Dün gece eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Mehmet Ali Birand ile söyleşi yaptı. Mehmet Ali Birand'ın 'gördünüz mü ben eski Genel Kurmay Başkanı ile mülakat yapabiliyorum' diyen vücut ifadesi, İlker Başbuğ'un teröre koyduğu tutarsız görüşleri, sığ olay analizi ve daracık pencereden yorum yapma esas tema idi.
İlker Başbuğ iki binli yılların önde gelen bir subayı. Bu dönem içinde terör azmış ve nerede ise iş çığırından çıkmak üzere. Başbuğ 'PKK şanslı bir örgüt' diyor. Onların Mehmetçiği katletmesi, sivilleri vurmaları şanslarından kaynaklanıyor. Kendi yönetimindeki ordu da şanssız. Adama sormazlar mı, sen orada 230.000 askerle bulunuyorsun, PKK ise en fazla 4200 kişi. Buna rağmen yirmi beş yıldır bugün yarın bu işi bitireceğim diyorsun. Adama sormazlar mı, Lice'de çatışma ortasında kalan time vur emri Diyarbakır-Ayvalık-Diyarbakır arasındaki emir komuta zincirinin çalışması sonucunda veriliyor, böyle bir rezalet olur mu? Neden Ayvalık'taki karargah Diyarbakır da değil, hatta niye çatışma alanında değil de Ayvalıkta, deniz kenarında.
Adama sormazlar mı sen son on yılda emir komuta zincirinde bulunmana rağmen niye bu 4000 kişi ile baş edemedin.
'Kandili temizlemek lazım' diyorsun, e pekiyi elini tutan mı oldu. Yurt dışına operasyon için TBMM'den sürekli yetkili değil miydiniz?
Tabii ki bu soruları çoğaltmak mümkün. Kendisinin akıllıca vereceği bir cevap vardı. O da 'ordu iç güvenlikte başarılı olamaz'. Ordu sınır güvenliğini sağlamalı, Irak hükümetinin yönetemediği bir bölgeye askeri harekat düzenleyerek PKK'nın yuvalanmasını önlemeli demeliydi. Ama bunları düşünecek vakti yoktu. Tıpkı 1911 yılında koca Osmanlı Ordusu Yunanistan ve Bulgaristan'ın savaş bilmeyen küçücük ordusu karşısında yenilmesi gibi. Osmanlı ordusu niye yenildi? Yenildi çünkü ordu siyaset yapıyordu. Hükümeti değiştirmek, savunma bakanını değiştirmek için siyaset yapıyordu. Şimdi koca Türk Ordusu sayıları dört bin olan eşkıyanın hakkından gelemiyor? Hakkından gelemiyor, çünkü 'ülkenin her meselesine maydanoz oluyor', siyaset yapıyor, beğenmediği hükümeti devirme ile ilgili planlama ile meşgul oluyor.
Ben kırk yıldır, vurucu gücü yüksek küçük orduyu savunuyorum. Ülke kaynaklarını zorlamayan, ordudaki herkesi meşgul eden, morali yüksek, görüşlerini uygun platformlarda ifade eden bir ordu. Şu andaki ordunun bu kadar büyük kaynak tüketerek, terör karşısında aldığı neticeden memnun olan var mı? Olmaması gerekir ama Başbuğ memnun.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin kaybolduğu yeri tespit etmek için Genelkurmay'da ve Jandarma Genel Komutanlığı'nda çalışmaları birer astsubay yaptı, onların verdiği bilgi her iki kurumun en üst rütbelerine kadar çıktı. Arada olan onlarca kademe 'şu hesapları bir de ben kontrol edeyim' demedi. Genelkurmay'dan gelen yer bildirimi yanlıştı. Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gelen doğru olmasına rağmen o bilgi kullanılamadı. 'Böyle bir emir komuta zinciri başarılı bir yönetim sergileyebilir mi?' sorusunun cevabını okurlara bırakıyorum.
İlker Başbuğ iki binli yılların önde gelen bir subayı. Bu dönem içinde terör azmış ve nerede ise iş çığırından çıkmak üzere. Başbuğ 'PKK şanslı bir örgüt' diyor. Onların Mehmetçiği katletmesi, sivilleri vurmaları şanslarından kaynaklanıyor. Kendi yönetimindeki ordu da şanssız. Adama sormazlar mı, sen orada 230.000 askerle bulunuyorsun, PKK ise en fazla 4200 kişi. Buna rağmen yirmi beş yıldır bugün yarın bu işi bitireceğim diyorsun. Adama sormazlar mı, Lice'de çatışma ortasında kalan time vur emri Diyarbakır-Ayvalık-Diyarbakır arasındaki emir komuta zincirinin çalışması sonucunda veriliyor, böyle bir rezalet olur mu? Neden Ayvalık'taki karargah Diyarbakır da değil, hatta niye çatışma alanında değil de Ayvalıkta, deniz kenarında.
Adama sormazlar mı sen son on yılda emir komuta zincirinde bulunmana rağmen niye bu 4000 kişi ile baş edemedin.
'Kandili temizlemek lazım' diyorsun, e pekiyi elini tutan mı oldu. Yurt dışına operasyon için TBMM'den sürekli yetkili değil miydiniz?
Tabii ki bu soruları çoğaltmak mümkün. Kendisinin akıllıca vereceği bir cevap vardı. O da 'ordu iç güvenlikte başarılı olamaz'. Ordu sınır güvenliğini sağlamalı, Irak hükümetinin yönetemediği bir bölgeye askeri harekat düzenleyerek PKK'nın yuvalanmasını önlemeli demeliydi. Ama bunları düşünecek vakti yoktu. Tıpkı 1911 yılında koca Osmanlı Ordusu Yunanistan ve Bulgaristan'ın savaş bilmeyen küçücük ordusu karşısında yenilmesi gibi. Osmanlı ordusu niye yenildi? Yenildi çünkü ordu siyaset yapıyordu. Hükümeti değiştirmek, savunma bakanını değiştirmek için siyaset yapıyordu. Şimdi koca Türk Ordusu sayıları dört bin olan eşkıyanın hakkından gelemiyor? Hakkından gelemiyor, çünkü 'ülkenin her meselesine maydanoz oluyor', siyaset yapıyor, beğenmediği hükümeti devirme ile ilgili planlama ile meşgul oluyor.
Ben kırk yıldır, vurucu gücü yüksek küçük orduyu savunuyorum. Ülke kaynaklarını zorlamayan, ordudaki herkesi meşgul eden, morali yüksek, görüşlerini uygun platformlarda ifade eden bir ordu. Şu andaki ordunun bu kadar büyük kaynak tüketerek, terör karşısında aldığı neticeden memnun olan var mı? Olmaması gerekir ama Başbuğ memnun.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin kaybolduğu yeri tespit etmek için Genelkurmay'da ve Jandarma Genel Komutanlığı'nda çalışmaları birer astsubay yaptı, onların verdiği bilgi her iki kurumun en üst rütbelerine kadar çıktı. Arada olan onlarca kademe 'şu hesapları bir de ben kontrol edeyim' demedi. Genelkurmay'dan gelen yer bildirimi yanlıştı. Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gelen doğru olmasına rağmen o bilgi kullanılamadı. 'Böyle bir emir komuta zinciri başarılı bir yönetim sergileyebilir mi?' sorusunun cevabını okurlara bırakıyorum.