Harun ÖZDEMİR
Erbakan faktörü
29 Temmuz 2015 Çarşamba

Sürekli vurguladığım İslâmcılığın olmazsa olmazları var. Bunları geniş olarak “İslamcılık ne değildir?” yazımda belirtmiştim:
-İslamcılık, Müslüman olmak değildir ama Müslüman olunmadan da İslamcı olunmaz.
-İslamcılık, Batının yükselen değerlerinden laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizm, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlükler, adalet… gibi kavramları İslâm kaynaklarıyla açıklayıp delillendirmektir.
-İslamcılık, siyasal muhalefet hareketidir… 
Bu üç madde çok önemlidir.
İslamcılar, 1865’ten 1973’e kadar iktidar olamadılar. Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz öncesinde İslâmcı vekillere bir şans tanımıştı ama onu da başaramadılar. Zaten başarmaları da mümkün değildi.
1969’da kurulan ve kısa süre sonra kapatılan MNP, 12 Mart 1971’in tozu dumanı dağıldıktan sonra MSP olarak yeniden kuruldu. MSP, 1973’te yapılan seçimde beklenmedik bir başarı gösterdi.
Klasik düşünce kalıpları ile MSP’yi anlamaya çalışanlar, yanıldılar. Erbakan’ın ideolojik davranacağını bekliyorlardı. Tam tersi oldu; pragmatik davrandı. Çünkü Erbakan liderliğindeki MSP, o günlerin en seküler partisi CHP ile koalisyon kurabildi. Bu kamuoyunun öngördüğü bir gelişme değildi.
MSP’nin İslâmî mesajlar veren “Önce ahlâk ve maneviyat”, “Manevi kalkınma” sloganları yanında “Ağır Sanayi”, “Milli Harp Sanayi” de vardı. Erbakan bu söylemlerinden vazgeçmeden koalisyona ortak olabildi.
Bülent Ecevit, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekat’ının başarısını Erbakan’la paylaşmak istemeyince koalisyonu bozup erken seçime gitmek istedi. Erbakan ikinci bir hamle daha yapıp önce 1. MC, sonra da 2. MC hükümetlerine koalisyon ortağı olarak katıldı.  
O günlerde Necip Fazıl’ın hışmına uğrayan Erbakan, Tercüme İslâm, akabinde de İran İslâm Devrim’inin yoğun eleştirisi ve baskısı altındaydı.
Tercüme yayınların sayısındaki artış devam ediyordu. Buna ilaveten Düşünce, Şûra, Tevhîd gibi dergilerin kışkırtıcı yayınlarının gençliği terörize etme endişesi ve İran Devrimi süreci, Erbakan’ın da söylemlerini etkilemekteydi. Bu gelişmeler Erbakan’ın İslâm anlayışını mı etkiliyordu yoksa tabanı kaybetme endişesi mi ağır basıyordu, bunu da ayrıca tartışmak gerekir.
Özel oturumlarında İran Devrimi’ni ABD’nin yaptırdığını söyleyen Erbakan, bir Meclis konuşmasında da, başarısız ABD operasyonundan dolayı Humeyni’nin beş kerametini bir bir sayabiliyordu.
12 Eylül 1980’e kadar Erbakan’ın söylemlerinde çağdaş kavramlar olumlu yönüyle yer almadı. O günlerin Müslümanları çağdaş kavramların kâfirlik olduğuna çoktan inandırılmıştı. Erbakan, çok partili demokratik cumhuriyette legal bir partinin lideriydi. Ne kendisi ne de partisinden bir sözcü, çağdaş kavramlar dediğimiz laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizm, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlükler, adalet… lehine bir cümle kurmadı veya kuramadı.
O günlerde Milli Görüş’ün tek teorisyeni Süleyman Karagülle’nin Tek Yol Dergisi, Akevler Dergisi ve Günümüz Meseleleri ve İslamiyet adlı kitabında çağdaş kavramların İslâmîliği üzerine yaptığı delilli açılamalar, Karagülle’nin lanetlenmesi için yeterliydi.
Oysa Karagülle; Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi’nin başlattığı ve 1923’e kadar onlarca yazarın binlerce yazısında dört delille savunduğu İslamcılığın yaşayan tek temsilcisiydi. Karagülle, hem çağdaş kavramları dört delille açıklayabiliyor hem de Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde hiçbir İslamcının gündeme getiremediği “Ortaklık Ekonomisi” dediği yeni bir ekonomik düzeni kapitalizm, sosyalizm, devletçi ve karma ekonomilere alternatif olarak sunabiliyordu.
Süleyman Karagülle her türlü hor görülmeyi göze alarak Erbakan’ı desteklemeye devam etti. Erbakan 1987’de RP’nin başına geçince Karagülle ile görüşmelerini daha uzun ve verimli bir çizgide sürdürdü.
5 yıl kesintisiz süren dersler sonunda Erbakan, seçmenin karşısına bu kez daha az Milli Görüş ama daha çok “Adil Düzen” söylemiyle çıktı.
Hoca ilerleyen yaşında gördüğü ilgiden çok memnundu. Karagülle’ye göre Adil Düzen “Laik, demokratik, liberal ve akit serbestliğine dayanan bir düzendir”.
Hoca ise Adil Düzeni, cahilleştirilmiş tabanın tepkisini çekmeyecek şekilde ve büyük çoğunu sansürleyip bazı noktalarda da sistemle çelişen eklemeler yaparak kitleleri heyecanlandırmayı tercih etti.
Açıkçası Karagülle’nin ders notları Hoca’nın elinde kırbaç gibi şaklıyor, kitleler üzerinde müthiş heyecan dalgaları yaratıyordu.
Her konu gündeme geliyordu ama RP’liler Hoca dahil, yaşlı veya genç kuşak ayrım yapmaksızın söylüyorum laiklikten, demokrasiden, liberalizm ve akit serbestliğinden nefret ediyordu.
Siyasette ikbal arayanlar, umursamadıkları teoriyi bir kenara iterek cami vaazını andıran siyasi konuşmalarını bir iki hadisle süsleyip yer yer de içine serpiştirdikleri “Adil Düzen’i kuracağız!” sloganlarıyla konuşmalarını oya dönüştürmeye çalışıyorlardı. Sloganlar kitleleri heyecanlandırmaya yetiyordu; fazlasına da gerek yoktu.
Karagülle 5 yıl boyunca her konuyu çağdaş kavramlar, İnsanlık Tarihi, Kur’an ve klasik usul ilimleriyle açıklıyordu. Kat Mülkiyet Kanunu’ndan BM statüsüne kadar… Teorik dersler yanında her hafta dünyada ve Türkiye’de yaşanan önemli olaylar gündeme geliyor ve bir bir açıklanıyordu. 
Erbakan, bir çok konferansında Adil Düzen üzerinde “550 İslâm alimi”nin çalıştığını söylese de, Hoca’nın çalışma masasında Karagülle’nin asistanı olarak bulunmuş biri olarak söylüyorum; tek teorisyen vardı o da Süleyman Karagülle idi. Erbakan her konuda olduğu gibi bu konuda da pragmatik davrandı, kullandığı hiçbir bilgi için telif ödemedi, bu yetmemiş gibi Karagülle’den aldığı bilgileri alakasız insanlara mal etmekten imtina etmedi.
Hiç unutmam, aylarca ekmeğin içindeki faizi hesaplamaya çalışıp bir sonuca varamayan Erbakan Hoca ve arkadaşları, çaresizlik içinde kıvranırken bunun hesabını da Karagülle’ye yaptırdılar. Karagülle formülü 20 dakikada asistanı Hüseyin Kayahan’a anlattı, Kayahan da ekmeğin içindeki vergi ve faizi matematik formüllerle Erbakan Hoca ve arkadaşlarına anlattı… Hoca, bir ekmeğin fotoğrafını çekene telif ödedi ama büyük menfaatler sağladığı bilgiler için bir hak hukuk sözleşmesi yapmayı aklına bile getirmedi.
1989’da bende uyanan kanaat şuydu; bu siyaset esnafı, sadece makam ve mülk peşinde! “Allah rızası” da din istismarından ibaretti. Her siyasi parti bir şeyleri istismar ediyordu, siyasal İslâmcılar da dini istismar ediyordu. Müesses nizam din istismarcısını “şeriatçılıkla” suçlaması ise tam bir “iftira”ydı.
***
Karagülle RP’li yıllarda partinin tek teorisyeniydi ve Erbakan’la 5 yıl düzenli yaptığı derslerde Kat Mülkiyet Kanunu’ndan BM statüsüne kadar ekonomik ve siyasal konuları Kur’an ve İnsanlık Tarihi verileri ile yeniden tanımladı.
Karagülle ve arkadaşları yoğun bir çaba içinde iken Müslümanların yaptıkları siyasetin hiçbir ilmi temeli yoktu! O günlerde ben hem Süleyman Karagülle’nin asistanı hem de Milli Gençlik Vakfı İzmir Şb. Bşk. idim. 7 yıl da RP il başkanına danışmanlık yaptım.
1989-1991 arasında MGV İzmir Şb.de her Cumartesi düzenlediğim tartışmalı panellere yoğun bir katılım olurdu. RP’nin oyu İzmir’de %1,5 iken MGV’deki gençlik ve fikri canlılık Ruşen Çakır’ın ifadesiyle İzmir’de bir numaraydı. Toplantılara zaman zaman Karagülle ve asistanları salona dinleyici olarak gelir ve her dinleyici gibi söz alarak 3-5 dk konuşurlardı. İrticanın rejimi tehdit ettiği günlerdi, doğal olarak çağdaş kavramlar sıklıkla gündeme gelirdi. Karagülle ve asistanları “laiklik, demokrasi, insan hakları, liberalizm, akit serbestliği … gibi” kavramları pozitif yorumlarlardı. Bundan hazzetmeyen RP teşkilat ve yöneticileri,  “kâfirliğe yataklık ettiğim” gerekçesiyle beni RP il ve Genel Merkezine şikâyet ederlerdi. Bu durum 3 yıl boyunca yaklaşık 150 panel için de yapıldı. Emniyetin Güvenlik Şubesine verdiğim hesaplar ise cabası! 
İş bu noktaya gelmişken bir tespitte bulunmam gerekiyor:
Bu nasıl bir tesadüf ki, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye dahil, İslâm ülkelerinde ve sömürgelerinde siyasal İslâmcıların tamamı çağdaş kavramların “kâfirlik” olduğunda ısrar ettiler. Yerli ve yabancı, gizli ve açık servisler siyasal İslâmcılar arasında öyle bir tunç kanunu koymuşlardı ki; Müslüman faiz, zina, hırsızlık, yolsuzluk, cinayet, siyaseten katl… yapabiliyordu ama kimse çağdaş kavramları savunamıyordu! Çağdaş kavramları reddettikleri için de iktidar olamıyorlardı! Bu garabet Ak Parti’nin kuruluşuna kadar devam edecekti.  
Laiklik, demokrasi, liberal ekonomi ve akit serbestliği üzerine yaptığımız tartışmaların sayısını Allah bilir. Bugün siyasetin yıldızı denebilecek ne kadar kişi varsa, Erbakan Hoca hariç hepsi hayatta. 28 Şubat 1997’ye kadar Karagülle ve asistanları hariç, hiçbir İslamcı, laiklik, demokrasi, liberalizm, Atatürk hakkında olumlu bir cümle kurmadı!
Müslümanı dünya ve tarih huzurunda ahmak durumuna düşürenler, 28 Şubat’ın dualı tokadını yiyince, bir sabah uyandığımızda bir de ne görelim, herkes “Demokrat ve Laik olmuş!”
1943’ten 28 Şubat 1977’ye kadar yayınlanan gazete, dergi ve kitaplara bakılabilir. Özellikle son 15 yıldır mangalda kül bırakmayan aydınlar(!)ın yazdıklarına!... Yazdıklarımın ne kadar doğru olduğu görülecektir.
Sevgili okuyucu, o günler gelip geçti!
Çoğunu birlikte yaşadık!
Bilgisiz ve tarihsiz yaşayan insanların yüce kavramları ne kadar kolay tersyüz ettiklerini, Yüce dinleri nasıl istismar ettiklerini yaşayarak gördük!
Bunları ve gelecekte inşallah yazmaya devam edeceğim konuları, ölüleri kılıçtan geçirmek için yazmıyorum! Gittikçe sertleşen ve uğruna ölünen kavramların ve ideolojilerin serbest piyasada kaç para ettiğini göstermek için yazıyorum…

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 3 yorum var, 3 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen 1 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
SERDAR SOYLU 30 Temmuz 2015 Perşembe 17:49

Yazarın ilk yazısı dikkatimi çekmişti; Necip Fazil ile ilgili olan. Sonra takıldım yazı dizisine gidiyorum. Bence yapılmamış ya da gizlenmiş güzel bir öz eleştiri ya da İslamcılık eleştirisi

Yorumu oyla      2      0  
fatih mehmet altınel 30 Temmuz 2015 Perşembe 09:43

Üstad karagülleyi her zaman ve sizi belli zamanlar takip eden birisi olarak yaptığınız bir kısım eleştirileri yerinde buluyorum. Ancak bazı mesele ve kavramlarda hem sizin hemde üstadımız karagüllenin ictihad ve yorumlarında cevap bulamadığım hususlar da yok değil. Muhterem Necmeddin ERBAKAN Hocamızı en baştan takip eden birisi olarak söylüyorum bahsettiğiniz pragmatik (siyasi faydacılık) anlayışı benimsemediği gibi hayatında en zor anlarda dahi yalan söylememiştir. Milli nizamdan beri kurulan partilerin mecliste anayasa mahkemesindeki konuşma ve savunmalar eleştirilerinizin haksız olduğunu göstermektedir. Erbakan Hocanın Adil Düzen ile ilgili çalışmaları avrupa ve diğer islam ülkelerindeki alimlerle yaptığı çalışmaları bi zahmet milli gazetenin arşivlerinde bulabilirsiniz. Erbakan Hocanın ve milli görüşün belkide tek talihsizliği türkiyede bölük pörçük dağılmış müslüman topluluklardır.Milli görüş hareketi bir osmanlı devleti gibi beylik olarak doğmuştur... Ben hareketin İslamcı olduğunu düşünmüyorum. batı kalıplarını tahlil eden onu sorgulayan yada iyi ve faydalı yönünü alan, emperyalizme ve onun yerli uzuatılarına karşı hem fikri hemde ameli bir cihad hareketi olduğunu düşünüyorum. Yine Erbakan Hocanın bazı cemaatlerle diyalog kurması olsa da özellikle nur cemaatininn uzatılan eli ittiği gibi müesses nizamla kavgasız görüntüsünü de tahlil etmeniz hatta emperyalist güçlerin milli görüş iktidarını engellemek için bu gibi cemaatlerin çalışma alanlarını genişletmelerini de keşke tahlil etseydiniz. Süleyman Karagülle değerli bir alim aynı zamanda muttaki bir mümindir. Ama siz onu güneş gibi görürseniz diğer islami düşünce mensuplarının yaptığı la yusellik durumuna indrgersiniz. Bu bence ilim adamına yakışır bir durum değildir. Sizi kırdıysam özür dilerim. Yazılarınızda bahsettiğiniz şeyler eksik noktaları fazla ama düşündürücü olması nedeniyle okunması kıymetli yazılardır. Allaha emanet olunuz.

Yorumu oyla      1      3  
29 Temmuz 2015 Çarşamba 21:26

içerden ilginç bir değerlendirme

Yorumu oyla      3      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Sekülarizm kıskacı
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Nasıl zır cahil bırakıldık nasıl mankafalaştırıldık!
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Çocuklara kıymayın efendiler!
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Eskiden ne TEOG vardı, ne MEOG… Ne kadar mutluyduk biz…
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Dünyadan koparken
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Kabahatin çoğu
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Orda bir köy var uzakta
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Dijital Kültür de kalıcıdır Özdemir Abi…
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İZMİR-İN
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Tırışkadan Masallar ve Adalet!
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
Suavi YARDIMOĞLU
Suavi YARDIMOĞLU
Sportif izdüşümler (3)
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva