklaşık 50 Müslüman ülkede anayasa hazırlanmış fakat kayda değer bir yöntem ve metin ortaya koyulamamıştır.

Bazı devletlerin anayasasına “Şeriata saygılı…” ve “Devletin dini İslâm’dır” ibarelerini yazılması, Müslüman halkı tatmin etmeye yetmiştir!

***

1979’da hazırlanan İran İslam Cumhuriyeti Anayasası “Anayasa Kur’an’dır” sloganının etkisinde kaleme alınmıştır.

Anayasa Kur’an’dır” sloganı, Müslümanların İslâmî ilimlerden ne kadar uzaklaştıklarının en belirgin kanıtlarından biri olmalıdır:

Bilinmelidir ki; anayasa gibi bütün hukukî/fıkhî metinler, “hükümler”den oluşur. Oysa Kur’an; hüküm değil, hükme birinci dereceden dayanak, kaynak olan “delil”dir.

Hanefî, Şafiî, Malikî… Caferi, Zeydi, İmamiyye, Zahiri… gibi İslâm fıkhına (hukukuna) ilişkin görüş bildiren tüm ekollere göre, Kur’an ve hadis gibi metinler “delil”dir; hüküm değildir. Söz konusu delillere dayanılarak elde edilen “içtihat” ve “icma”lar ise “hüküm”dür.

İslam âlimleri, sadece “delil”in ve “hüküm”ün ne demek olduğunu anlatmak için usule ilişkin yüzlerce çok ciddi kitaplar yazmışlardır.  

Usûle göre; Kur’an “kesin”, hadisler ise “zanni delil”dir. Yine fıkıh usûlüne  göre İcma-oydaşma-consensus “kesin hüküm”, içtihat ise “zanni hüküm”dür.

Bu nedenle anayasa gibi herkesi bağlayan metinler, ancak “kesin hükümler”den, yani (Medine Sözleşmesinde olduğu gibi her inancın ve felsefenin serbest iradesi ve rızasıyla katıldığı ama hiçbir inanca üstünlük tanımayan) “icma-oydaşma”lardan oluşabilir.

Üzerinde icma-oydaşma olmayan konularda kesin hüküm olamayacağına göre ihtilaflı görüşler anayasaya yazılamaz. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu da bu usulle yazılmıştır ve tartışmalı maddelere de yer verilmemiştir.

Anayasada irade ve rıza şartı ancak uzlaşma ile olabilir.  

Bu ve benzeri basit ayrımları yapamayanların, “Kur’an Anayasadır” gibi ne anlama geldiğini bilmedikleri bir sloganı rehber edinmeleri, İslâmiyet adına şaşılacak bir durumdur.

***

20. Yüzyılda parlamento dışında özgün anayasa çalışması yapan ikinci kişi de Süleyman Karagülle’dir.

Karagülle, benimsediği yöntem gereği anayasa dahil her konuda klasik İslâmî usûl ilimleriyle yüksek matematiği ve fen bilimlerini üst düzeyde birlikte kullanabilen ender kişilerden biridir.

Denebilir ki, bu konuda Türkiye’de tektir.

Hamidullah’ın Karagülle’ye yazdığı mektubu 1988’de okuduğumda şaşırmıştım. “… dünyada seni anlayacak beş kişi olduğunu sanmıyorum… ” diyordu.

Karagülle; 1973’den 1981’e kadar “Milli Görüş Anayasası” adı altında yaptığı çalışmaları, 1982 Anayasasının hazırlanmakta olduğu günlerde tamamlamıştı. Bu metinleri Kurucu Meclis’e sunmak istiyordu. Benim Karagülle ve arkadaşlarıyla tanışmam da bu günlerde oldu.

Karagülle’nin anayasa konusundaki ısrarı öncelikle “yönteme” ilişkindi:

“Türkiye’de her parti, üniversite, sendika kendi anayasa metnini hiçbir ön koşul olmadan hazırlayıp Kurucu Meclis’e sunabilmeli… Bunun dışında kalan sivil oluşumlar da, hazırladıkları anayasa metnini, doktora yapmış en az 10 bilim insanına imzalatabiliyorlarsa metinleri Kurucu Meclis tarafından dikkate alınmalıdır.

Kurucu Meclis’in görevi ise, sadece söz konusu metinler arasında uzlaşma olan konuları maddeler halinde belirleyip üzerinde herhangi bir yorum yapmaksızın kamuoyuna ilan etmek olmalıdır.”

Açıkçası Karagülle, Medine Sözleşmesi hazırlanırken nasıl bir “yöntem” izlenmiş ise bunun izdüşümü olabilecek bir yöntem ile bugün de benzer katılım ve uzlaşma sağlanabilir, görüşündeydi.

Karagülle bu öneriyi yaparken, kendi çalışmasının altına imza atabilecek doktorasını tamamlamış en az 10 arkadaşı da vardı.

Üzerinde çalıştığı İslâm Anayasası’nın giriş maddesi şöyleydi;

“Resmi dili Türkçe, merkezi Ankara, bayrağı al zemin üzerinde beyaz ay yıldız, marşı Akif'in İstiklâl şiiri olan, ülkesi ve ulusu ile bölünmez bir bütün olarak, Türk halklarının Türkiye'de kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, insanlık içinde yerinden yönetime saygılı, çoğulcu, demokratik, laik, liberal ve sosyal, çoklu hukukun uygulandığı, hakemlerden oluşmuş bağımsız, tarafsız, saygın ve etkin bir yargının denetiminde ve Milli orduların güvencesinde, bir hukuk devletidir. Bu hükümler de, ancak Meclis’in ittifakı ile değiştirilir” idi.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 7 yorum var, 7 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Ahmet Babaoğlu 18 Şubat 2016 Perşembe 04:37

Bir kenarda bekleyen Yusuf'ların sorunları cözmeye yarayacak fikirlerinin işe yarama vaktinin gelmesi, Ramseslerin korkulu rüyalar görmesine bağlı olabilir.

Yorumu oyla      0      0  
Av. Mustafa Özdemir 15 Şubat 2016 Pazartesi 19:35

Dilbilimci Wittgenstein'ın Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır" sözü bir yönüyle de "Lafzın, metnin sınırları hakların ve sorumlulukların sınırlarıdır" anlamına gelir. Tüm yasalar, mevzuat piramidinin en tepesindeki anayasaya uygun olmalıdır. Bu sebeple anayasanın dilinin anlaşılır ve net ollması, normlar hiyerarşisi dikkate alındığında hayatî önem arzetmektedir. Kötü bir metin, ilk düğmeyi yanlış iliklemek ve dolayısıyla altındaki tüm normların da saçmalamasına sebep olur.

Yorumu oyla      0      0  
Av.Mustafa Özdemir 15 Şubat 2016 Pazartesi 19:19

Karagülle'nin anayasasının giriş bölümünde "Türk halkları" derken ne kastettiğini anlamadım. Böyle anayasa metni olmaz! Yıllarca "laiklik tanımlansın" diye yaygara koparanların haklı olduğuna inanmış bir hukukçu olarak "Türk halkları" gibi ilmî, sosyolojik, antropolojik karşılığı olmayan bir kavramın anayasada ne işi var! Ya da bu giriş maddesinin gerekçesinde "Türk halkları" kavramını açması gerekir ki bu da anayasa tekniğine uygun bir tavır olmaz. Yani Karagülle, ne olduğu meçhul ya da bilgisi kendinde gizli "Türk halkları" kavramına, bir anayasa metninde yer veremez; verirse de hata yapmış olur ki bu hatayı da daha anayasasına giriş bölümünde yapmış zaten.

Yorumu oyla      0      0  
Av.Selin Soyuer 15 Şubat 2016 Pazartesi 18:17

Ben bir hukukçu olarak, Sayın Süleyman Karagülle'nin İslam Anayasası'nın Giriş maddesine takıldım. Yazar tırnak işareti içerisinde verdiğine göre maddeyi olduğu gibi, kendisinden bir şey katmadan alıntılamış. Hal böyle olunca doğrudan Sayın Karagülle'ye eleştirimi yönelteceğim. Sayın Karagülle, hukuk metinleri olabildiğince sade ve anlaşılır olmalı; uzun cümlelerden kaçınılmalıdır. Sizin daha Giriş bölümünüz çooook uzun, sadelikten uzak. Hukuk metinleri kaleme alınırken, hangi dilde yazılıyorsa mutlaka o dilin bir dil bilimcisinden ve edebiyatçısından destek alınmalı; bu çalışmaya bunları da katmalısınız. Yoksa yazdığınız metin, sıkıcı ve anlaşılmaz mevzuat muamelesi görmekle kalmaz; uygulayıcıların kafalarına göre, işlerine geldiği gibi yorumladığı, "kitaba uydurma" aracına döner

Yorumu oyla      0      0  
Salih Ercü 15 Şubat 2016 Pazartesi 12:23

Süleyman Karagülle'nin 12 Eylül cuntasına sunduğu anayasa önerisi karşısında cuntacılar "Buna deli cesareti denir" demiş ve gülmüşlerdir muhtemelen

Yorumu oyla      0      0  
Tevfik Tuba 15 Şubat 2016 Pazartesi 12:21

Yazarın bahsettiği Süleyman Karagülle'nin anayasa çalışmasına nereden ulaşabiliriz. Bu çalışma yayınlandı mı

Yorumu oyla      0      0  
ismail yılmaz 15 Şubat 2016 Pazartesi 11:28

Tebrikler Sayın Özdemir. Anayasa konusunda Bu günlerde ve önümüzdeki süreçte yapılacak olan çalışmalara ışık tutacak bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Selamlar

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Sekülarizm kıskacı
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Nasıl zır cahil bırakıldık nasıl mankafalaştırıldık!
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Çocuklara kıymayın efendiler!
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Eskiden ne TEOG vardı, ne MEOG… Ne kadar mutluyduk biz…
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Dünyadan koparken
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Kabahatin çoğu
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Orda bir köy var uzakta
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Dijital Kültür de kalıcıdır Özdemir Abi…
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İZMİR-İN
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Tırışkadan Masallar ve Adalet!
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
Suavi YARDIMOĞLU
Suavi YARDIMOĞLU
Sportif izdüşümler (3)
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva