Geçen hafta sonu 'bizim' bakanımız Sayın Suat Kılıç İzmir'e çıkarma yaptı. Spor Bakanı Bölgesel Gençlik Çalıştayları'nın İzmir toplantısına katılırken, İzmir'den 'rüzgar' gibi geçti.
Aylardır Gençlik Spor il Müdürü'nün bile atanamadığı kentte geride modern stat vaatleri kaldı.
Biz de dolayısıyla sevindik. Öyle ya; körün istediği bir göz Allah verdi iki göz.!
Pembe vaatleri her seçim dönemi duymaya alıştık. Ya da her teknik, bürokratik, mülki her büyüğümüzün ziyaretinde ağzımıza bir parmak bal çalınmasını da kanıksadık.
Milli maça hasret kaldı. Süper Lig'e de, Avrupalı futbola da…
Vaatler yerine gelir mi bilinmez. Bekleyip göreceğiz. Onu zaman gösterecek. Ona bakarsanız Euro 2016 için yapılacak stadın şimdiye kabasının yarıya gelmesi gerekirdi. Ama hala yer arıyoruz.
Stat işi bir anda kent futbolunun gündeminde bir numaraya tırmandı. İktidarın muhalefet kalesini teslim alma hamlelerinin sportif ayağını oluşturan vaatler dizisi, insanların kafasında sanki iki stat bitince tüm sorunlar çözülecek gibi bir imaj oluşturdu,
Oysa İzmir'in gerçekleri ve özellikle stat gerçeği ise çok farklı.
Ege TV Spor Muhabiri Ali Gözeten, Altınordu maçlarını kaçırmaz….Yağmur çamur demez ulaşır Buca Stadı'na. Ali, kamerasının dağarcığında yine trajikomik bir olayla döndü bu hafta.
Futbolseverlerin 'Buca İlçe Tarlası' adını taktığı 2. Lig maçlarının oynandığı, zemini patates tarlasını andıran, skor tabelası bir çalışıp bir bozulan. 'stat görünümlü,yeşil tarla' bu kez de güldürürken düşündürecek bir başka skandala sahne olu.
Her maç haftası yeni skandalların yaşandığı resmi 2. Lig karşılaşmasında bu kez merdiven komedisi yaşandı.
Altınordu – Sarıyer mücadelesinde kameramanların kendilerine ayrılan bölmeye tırmandıkları merdiveni yukarıya çeken bir türlü onarılmayan bozuk vinç çalışmayınca İzmir'in stat manzaralarına yeni bir trajikomik halka daha eklendi.
Emektar saha görevlisi 'babadan kalma' gemici düğümüyle merdiveni sabitlerken, yüksekliği 3 metreyi bulan duvardan da değme akrobatlara taş çıkartacak bir çevikle, kedi gibi aşağı indi.
Bu statta çoğu zaman merdiven yukarı çekilemediği için maçlar gecikmeli başlar. Kameramanın en büyük kabusudur, maça vaktinden önce gidememek. Kameramanlar kendi arasında 'aşk gemisi' adını takmıştır, Buca Stadı'ndaki yarı açık kamera odasına… Tıpkı limana yanaşan geminin merdiveni gibi… Merdiven yukarı çekildi mi bittiğin andır.
Uzatmayalım, sporcu sağlığı bu kez emektar görevlinin gemici düğümüne emanet edilir ve karşılaşma başlar.
Gencecik bir kayakçımızın hangi aklı evvelin pist kenarına diktiği kütüklere çarparak yaşamını yitirmesinin taze acısı yüreklerimizi tüm sıcaklığı ile yakıyor. Resmi 2. Lig karşılaşmasında; merdiveni sabitleyen düğüm çözüldüğü takdirde hangi profesyonel futbolcuya, hangi hakeme ya da saha görevlisine ne olur? Bu yaşamsal sorunun yanıtı yine kimsenin umurunda değil. Bunun hesabını kimin vereceği de…
Kameramanlar uçları açık, priz ve anahtarları kırılmış elektrik kablolarının arasında her an çarpılma tehlikesi ile görev yapıyor, Buca'da... Ancak tehlikeli görev sadece onlara ait değil. 'Görevimiz Tehlike' top toplayıcılar için de geçerli. Futbol literatüründeki adlarıyla 'iki buçukluk' lar caddeye kaçan topları alabilmek için 3 metrelik duvarda tek ayak üzerinde top nöbeti bekliyorlar.
Şaşırdınız mı?
Tüm olanlar Altınordu – Sarıyer, 2. Lig karşılaşmasında aynen geçerli. Her maç haftası da yaşanıyor.
İşte yeni stat vaatleriyle ağzına bir parmak çalınan İzmir'deki stat gerçeği bu…
Geçelim…Mardin… Türkiye'de ayrı bir tarih ve kültür… Türkiye'nin en önemli camialarından biri. 2008 kayıtlarına göre tüm Türkiye'de 1 milyon 282 bin Mardinli yaşıyor. Salt İzmir'de yaşayan Mardinli sayısı 130 binin üzerinde.
İşte böyle köklü bir camianın 2. Lig'deki temsilcisi Denizli Belediye maçına çıkamıyor.
Sebep; 2 trilyona yakın borçlarını ödeyemediği için kayyuma devredilen, kayyumun da elde kalan 13 futbolcudan yalvarıp yakarmalara karşın sadece 6'sını kulüpte kalmaya ikna edebilmesi…
Ankaragücü Teknik Direktörü Hakan Kutlu'nun sözleri ise Türk futbolunun marka değerinin üzerinde tokat gibi patlıyor:
Sivas deplasmanında kar altında oynadığımız ilk yarının ardından ıslak formalarımızı değiştiremedik. Çünkü kulübümüzün içinde bulunduğu durum yüzünden ikinci takım formamız yoktu!!!
Spor Bakanımız, iş kamuoyuna yansıyınca 102 yıllık kulübe malzeme yardımı yapacağını açıklıyor hemen. Yeni yılın ilk ayını geride bırakmaya hazırlanırken, futbolumuzun halları işte böyle…
Objektifi yeniden İzmir'e çevirirsek. İzmir Süper Lig'e hasret kalmış. Çıkıp düşen Bucaspor çıktığına pişman olmuş. 22 trilyon borcu var.
Yüzüncü yılını devirecek Karşıyaka'da onlarca haciz dosyası kapıda. Yönetici ne yapsın? Transfer yapıyor, hoca değiştiriyor. Üstelik basketbol ve voleybola da yetişiyor. Taraftar canı, kanı pahasına yollarda, bir umudun peşinde koşuyor. Karşıyaka Belediyesi ve Selçuk Baba'nın himayesiyle işler yürüyor. Kimseden hele devletten hiçbir destek yok.
Tanrı, Selçuk Baba'ya uzun ömürler versin…
Göztepe, Altınbaş Holding'e teslim edilmiş. 'Ne haliniz varsa görün' deniyor. Holding var ya Göztepe için de kılı kıpırdatmaya gerek yok. Hoca değişti. Ali Gültiken bıraktı. İzmir'in efsanesi Göztepe'nin kaderi İzmirli olmayan dudaklar arasından çıkacak bir söze bağlı:
'Bırakıyorum'…
Altay ise bu yıl çıkamazsa geleceği karanlık. 1914'te Kuvay-ı Milliyeciler'in kurduğu ulu çınarın borcu da Buca'dan aşağı değil. Aileler devri çoktan geride kalmış. Aileyi bırak üvey evlat bile olmaya razı
Altınordu ise özverili bir yönetimle Cumhuriyet'le yaşıt çınarı ayakta tutmaya çalışıyor. Maç yaptığı sahanın durumu yukarıda. Antrenman yapacak yeri ise yok.
İzmirspor ise Bölgesel Amatör'den çıkmak için debeleniyor.
Türk futbolu, Türk Spor Teşkilatı, çok şeyler aldığı İzmir'e hiçbir şey vermiyor.
Ulusal havayolu şirketimiz ABD'li Kobe Bryant'tan tutun da Belçikalı Wozniacki'ye İspanyol devi Barcelona'ya, İngiliz Manchester'e sponsor oluyor.
Türk firması olmakla övünen Türkiye'den ekmek yiyen dev firmalar, Avrupa, Alman liglerine isim veriyor.
Ama yıllardır hiçbir İzmirli'nin göğsünde Büyükşehir Belediyesi dışında 5 kuruş reklam görülmemiş.
İzmir futbolu desteksizlikten, parasızlıktan inim inim inliyor. Maddi destek yok. Manevi katkı yok. Ne maçına gelirler, ne hatırını sorarlar. Tesis desen hep vaatte.
İnsan sormadan edemiyor.
Diyelim ki; İzmir'e iki stat yapıldı. Biri Gaziemir'e diğeri bilmem nereye?
Ya çipura şeklinde ya da sardalya… Çok da modern oldu.
Acaba her şey hallolur mu?
İçinde oynayacak takım, izleyecek seyirci kalmazsa o statların bir anlamı kalır mı?