İletişim çağındayız..Bunca yazılan çizilen var…okuyoruz…Çizilip hayatı yok olan da var…hafızalarımızda yaşatıyoruz.
Zamanın ruhu sesleniyor, her bir gasp edilen hayatın ve alınmayan hakkın arkasından…Asrın idraki' insanlık 'diyor…Siteler,gazeteler.radyolar,kanallar,köşeler…Sürekli zincirleme bir ivme oluşturarak hareket halinde seyrediyor.Müteharrik güç ise;insanlığın üzerine bina edilen insana yaraşır bir hayat tarzı isteği…Çatısı adalet,temeli adalet...Temelli adalet
İnsanlar başlarına getirilen olayları analiz ediyor,yazıyor,çiziyor..olmuyorsa kaldırımları boydan boya kaplayarak bedeniyle,varlığıyla tek vücut olarak konuşuyor…Ben varım ve bu dünyada ayaklarım yere basıyor,bir yer kaplıyorum o halde duy beni,işit beni diyor…Oysa ki karşı taraf, kınanmış tabirle; 'sanki onu işitmemiş gibi'tutturduğu yolda devam ediyor.
Toplumsal talepler inatla yok sayılıyor, görmezden geliniyor…
Merhum Neyzen Tevfik; hem bozan hem de bozmamış gibi sakin bir toplumsal hayat arzu eden işbaşındakileri hicvederek şöyle der;
'Hem yıkarsın berk-i şemşir-i sitemle alemi
Hem de dersin ki ser-i kuyumda kavga olmasın'
Hem alemi haksız yere sert kuvvetle -kılıçla yıkarsın
Hem de kuyumun başında kavga olmasın dersin…
Hrant Dink ve onlarca faili meçhul cinayetler, kazalar, ceza verilmeyen şahsi,mali hak ihlalleri…
Elbette ki bunların toplumsal yankısı, aksi sedası olmalı. Yazarlar köşelerinden seslendi,siyasiler kürsülerinden…Tarih kan oldu aktı damarlarımızdan…Hoşgörünün,insanlığın,hürriyetin kök saldığı toprakların insanı olduğumuzu bir kez daha gösterdik görmek isteyen insanlara…
Binler Hrant Dink için yürüdü. Bir karara verilen binlik tepkiler caddelere yazıldı.
Cinayetin; çete ihtimalini yok sayarak adi bir adam öldürme kapsamında değerlendirilmesine öfke seli aktı toplum vicdanından…
Gazeteci Hrant Dink'ten geriye ;'Hepimiz Hrant'ız,' Hepimiz Ermeniyiz' haykırışı kaldı.
Hran'tan geriye;'gecikmiş adalet, adalet değildir' mırıltısı kaldı.
'Duymadık, işitmedik, bilmiyoruz' dememek için söz adaletten açılmışken Hz Ömer döneminde yaşanan ancak olayın güzelliği şimdi dahi hissedebilen bir olayı sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim:
'Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :

- Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :

- Söyledikleri doğru mu diye sorar.

Suçlanan genç der ki :

- Evet doğru.

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.

Genç anlatmaya başlar:

- Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım.
Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi.

Hz Ömer:

- Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

- Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:

- Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(C.C) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der.

Hz. Ömer der ki:

- Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:

- Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.V) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:

- Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:

- Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:

- Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:

- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?

Genç vakurla başını kaldırır ve ;

- 'Ahde vefasızlık etti' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:

- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As ;

- Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. 'İnsanlık Öldü' dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki:

- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.

Bu sözün üzerine Hz Ömer:

- Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:

- Merhametli insan kalmadı' demeyesiniz diye…
Kıssadan hisse;netice olarak biz de şunu duymak istiyoruz: 'Adalet sadece binamıza,kurumumuza isim olarak kaldı denmesin diye…'