Türkiye tarihi bir süreçten geçiyor. Bu sürecin en yalın özeti; Türk ulusunun 'dayatma' ya ve 'ben yaptım oldu' zihniyetine, tarihin tozlu yapraklarında yazdığı gibi asla pabuç bırakmayacağıdır.
Son dönemde bir hayli eleştirilen ve çoğu zaman da haksız yere 'vurdumduymaz'lıkla nitelenen Türk gencinin söz konusu vatan olunca gerisini teferruat sayarak, vatanına, milletine, bayrağına ve bağımsızlığına sahip çıkması ise biber ve portakal gazları arasındaki dumanın arasından, Türk ulusu adına, bu güzel yurdun geleceği adına bir güneş gibi parlamasıdır. Türkiye'yi karanlıkların arasından Türk genci aydınlık yarınlara ulaştıracaktır. Bu güneşi hiçbir TOMA'nın tazyikli suyu, ya da ölümüne fışkıran renkli boyası balçıkla sıvayamacaktır.
Sağın solun yakılması, esnafın dükkanlarının, bankaların, oranın buranın talan edilmesi, provakosyonların ürünü müdür? Yoksa kraterin altında birike birike bu günlere gelen bir yanardağın patlaması mıdır? Giderek artan şiddete karşı, bir doğa, fizik kuralı, etkiye tepki midir?
Yukarılarda filler tepişirken, ezilmemeye çalışan, zor koşullar altında, görevini yapmaktan, kendi ekmek parasını onuruyla namusuyla kazanmaktan başka düşüncesi olmayan basın emekçilerine yöneltilen tepkiler, hatta fiili saldırılar, yandaş medyaya doğan haklı tepkinin doğru adresi midir bilinmez?
Bilinen tek şey; Artık Haziran ayıyla birlikte hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Olayın bir başka boyutu ise, düşman kardeşler olarak bilinen, bugüne dek spor alanlarında neyi paylaşamadıklarını anlayamadığımız, futbol dünyamızın paydaşlarının da kayıtsız şartsız bir araya gelmesi ve üzerlerinde formalarıyla yan yana meydanları doldurmaları, omuz omuza Taksim'e omuz vermeleridir.
Renklerin kardeşliği bir kez daha zor zamanda kendini göstermiştir. Futbolun sadece kitleleri uyutmaya yönelik bir afyon olmadığının, futbol dünyasının da söz konusu vatan olunca düşmanlıkları, puan kaygılarını ve rekabeti bir teferruat sayıp, en yüksek sosyal sorumluluk ve hümanite ve çevre bilinci derecesine ulaşabildiğinin kanıtıdır, yaşananlar. Günahıyla, sevabıyla…
Ne var ki, aradan zaman geçtiğinde renklerin kardeşliği unutulacak mıdır? Birkaç gün sonra forumlarda 'Bir araya geldik ama, abartmayın. Orada kalın ileri gitmeyin …. asla bizim dostumuz değildir' yazılarını görecek miyiz?
Yoksa geçmiş hesaplar ısıtılıp, tekrar soğuk yenen intikam yemekleriyle mi donatılacaktır sofralar? Yine spor alanlarında satırlar, döner bıçakları, karşılıklı baskınlar, birinin üzüntüsüne diğerinin sevinmesini, havuzlardaki çığlıkları, renkli tabutları, döktürülen lokmaları, verilen selaları v.s. yaşayacak mıyız?
Kamyonun üzerinde yan yana formalarıyla slogan atanlar, birlikte otobüslerle, minibüslerle Taksim'e koşanlar. Omuz omuza meydanlarda, sokaklarda birlikte destan yazanlar…
Cenaze törenlerinde mi, hastane önlerinde mi, ya da sosyal patlamalarda mı?
Sadece o anlık mı?
Yoksa yaşamın her anında, her alanında, günler boyu mu sürmeli?
Renklerin kardeşliği…