Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Neo-liberalizmin ipliğini pazara çıkarmak!
28 Mart 2022 Pazartesi

Günümüzde Türkiye’deki partilerin büyük bir çoğunluğu iktidarlarını sürdürmek ya da  iktidara yönelik ekonomi-politik programlarında  daha eşitlikçi bir  düzenin sermaye akışının  başlamasıyla çözülebileceğini savlıyorlar  ve işi “serbest piyasa”ya bırakmak eğilimi taşıyorlar.

Aslında dünyada ve ağırlıklı olarak 1980 yıllardan beri Türkiye’de uygulanan ekonomi-politikalar bu değil miydi? Bu politika bağlamında  özelleştirmeler ile, devletin piyasa malları üretimi, piyasayı düzenlemede kural koyucu işlevi ve sosyal devletle ilgili kamu hizmetleri gibi başlıca üç müdahale alanından çekilmesi  gerçekleştirilmedi mi?

Böylelikle, tekelci sermayeye yeni kar alanları açılmadı mı? Devlet, sosyal niteliğinden uzaklaştırılarak, devlet-yurttaş ilişkisi yerine tüketici ilişkisi oluşturularak yurttaşın devletle bağı, en alt düzeye indirilmedi mi?

Geliniz, bu bağlamda dünyada neo-liberalizmin ipliğini pazara çıkaran yabancı üç filimden bir anımsatma yapalım.

Bunlardan ikisi, Yunan asıllı Fransız yönetmen Costa-Gavras’a ait.

Birincisi,1982’de Cannes’da «Altın Palmiye Ödülü”nü, Yılmaz Güney-Şerif Gören’in“Yol” filmiyle paylaştığı “Missing / Kayıp”  filmi.

Kayıp filmi, 1973´te Şili´de demokratik yollardan işbaşına gelen Salvador Allende´nin devrildiği 1973 Şili Askeri Darbesi sırasında kaybolan ABD´li gazeteci Charles Horman´ın gerçek hikayesinden uyarlanmıştı.

Filmde, Amerikalı orta boy bir işadamı olan bir babanın, darbe sırasında öldürülen oğlunu arayışı anlatılır. Geniş ölçüde tutuklamaların olduğu günlerde Amerikalı yazar ve yapımcı Charles Horman evinden alınır ve ondan sonra, kendisinden haber alınamaz. Eşinin iki hafta boyunca yaptığı araştırmalar da yarar getirmez. Bunun üzerine Charles´ın babası oğlunu aramak için ABD´den Şili´ye gelir.

Baba Horman, Şili´de kaybolan oğlunu ararken Şili darbesine ilişkin birtakım ipuçları elde eder. Takip ettiği ipuçları onu, oğlu Charles’ın siyasal nedenlerle cunta tarafından ortadan kaldırıldığı sonucuna götürür. Baba, oğlunu bulmaya çalışırken, özellikle Şili’de yaşayan CIA ve iş adamları bağlantılı kendi yurttaşları tarafından da türlü güçlüklerle karşılaştırılır. Filmin en önemli vurgusu, babanın ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede şekillenir. Baba, büyükelçiye ABD’nin darbenin neden destekleyicisi ve düzenleyicisi olduğunu sorar. Aldığı cevap kapitalizmin iç yüzünü ortaya çıkaracak şekilde çarpıcıdır. Büyükelçi, «ABD şirketlerinin çıkarları için askeri darbenin desteklenmesi gerekiyordu ve sizin varlığınız da bu darbelere borçludur” der.

 ‘’Le Capital / Kapital’’de ise Costa-Gavras, , küresel güç odaklarının bankalarla birlikte nasıl hareket ettiğini anlatıyor. Filmde, Avrupa’nın en büyük bankasının yönetim kurulu başkanı olan MarcTourneuil’e göre; tek patron paradır, lüks bir yaşam salt varsıllara verilmiş bir haktır. Zenginleri daha zenginleştiren, yoksulları giderek yoksullaştıran Marc kendini “Çağdaş bir RobinHood” olarak algılar. Banka oyunlarıyla yoksullardan çalıp varsıllara verir.

Costa-Gavras,yaptığı son röportajlarından birinde de; «Kapitalizmin köleleriyiz. Kapitalizm sarsılınca bizde sarsılıyoruz. O gelişip yeni zaferler kazandıkça kutlamalar yaşıyoruz. Bu canavardan bizi kim kurtaracak? Kendi kendimizi mi özgür kılacağız? Kapitalizmin kime, nasıl yaradığını kesinlikle çözmemiz gerekiyor” demişti.

Üçüncü filim ise; Güney Kore yapımı, Bong Joon-ho imzalı “Parazit”.

Çünkü filim, Güney Kore bağlamında yaşamakta olduğumuz sınıflı kapitalist sistemin acımasızlığını şiddet ögeleriyle yansıtıyor.

Filmin konusu özetle şöyle:

Filimde üç aile var. Birinci aile, üst sınıf katmanında ve her türlü olanağa sahip Park ailesi.

Kim ailesi ise yarı bodrum sayılabilecek bir dairede yaşıyor, ana-baba, kız ve erkek çocukların düzenli bir işi ve geliri yok.

Üçüncü ailenin kadını Park ailesinin hizmetçisi, kocası da Park ailesinin bilinmeyen ininde yaşamakta olan bir düzen kaçağı.

Olaylar Kim ailesinin Park ailesinin yanına yardımcı olarak işe girmesiyle başlıyor. Burada bir üst sınıfa geçmek için Kim ailesi her türlü yalanı ve dolanı mübah (yapılmasında sakınca görülmeyen)görüyor. Çocuklar Park ailesinin öğretmen ve sanat terapisti, baba şöförü ve ana hizmetçisi oluyor.

Ancak üçüncü ailenin ortaya çıkmasıyla cinayetlere kadar uzanan olaylar başlıyor. Cinayetleri işleyen baba Kim, polisten Park ailesinin bilinmeyen ininde saklanarak kurtuluyor ve orada dünya ile ilişkisini kesiyor ve üç aile de darmadağın oluyor.

Filmin sonu ise yıllar sonra, Genç Kim’in babasını kurtarmak için o lüks evi satın alabilecek bir yaşama ulaşıp ulaşamayacağında düğümleniyor.

Filim özünde ne anlatıyor?

Neo-liberal sistem, egemenliğini alt sınıfları sömürmesine bağlıdır ve bu amaçla birbirlerini kırdırmaktan kaçınmaz.

Neo-liberal sistem, sisteminin doğal ve kaçınılmaz olduğunu kabul ettirir.

Neo-liberal sistem, “özelikle yoksul sınıfların çocuklarına çok çalışır ve iyi eğitim alırsan sınıf atlayabilirsin” umudunu pazarlar.

Yoksul sınıflar arasında da bir üst sınıfa geçmek için olağan üstü acımasız bir rekabet vardır.Bu kapsamda daha aşağıya inmeme, eldekini yitirmeme mücadelesi için hiç bir ahlaki kaygı duymayabilirler.

Çevrenin düzensiz kullanımından doğan afetler bile, yoksullara başka yansır.”

Özetle “Parazit” filmi dünyaya ayna tutuyor.

Filim, “Dünyada Egemen Olan Neo-liberal Kapitalist Sisteme Karşı Seçenek Nedir?” sorusunu da seyirciye bırakıyor diye düşünüyorum.

Ancak uzağa gitmeye gerek var mı?İçinde yaşamakta olan sistem bu değil mi?

Neo-liberal parti yöneticilerinin, akademisyenlerin ve karar vericilerin bu üç yabancı filmi  izlemelerini öneririm.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Netameli bir tür
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Emek kutsaldır çünkü...
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Yumuşama mı, oyun kurmak mı?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Bitki kıyameti
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Gerçek annelik
Kemal ARI
Kemal ARI
Şirince’de Manoli’nin izinde (1)
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
'İzmirlilik nedir?'
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Türkçem benim
Oytun NALBANTOĞLU
Oytun NALBANTOĞLU
Göztepe büyüledi!
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Fırtınam, felaketim, hasretim...
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA EGE'DE SON SÖZ
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva