1991 yılının ilkbaharında Trabzon PTT'sinden adıma imzasız bir mektup geldi.
Mektupta Diyarbakır İçkale' de bulunan JİTEM binasında sadece insan etiyle beslenen 3 köpek bulunduğunu, sorguda ölen, ya da operasyonlarda ele geçirilenlerin bu köpeklere yedirildiği yazılıyordu.
Küçük yaştaki çocukların da okuyabileceğini düşünerek detaylara giremiyorum.
O dönemde ben Diyarbakır Söz gazetesinin Yazı İşleri Müdürüydüm. Dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan aynı günlerde gazeteyi ziyarete gelmişti. Kendisine mektubu okudum. Çok öfkelendi. 'Böyle bir şey Ortaçağlarda bile olamaz. Devletimizi küçük düşürmek için yapılan iğrenç bir propagandadır' dedi.
Bir devletin kendi vatandaşını işkencede öldürüp, cesedini köpeklere yedirebileceğini düşünebilmek bile korkunçtu.
1991 yılının Sonbaharında Ayşe Miran adlı genç bir kız gazeteye gelerek babasının gözaltına alınırken yaşananları anlatmıştı.
'Babamı sivil giyimli saçı, sakalı karışmış, ellerinde uzun namlulu silahlar taşıyan 4 kişi evden aldı. 63 AK 158 plakalı Beyaz Toros araca bindirdiler. Babamın bisikletiyle gecenin karanlığında aracı takip ettim. İçkale'deki Jandarma karakoluna girinceye kadar gördüm.'
Ayşe'ye babası gözaltına alınırken neler konuşulduğunu sordum.
'Hiçbir şey konuşmadılar, kimsenin sesi çıkmadı. Çok Kibar davrandılar. Sadece uzun sakalı olan bey ( Hadi çabuk davranın köpeklerim açlıktan ölecek dediğini duydum.) diğer arkadaşları da güldüler. Çok düzgün Türkçeleri vardı.
'Köpeklerim aç' sözüyle ürperdim.
Kuşkunun, korkunun, kaygının, acının yüzlerce tarifi vardır. O an his ettiklerim bunlardan hiçbirisi değildi. Ayşe'yi oracıkta bırakıp, telefona sarıldım. Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan'ı aradım. Kasap Ali'nin akıbetini sordum.
Yarım saat sonra Valiliğin Genel Sekreteri Hamdi Bey beni aradı.' Gözaltında böyle bir kayıt gözükmüyor' dedi.
Gazi Caddesi Süleyman Nazif Sokakta kasaplık yapan Ali'den bir daha haber alınamadı. Devlet kaynakları onun PKK'nın kaçırmış olabileceğini açıkladılar.
Aradan yıllar geçti, Kasap Ali'nin kızı Ayşe'nin gazetenin görüşme salonunda 'Lütfen babamı kurtarın ' çığlıklarını hiç unutmadım.
Bir şey daha unutmadım. Ayşe gazeteden ayrılırken, bir daha binmemek ve görmemek üzere babasının bisikletini oracıkta, duvarın kenarında bırakıp gitti.
Şimdi o İçkale'deki JİTEM (Jandarma İstihbarat Merkez) taşındı. Bahçesinde onlarca kafatası ve insan kemikleri çıkarılıyor.
Sadece orada mı?
20 yıl önce yazmıştım 'Ceset tarlasında bir gezinti' yazısını. DGM savcısı hayatımı zehir etmişti.
Şimdi, haber bültenleri, birer korku filimi gibi, kafatası sayılarını veriyor.
İnsan İzmir'den Diyarbakır Saray kapı'daki kazılara, çıkan kafataslarına bakınca çok fazlada bir şey his etmiyor.
20 yıl önce yaşananları genç kuşaklar, üniversite talebeleri fazlaca da meşgul etmiyor.
Eskiyi kazmak, deşmek, yaraları kanatmak değil amacım… Lakin bir şeylerde yapılmalı.
'Bir devlet kendi vatandaşına karşı nasıl bu kadar zalim olabilir?' sorusuyla yola çıkmalıyız.
O günlerde;
Demirel cumhurbaşkanı, Tansu çiller Başbakan, Doğan Güreş Genelkurmay Başkanı, Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü, Nahit Menteşe içişleri Bakanı, Ünal Erkan OHAL Valisi. Ramazan Er Diyarbakır Emniyet Müdürü.
O dönemin bütün valileri, generalleri, bürokratları, emniyet müdürleri, askerleri milletvekili seçtirildi. Dünde maaşlarına yüklü meblağda zam yapıldı. Korumaları arttırıldı. Bir kısmı askeri, bir kısmı ticari ateşe olarak dünyanın dört bir yanında görevlendirildi.
Şuada iktidarda görünen ise…!!!
Adalet ve Kalkınma Partisi