Ünlü bir atasözümüz; 'Adamak kolay, ödemek güçtür' der. Atasözünün anlaşılamayan bir tarafı pek yok ama biz yine de meal edelim. Atasözü; söz vermek kolay olsa da verdiğimiz bu sözü yerine getirmenin zor olduğunu anlatır. Sözümüzü yerine getirmek o söz için uğraşıp bir şeyler yapmayı gerektirir.
Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu CHP örgütüne pek çok söz verdi. Kılıçdaroğlu genel başkan olduğundan bu yana demokratik tüzük, çarşaf liste ve ön seçim gibi sihirli kelimeleri hiç dilinden düşürmedi. Bu yüzden parti tabanında büyük bir umut uyandırdı. Kılıçdaroğlu, Korku İmparatorluğu'nu yıkacağım diyerek Önder Sav'a meydan okudu okumasına ama hemen ardından gittiği kurultayda da 'Blok Liste' geleneğini bozmadı.
CHP; aynı tas aynı hamam değil mi?
Hayır değil! Keşke çarşaf liste yine kullanılmasa, tüzük yine aynı kalsa ve hatta önseçim bile yapılmasa ama keşke parti aynı noktada kalsa kalabilseydi. Kılıçdaroğlu aylar sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün adını ağzına aldı diye bugün CHP tabanı seviniyorsa inanın yarınlarımız adına üzülecek çok şeyimiz var demektir.
Kılıçdaroğlu Tunceli'de 'Hayır deyin genel affın yolu açılsın' dedi. 'Dili sürçtü, öyle demek istemedi' diyerek avunduk ya da avutulduk. Belki de başka çaremiz yoktu. Mardin'de ise 'Türbanı ben çözerim' dedi. Üniversitelerde türbanın önü açıldı. Hatta ilköğretimi bile zorlamaya başladılar.
Şimdi gündemde 'Dersim' var. Yarın ne olur bilinmez.
Peki ya Deniz Baykal ne dedi? Bir sürü güzel şey söyledi. Sanki bugün olanları önceden bilirmiş gibi; 'Demokrasi, işinize geldiği sürece kullanıp, sonra bir kenara atabileceğiniz bir araç değildir' dedi. Dedi demesine ama maalesef O'nu anlayıp O'na sahip çıkamadık. Ne kadar gerçek olduğunu bile bilmediğimiz bir kaset yüzünden hele de adamın karısı dururken O'na en büyük cezayı biz kestik. Sırtımızı döndük. Düşene ki aslında düşürülene bir tekme de biz vurduk. Oysa, O bugün Cumhuriyet'e lazımdı. Atatürk ve Türkiye için çok büyük bir ihtiyaçtı. Biz belki anladık bunu ama anlamayanlara anlatamadık.
Demokrasinin bir gereği olan seçimli kongrelere beş kala yapılan bu kıyımlara anlam verebiliyor musunuz? Bu görevden alma telaşı da nedir? Hiç sorup sorguladınız mı? Eğer hiç kafa yormadıysanız; bir kere adam akıllı düşünün derim.
Madem ünlü bir atasözü ile başladık o halde ünlü bir atasözü ile bitirelim. Atalarımız; bir şey onu gereği gibi kullanmasını bilen kimseye yakışır diye düşünüp 'İş, ehli olan kimsenin hakkıdır' manasına gelen güzel bir söz etmiş. O meşhur söz; 'At bineninse kılıç kuşananındır!' der. Bir şeyi ehli olmayan kişiye vermek zulümdür, haksızlıktır.
Bana kalırsa hazır Baykal İzmir'e ayağınıza kadar gelmişken ona güzel bir kılıç hediye edin. Zira işi zaten biliyor. Kılıcı da kuşanırsa O'nu kimse tutamaz!
Haksız mıyım?