Dün Salıydı…
Başbakan Erdoğan'ın Meclisteki grup konuşmasını dinledim, her Salı yaptığım gibi…
Önce klişe laflarını sıkılmadan tekrar etti…
Ancak dikkat ettim de Başbakan'ın son zamanlarda sarf ettiği her cümle birbirine ters…
Dinlerken saçımı başımı yolasım geldi…
Ciddi anlamda birileri artık kendisine dur demeli…
Çünkü konuşmasından bariz belli oldu ki, dört bir yanını hırs ve nefret bürümüş… Konuşmasının tamamı tahriklerle doluydu…
Sürekli olarak hele bir diğer seçimi de kazanayım doçentleri, doktorları, öğretmenleri, TV sunucularını, oyuncuları teker teker cezalandıracağım minvalinde tehditler savurdu…
Her cümlesinde her lafında kendi söyledikleriyle çelişti…
Her konuşmasında ''biz her dini düşünceye hassasız, hep de hassas olacağız'' demiyor muydu? Ama dün yine ''sünni vatandaşlarımız öldürüldü'' diyerek din ve mezhep ayrılığı yaptı…
Her fırsatta olduğu gibi ''biz herkesin yaşayışına, hayatına hassas olduk, her zaman da olacağız'' söylemini bir kez daha tekrarladı… İyi de kimin nerede ne zaman içki içeceğine, kimin kaç çocuk yapacağına, kimin çocuğunu doğurup doğurmayacağına karar veren de kendileri değil mi?
''Şimdiye kadar ne istediniz de vermedik'' dedi konuşmasının bir yerinde… Ne oldu Emek Sineması, Gezi Parkı, gece 10'dan sonra içki alamama, 4+4+4 vs.vs… Bir çok şeyde sizlere oy vermeyen halkın isteklerini dinlemediniz bile, görmezden geldiniz… ''Ben %50'nin değil, herkesin Başbakanıyım'' söylemine ne oldu? Her cümlede biz-siz, çapulcular-milli iradeye saygıcılar gibi ötekileştirmeler ne oluyor? Gezi parkı için demokratik haklarını savunmak isteyenlere tüm yollar kapalı, ama Kazlıçeşme Mitingi için tüm yollar açık hatta metro sabaha kadar çalışıyor… Size oy verenlere metronun otobüslerin yolları açık, ama oy vermeyenlere tomalar biber gazları…
Bu nasıl bir eşit davranmaktır, bu nasıl yüzde 100'ün Başbakanı olmaktır? Size oy vermeyenler eşit ama size oy verenler daha eşit öyle mi?
''Camiye ayakkabıyla girdiler, içki içtiler, benim komiserimi öldürdüler'' dedi… İyi de caminin imamı kaç kere açıkladı öyle bir şey olmadığını… Sahi o cami imamı nereye sürüldü bilen var mı? Komiserin ailesi yakınları ise kaç kez düştü de öldü diye açıklama yaptılar…
Konuşmasının bir yerinde ''Gezi Parkı'nı işgal ettiler, orası halkındır, halka geri verilmeli'' dedi… İyi de neden o zaman halkın elinden alıp rantçılara peşkeş çekmeyi düşündünüz? Önce AVM, sonra otel, sonra rezidans, sonra topçu kışlası en sonunda da şehir müzesi oldu…
Konuşmasının bir yerinde ''Gezi Parkı'nı işgal ettiler, orası halkındır, halka geri verilmeli'' dedi… İyi de neden o zaman halkın elinden alıp rantçılara peşkeş çekmeyi düşündünüz? Önce AVM, sonra otel, sonra rezidans, sonra topçu kışlası en sonunda da şehir müzesi oldu…
Konuşmasında, Taksim'de ve yurdun dört bir yanında toplanan halkı bir kez daha ''marjinal grup'' olarak niteleyip, Kazlıçeşme'ye gidenleri de ''halk sokağa çıkınca kaçacak delik aramışlardır'' diye ifade etti…
Nasıl bir marjinal grup ise bu, toplumun her kesiminden 7'den 77'ye destek yağıyor, akademisyenler, sanatçılar, avukatlar, sendikalar vs… Binler milyonlar oldular ama Başbakan için hala ''grup'' bunlar… Hatta 3-5 çapulcu…
''Kamu mallarına zarar verdiler, yaktılar, yıktılar… Kaç milyon dolar kaybettik'' dedi… İyi de 5 vatandaşımız polisin kullandığı biber gazı ve plastik mermilerle öldü… Onların ömürleri kaç milyon dolar eder… Ülke olarak toplasak o milyon dolarları, bir tanesini geri getirebilir misiniz?
Sürekli olarak ''Benim komiserimi öldürdüler'' derken, polisin öldürdüğü silahsız vatandaşları bir kez bile ağzına almadı… Bir kez olsun ''Ethem'' ya da ''Abdullah'' demedi ya… Polis, dolayısıyla devlet katil olmuş, Başbakanın umurunda değil, dahası polis teşkilatını güçlendirme kararı almışlarmış efendim… Demek artık halkın üzerine tomalarla değil son model tanklarla, biber gazıyla değil Napalm bombalarıyla gidecekler sanırım…
Haaa, bir de AB kendi işine baksınmış… 2004 yılında AB ile üyelik müzakerelerine başlamış bir ülkenin başbakanı diyor bunu…
Yok bu olaylar dış güçlerin tezgahı, yok bu işler faiz lobisinin oyunları, yok bu hadiseler CEHAPE'nin marifetleri, yok bu insanlar marjinal, yok şu gençler vandal, yok polis demokrasi sınavı verdi, yok kurşun sıkmadı, yok şu, yok bu…
Uzun lafın kısası başbakanımızın ağzından sadece ''cami, CEHAPE, başörtülü bacılarım, içki, marjinal, illegal, çapulcu, biz, milli iradeye saygı, vicdansız, provoke...'' sözleri döküldü, lafın sonunu da ''siz benim gibisini bulamazsınız''a kadar getirdi…
Merak ediyorum da kim inanıyor bu sözlere artık…
Yazık…
DİPNOT: Artık ciddi ciddi Başbakanın yaptıklarını savunmaya çalışan özellikle de aklı başında kesim için üzülmeye başladım… Bugün Zaman Gazetesi'nde bir kaç köşe yazısı okuyayım dedim ve başbakanı destekleyenlerin bizim düşündüğümüz kadar da gerçeklikten kopmuş olmadıklarını fark ettim… Başbakan'ın haksız baskı, dezenformasyon ve pişkinliğin dozunu gittikçe artırdığı apaçıkken, onu savunmak bile insanın kişiliğinden bir şeyler çalıyor olmalı…
DİPNOT 2: Biliyorum üzerinden 2 gün geçti ama, Pazar gününden beri tek bir şeye takılıp sürekli onu tekrarlayan bir beyinle yaşıyorum… Ethem'in cenaze kortejine bile tomalarla müdahale edilirken 'Hüloooğğğ' diye bağırılabilmesini kaldıramıyorum… Hele hele yaşını başını almış bir kadının ben birilerinin bir tarafının kılıyım diye bağırmasını içime sindiremiyorum, iğreniyorum…