Sevgili okurlarım uzun bir aradan sonra yine sizlerle beraberiz. Siyaset arenasının zorlu koşullarında mücadele ederken, sizlerden uzak kaldığım için ilk önce özür dilerim.
Özellikle ilk yazımı Anayasa ile ilgili yazmak istedim çünkü bir Ülkenin Anayasası aynı zamanda o Ülkenin aynasıdır. 2012 yılını Yeni Anayasa yılı ilan eden AKP hükümeti ve baskıcı politikaları ile oluşturulmak istenen Anayasa’nın ne kadar Ülkemizi temsil edecegi ise akıllarda büyük bir muamma.
Bugün Anyasa’nın dillerden düşürülmemesini, çarpıcı her olay karşısında yeni bi Anayasa ihtiyacının dillendirilmesini safi düşüncelerle olumlu olarak karşılamak sadece saflıktır. Neden mi diye soracak olursanız cevabı çok nettir. Tarih 12 Eylül 2011 , Türkiye sözde Demokrasiye kavuşuyor dediler, Özgürlüklerin sınırının genişleyeceğini söylediler, artık yurtdışına çıkışın serbestleşeceğini sölediler, sendikal haklarımızın genişleyeceğini söyledirler hatta bu bağlamda çift sendikalı olma hakkını verceklerinide söylediler... Yettimi bilmiyorum ama Türkiye’de bazı aydınlarıda bu işin içine sokarak Yetmez ama Evet dedirttiler.
Şimdi tekrar gelelim bugüne, çok değil 12 Eylül refarandumun’dan iki ay geçmedi ki iktidar ve yandaşları yeni bir türkü söylemeye başladılar ‘ Yeni Anayasa’. Teknik olarak yeni Anayasa söylemi tamamen yanlıştır, sebebi ise çok açık; bir şeyin yeni sayılabilmesi için tamamen baştan aşşağı yeniden yapılması gereklidir ama bizim Anayasamızın ilk üç maddesi değiştirilemez,değiştirilmesi teklif dahi edilemez. O zaman bu koşullarda oluşacak Anayasa’nın Yeni ibaresi taşıması teknik anlamda mümkün gözükmemektedir. Yada gerçekten AKP iktidarı herşeyi sil baştan tanımlayarak bir Anayasa oluşturacaktır ki o zaman onun adı Yeni Anayasa olur, o zaman bu vebalin altından kalkamazlar ve bu oluşumda emeği geçen herkez bence Vatan Hainidir, buna ‘Yetmez ama Evetçilerde’ dahil.
Anayasa çalışmalarına farklı bir açıdan bakacak olursak, 12 Eylül Refarandumun’dan önce çok iyi hatırlıyorum refarandumda Anayasa’ya evet demek bu Ülken’nin Sivilleşmesinin bir göstergesi ve Özgürlüklerin teminatı anlamı taşıyacağı savunuldu. Yanlız 12 Eylül’den sonra bu Ülke ne daha özgür bir ortam oluşturuldu nede Sivilleştirildi, aksine dikta rejimi ‘ Özel yetkili mahkemelerce’ kendini hissettirmeye başladı.
Demokratikleşme için Anayasa değişikliğine ihtiyaç var mı? Sivil Anayasa diyorsunuz, 82 Anayasası’nın onda sekizi zaten siviller tarafından değiştirilmedi mi? Demokratikleştirme dediğiniz şey içinde isterseniz bir gecede ‘ gizli tanıkları ve seçim kanunundaki yüzde on barajını’ düşürebilirsiniz, bunların hepsi ve daha fazlası bir gecede yapılabilir.Peki AKP iktidarı için Demokratikleştirme ne anlam taşıyor? Onlar için Demokratikleştirme kanun hükmünde kararnameler ile İl Özel İdarelerinin yetkilerini arttırarak polis, öğretmen vs. atanmalarını sağlamak. Bu mudur yani Demokratikleştirme?
Referandumda bilboardları süsleyen bir genç vardı, yurtdışına çıkış serbestliği geldiğini savunan ve gülücükler saçan, be evladım sen nerelerdesin şimdi ah seni bir görebilsem o zaman sana soracağım nereleri gezdin diye, o kanunun belirli bir borcun üstündeki işadamlarının yurtdışına kaçışlarını sağlayan bir kanun olduğunu anlayamadın mı? Ya çift sendikayı savunan ve sevinenler anlamadınızmı sizi çift sendikaya üye yaparak top misali bir oraya bir buraya savuracaklarını. ‘ bir sendikayla başarı sağlayıp haklarınızı ele aldınızya, çift sendikası kaldı’
Peki 12 Eylül Referandumunda ne eksik kaldı da bugün tekrar Anayasa Türkiye’nin gündemine oturtturuldu. Soruyorum ne eksik kaldı, Özerklik mi yoksa?
Böyle tehlikeli bir senaryo’ya Türk halkı geçit vermemeli ve tavrını net bir şekilde ortaya koymalı. Çözüm nedir peki? Çözüm nerede ne kadar Hürriyet ve insan hakkı varsa Batmanda’da , Diyarbakırda’da o olacak. Bu kadar basit
‘ Yetmez ama Evetçilere ithafen’