Meşrutiyet rejiminin kurucusu ve bugünkü Cumhuriyet'in temellerini atan Mithat Paşa idama mahkum edilirken de, sürgüne gönderilirken de halk sesini çıkarmamıştı...
Ne de olsa 'gidene ağam, gelene paşam' demeyi şiar edinmiş bir geleneğin evlatlarıyız...
Bu nedenle, II.Abdülhmait'in istibdat rejimini aratmayan Recep Tayyip Erdoğan'ın müstebit yönetimine bugünkü halkın ses çıkarmamasını da çok görmemek gerek!
Maalesef, halk her türlü zulüm, haksız tutuklama, adil olmayan yargılama, alkol yasaklaması, AKP'nin özel polis ordusu haline gelen emniyet güçleri ve hatta AKP'nin özel ordusu haline gelen TSK gibi, II.Abdülhamit dönemine ait uygulama ve baskı araçları karşısında suskun ve ezik kaldıkça, siyasi iktidarın kendine güveni daha da artıyor...
Ve bu cesaretle, her gün yeni bir yasak getirmeye, insanları mengenelerde sıkıştırdıkça sıkıştırmaya fütursuzca devam ediyorlar!
Ancak unutulmamalıdır ki, II.Abdülhamit tahttan azledilirken, daha önce 'padişahım çok yaşa' diye elini, eteğini öpen aynı halk, sultanın devrilmesine ve sürgün edilmesine de gıkını çıkarmamıştı...
Tarih, ders almak isteyenler için nice ibret dolu hikayelerle doludur.
Fakat, tarihten ders çıkarmayı bilmek için, tarihi olayları merak edip, okuyup, araştırmak gerekir. Bu her aydın yurttaş için elzemdir.
Türkiye Cumhuriyeti'ni idare edenlerin kendilerine ve yeni nesillere yapacağı bir iyilik varsa; o da, Osmanlı arşivlerini, araştırmacıların hizmetine açmaktır.
O arşivlerde yer alan belgeler, tüm sarihliğiyle incelendiği ve halkın anlayacağı bir lisanla kamuoyu ile paylaşıldığı zaman, insanlar tarihi gerçekleri doğru bir şekilde kavrayacaklardır.
Tarihini iyi bilen bir millet, kendini ulus yapan değerlere bilinçli bir şekilde sahip çıkmayı ve tarihten gelen tecrübe ile haksızlıklara karşı nasıl mücadele edeceğini de öğrenir.
Bilginin hakim olduğu yerde cehaletin suskunluğu ve ezikliği asla kabuk bağlayamaz.
Örneğin, halkımızın çoğunluğu, Cumhuriyet rejiminin öncüsü Mithat Paşa'nın bugünün Silivri Özel Mahkemesi'ne benzer bir uydurma yargıç, deliller, şahitler ve muhakeme düzeni içerisinde peşinen idama mahkum edildiğini bilseydi, Silivri Mahkemesi'ne daha baştan karşı çıkmaz mıydı?
Demokrasi bu topraklara gerçekten yerleşseydi, hala 'gelene ağam, gidene paşam' deme geleneği bu kadar pervasızca devam edebilir miydi?
Hayatın diyalektiği, önüne set çekilemez bir olgudur. Bu bakımdan bugünün müstebitleri hakkında da tarih elbette bir gün hak ettikleri hükmü verecektir.
Bu dünya, Sultan Süleyman'a kalmadığı gibi, bugünün devr-i müstebitlerine ve asalaklarına da kalmayacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!