Futbol dünyamızda gün geçtikçe değerlerin yok olduğunu, çıkarların her türlü yapılanmanın önünde yeraldığına tanıklık ediyoruz...
İzmir futbolunda adı tarihsel büyüklüğü tartışılmaz, yüz yıllık birikimleri olan Karşıyaka, Altay, Altınordu, Göztepe ile birlikte Bucaspor'u irdelediğimizde, hiç de adlarına yakışır bir geçmişe sahip olmadıklarını, yönetimsel boyutta yaşanan 'günü geçiştirme' politikaları nedeniyle bugün için oturacak bir kulüp binalarının bile olmadığını görürüz...
Günümüz spor politikaları içerisinde, salt adını duyurmak, görev yaptıkları alanlarda kalıcı işler yapmak yerine, günü geçiştirme ve salt kendi reklamlarını yapma girişimlerinden bir adım öteye geçmeyen yaklaşımlar, ne belli bir spor politikası üretiyor, ne de kulüplerin sağlıklı işleyişini sağlıyor...
Hep söyleriz ya, üretici olmayan, yöneticisi olduğu kulübün geçmişini bilmeyen kişilerin katkıları ne olur?
Spor yöneticiliği bilincinin oluşmadığı bir yerde nasıl başarılı olunur?
Daha da öteye gidersek, bu kişiliklerle sporun temel ilkeleri olan barış, kardeşlik, dostluk, doğru iletişim kavramları nasıl gerçekleşir?
Rekabet sporun değişmez, tartışılmaz noktasıdır...
Yöneticilik, taraftar bilinci, sporcuların taşıdığı forma rengi ve kulübüyle bütünleşmesi; tribünlere yansıyan o zevkli, kimi zaman tartışılır olsa da görkemli görüntüler nasıl olur da silinir uslardan; kim hangi düşünceyle bu değerleri bir anda yok sayabilir?
Daha dün gibi anımsarız, Karşıyaka-Göztepe çekişmesinin, rekabetin Atatürk Stadı tribünlerine bir ikinci lig maçında 80 bin kişiyi topladığını!..
Hanidir de özlediğimiz bir görüntüdür o!..
Şimdi bir arkadaş çıkmış, sanki o günleri bilmiyor, futbolun o tatlı rekabetinin ne anlama geldiğini usundan bile geçirmiyor olmalı ki, 'Aman Karşıyaka-Göztepe maçlarında misafir takım taraftarı alınmasın' diyebiliyor...
Bu arkadaş, geçmişten dem vurup bir anımsatmada bulunuyor:
'Geleceğe güvenle bakmak için, geçmişte iki takım arasında oynanan maçlarda her iki takımın da gördüğü zararları önleyelim. Taraftar kavgasının önüne geçelim, zarar göreceğimiz cezaları da önlemiş oluruz...'
Bu açıklamayı yaparken, rekabetin, sevincin, coşkunun, futbol tutkusunun, renk aşkının ne olduğunu çok iyi algılamak gerekiyor!..
Çok zorlu bir süreçten geçen Türk futbolunun İzmir ayağında bilinçli yöneticilik anlayışıyla, geçmişte hiç de iki takım taraftarını ilgilendirmeyen; Salt Karşıyakalı iki gencin bireysel kavgası nedeniyle tribünde yaşanan bir gerginliği bugün ve gelecekte olay yartabilecek bir düşünce içine girmek; üstelik bu düşünceyle önlem alınmasını istemek hiç bir biçimde spor yöneticiliği kimliğiyle örtüşmez!..
Futbolun temel taşı rekabette taraftarın önünü kesmek, o heyecanı ve coşkuyu da yoketmek anlamına gelir...
Bırakın bu düşünceleri, kesmeyin o tribün zevkini futbolseverin...
Bir gün size de gerekir temaşa!..
Bakınız şike, teşvik primi söylentilerinin ne getireceği belli olmayan bir sezona girerken, taraftarı tribünden uzaklaştırmak yerine, birlikteliğini sağlayacak, o yerleri dolduracak girişimlere gereksinim varken, bu söylentiler yersiz...
Üstelik duyarsızlık da diyebiliriz!..