Dr. Berna BRIDGE
Atatürk modern Türkiye Cumhuriyeti’nin vizyonu ve kuruluşunu nasıl tasarladı?
29 Ekim 2020 Perşembe

20. Yüzyıl tarihinin en olağanüstü başarılarından biri olarak, Türkiye, Cihan Harbinden egemen ve bağımsız bir Cumhuriyet olarak çıktı.

Geçen yıl Genç Atatürk – Osmanlı Zabitinden Türk Devlet Adamlığına kitabının yazarı Prof. Dr. George W. Gawrych ve eşi Joanile Dallas’a yakın, Texas eyaletinin Baylor Üniversitesinde yaptığım söyleşide tanıştım. Çok sıcak geçen bu söyleşi sonrasında eşinin yaptığı güzel yemekleri yerken kendisinin Polonya kökenli, çift dilli, çift kültürlü olduğunu öğrendim. Ayrıca çok iyi Türkçe, hatta Osmanlıca bilen George’un Türkiye’de, bizim bile anlayamadığımız Osmanlıca arşivler arasında geçirdiği yıl sonucunda Atamızı bizden iyi araştırdığını fark ettim. Tabii ki tek bir söyleşiye onun Atamız hakkındaki bilgilerini sığdıramadım ve bu ikinci söyleşiyle konuyu biraz daha derinleştirmeyi hedefledim. Yüzüncü yılımıza üç kala heyecanla kutladığımız Cumhuriyet Bayramımıza bu söyleşiyle katkı koymak istedim...

-Atatürk modern Türkiye Cumhuriyetinin vizyonu ve kuruluşunu nasıl tasarladı?

Bir çeşit kader duygusuna sahip olan Atatürk, tarihin istikrarsız bir döneminde ortaya çıkan ve modern Türkiye Cumhuriyetinin vizyonu ve kuruluşunu tasarlamasında ve iradesini kabul ettirmesinde kendisine yardımcı olan silah ve siyaset arkadaşlarından oluşan güçlü bir ağ sayesinde doğan askeri ve siyasi bir dehaydı. Kendisini üç eksende, yani dimağ, vicdan ve hisler alanında geliştirmeye olduğu kadar başkalarına önderlik etmekte bu nitelikleri kullanmaya zaman ve çaba harcadı. Olgunlaşmaya veya mükemmelleşmeye yani bir süreç olarak kemale ermeye doğru yaptığı yaşam yolculuğunun temelleri geçmişe dayanan bir varlık ve oluş süreciydi.

-Varlık ve oluş süreçlerini açabilir miyiz?

Atatürk, önündeki ödevleri ciddi bir biçimde irdeleyen ve bunların üstesinden gelen, adanmış bir profesyonel ve mükemmeliyetçi idi. Gelgelelim, oluş, geleceğe dönük bir bakış, yeni sorun, yeni zorluklarla baş etmeye hazır ve açık olmayı gerektiren bambaşka bir konuydu. Yaşam, onun için aydınlanmanın bir laboratuvarı, bilgi edinmek ise hem bir güç, hem de esin kaynağıydı. Bir subay ve bir insan olarak kendisini kozmopolit bir zihin ve ruhla geliştirdiğinden, savaş döneminde bir askerden, kafasında tek bir düşünce, irade ve amaç olan asker-devlet adamına geçişi kolaylaştı. Atatürk bir Cumhuriyet kurmaya kararlıydı ve diplomasi aracılığıyla savaşa son verirken, aynı anda yıldırım hızıyla bir barışa doğru geçti. 20. Yüzyıl tarihinin en olağanüstü başarılarından biri olarak, Türkiye Cihan Harbinden egemen ve bağımsız bir cumhuriyet olarak çıktı.
Atamız, Cumhuriyetimizin kurulmasına giden yolda hangi süreçlerden geçti?

Atatürk, 15 Mart 1923’te Adana halkına yaptığı konuşmada da görüldüğü gibi insani duyguların gücünü kavramıştı. “Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan çok hissiyattır”. İnsani duyguların önemi ve çeşitliliğini çok iyi anlayan Atatürk, taşkınca coşan duyguları kullanmak yerine bu duygulara bir panzehir olarak duygusal olgunluk veya olgun duygulardan sıkça söz etmişti. Savaş kesinlikle kaba güç uygulamasıydı ve katılımcılarından şiddetli duygular talep ediyordu. Araştırma, dinleme ve gözlemleme aracılığıyla Atatürk kendi duygusal zekâsını olgunlaştırmaya çalıştı. Kendi duygusal meseleleriyle yüklenmiş olmakla birlikte yine de başkalarına duygudaşlık gösterebilecek kapasiteye sahipti; bu ille de acıma veya şefkatten kaynaklanması gerekmeyen,fakat hayatı ve insanları anlama ihtiyacından doğan bir duygudaşlıktı.

Bir lider olarak halkıyla nasıl bütünleşti?

Bir lider olarak halkıyla duygusal bağlantı kurması can alıcı önem taşıyordu. Sözgelimi, Sakarya Muharebesine günler kala çıkardığı 20 Ağustos 1921 tarihli emri, doğrudan doğruya muharebe esnasında karşı karşıya kalacakları şeylere karşı hassas birer birey, birer insan olarak her bir zabit ve askere hitap ediyordu. İnsan psikolojisini, özellikle insanın nasıl düşündüğünü ve ne hissettiğini ayırt etmek önemliydi. Bundan dolayıdır ki, Atatürk başkalarının zihinsel gücünü ve duyusal durumlarını sezmekte önemli ölçüde başarılıydı, genel olarak iyi bir dinleyici ve sağlam bir gözlemciydi. Kaldı ki bu bilgi, nihayetinde yakınındakileri olduğu gibi milleti de, hem kendisinin, hem milletin hayrına hizmet edecek şekilde yüreklendirmesine ve yönlendirmesine hizmet etti.

Etkili bir lider olmak hem rasyonel hem sezgisel bilgiye sahip olayı gerektiriyordu ve Atatürk’ün eklektik zihni edebiyat, tarih, felsefe, siyaset kuramı ve psikoloji gibi çeşitli disiplinlerden insani deneyiminin incelenmesini kapsıyordu. Bu geniş ilgi ve araştırma yelpazesi bir askerin bir devlet adamına dönüşümünü hazırlamaya yardım etti. Atatürk çoğu zaman daha geniş resme bakarak savaşta siyasetin önceliği ile strateji, askeri harekât ve taktikler arasındaki etkileşimin önceliğini takdir etti ve bu alanların ayrıntılarını özümsediği gibi, incelemelerinden özgün çıkarımlarda bulunmayı da başardı. Kendi askeri eserleri, Atatürk’ün irfanı sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bu bilgiyi içselleştirme olarak gördüğüne işaret eder. Bazı şeyleri çok iyi bilmek, özgüven inşa eden ve sezgisel yetenekleri geliştiren bir güçtü. Fakat ona göre, bilgi son tahlilde pratik bir uygulama olmalıydı. Zira bir lider olarak Atatürk, kararlar vermek ve bunları kararlılıkla uygulamak zorundaydı.

Vicdan Atatürk’ün yaşamında önemli bir rol oynadı. Zira sahip olduğu inanç, azim, kararlılık ve cesaret bu kavrayışının derinliklerinden çıkıyordu. Atatürk vicdan sözcüğünü, düşünce ve eylemlerinin kaynağı olarak altının çizmek kadar, bireyleri ve grupları teşvik etmek için de sıklıkla kullandı. Ona göre vicdan, hep birlikte bir karakteri oluşturan değerler, erdemler ve bilinci kapsıyordu ve liderlikte karakter, her şeyden önde geliyordu. Karakter olmaksızın dimağ işe yaramazdı. Atatürk, mükemmeliyet, profesyonellik, yurtseverlik, onur, görev bilinci, cesaret,fedakârlık değerlerini tecessüm (boyut kazanma, cisimlenme) ve telkin eden mesleki bir kumandanlık ortamı yaratmayı bildi. Yol gösterici örneklerin ve kişiliğinin gücü kadar, hocalarından ve literatürden öğrendiği yaklaşım ve tutumun rehberliğini takip etti. Bu değerleri, bir siyasi lider olarak kendi rolüne eklemledi. Özbenliğini geliştirmeye özen gösterdi.

Atatürk, belki daha lisede okuduğu sıralarda çok genç yaşlarından itibaren kendisini liderliğe hazırlama karar vermişti. Dimağ, vicdan ve histen oluşan Kemalist üçlemeyi kendi yaşamında dikkatle geliştirdi, ardından bilgisini ve sezgisel becerilerini başkalarıyla ilişkilerinde de kullandı. Dimağ ve vicdan başarılı liderlik için önemliydi. Clausewitz’in alıntılarından, Atatürk sorunlara karşı “uzmanlaşmışlıktan çok, kapsamlı yaklaşıma” ve “soruşturmacı bir dimağa” sahipti. Bu bilişsel yönelimi, henüz bir askeri öğrenciyken geliştirmişti. Ömür boyu kendini öğrenmeye adayan, yaşamı ve insanları anlamak isteyen bir araştırmacı, zamanını, enerjisini kişisel inceleme ve tefekküre adayan kozmopolit zihniyetli bir kişiydi. Atatürk, Clausewitz’denGoltz’tan ve askeri okullardaki hocalarından, kuram ve uygulama arasındaki etkileşimin değerini, bir sorunun doğasının somut olarak anlaşılmasının önemini öğrenmişti.

Yeni bir Atatürk kitabının yolda olduğunu söyleyen Sayın Gawrych’e bu söyleşi için teşekkürlerimizle...

Yıkılan bir Osmanlı imparatorluğunun küllerinden doğan Cumhuriyetimiz ve bu Cumhuriyeti kurmaya liderlik eden Atamızıniçsel yolculuğu işte yukarıdaki gelişimden, dimağdan, değerlerden, düşünceden, hissiyat oluşumundan geçti. Bunları anladıkça Cumhuriyetimizin ve Atamızın vaz geçilmez değerini daha da çok anlıyoruz. Bu günlerde, ülkemiz içte ve dışta değişik sorunlarla boğuşurken Atamızın bıraktığı bu manevi miras hepimize inanılmaz bir güç veriyor…

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun…

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Bir hayat kaç defa çalınır?
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Bir defa için ‘tam kapansak’ ne olur?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Bilimsel düşünce, demokrasi, kitle kültürü
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Reform ve devrim
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Katar’ı doğru anlamak
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Tanrının Eli
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Büyükşehir belediye binasını yıkın gitsin!
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Koruma Kurulu neyi koruyor?
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Yolda olmak güzeldir
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
'Devlet'sizlik
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva