Fransa senatosu '1915 olaylarının soykırım olduğunu inkar etmeyi' cezalandıran yasa teklifini 86'ya karşı 127 oyla uzun süren tartışmalar sonunda kabul etti. Oylama esnasında, 577 üyeli mecliste sadece 50 vekil bulunuyordu. Fransa Cumhurbaşkanlığı Sarayı da Senatoda kabul edilen yasanın Cumhurbaşkanı Sarkozy tarafından 15 gün içinde onaylanarak yürürlüğe gireceğini duyurdu. Bundan böyle 'sözde' 'soykırım yok' demeğe 45 bin Euro para cezası ve 1 yıl hapis cezası verilecek.
Yıllardan beri sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan bu olay, her ne kadar 60 senatör ve milletvekilinin imzası ile anayasa mahkemesine götürülmesi beklense de, Sarkozy'nin imzasıyla birlikte yeni bir boyut alarak devam edecek. Siyasi ve ekonomik sonuçlarını birlikte göreceğiz ama önce Fransa ile olan ilişkilerimizin tarihsel gelişimine ve ekonomik yapısına kısa bir göz atalım;
I.Fransuva'nın annesi 'oğlumu kurtarın' diye Osmanlıdan yardım istiyor.
Diplomatik ilişkiler, 16. yüzyıl başlarında İspanya Kralı Şarlken'in Fransa Kralı Fransuva'yı esir alması üzerine, Fransuva'nın annesinin Osmanlı'dan yardım istemesiyle başladı. Kanuni Sultan Süleyman Fransuva'nın tekrar tahta geçmesini sağladı. Ardından, Almanya-İspanya'nın Avrupa'da güçlenmek istemeleri karşısında, Fransa ve Osmanlı Devleti arasında bir kapitülasyon anlaşması yapıldı(1535). Anlaşmaya göre;
Fransız gemileri Osmanlı egemenliğinde bulunan bütün sularda dolaşabilecek ve serbestçe ticaret yapabilecekler, Fransız tüccarlar diğer ülkelerin tüccarlarına göre 10 kat daha az vergi vererek ürünlerini pazarlarda satabilecekler, Osmanlı sınırı içerisinde yer alan Fransız tüccarlar ve Fransız gemicilerinin tamamının can ve mal güvenliğini bizzat Osmanlı İmparatorluğu sağlayacaktı.
Görüldüğü üzere ilk ilişkiler Osmanlı'nın en güçlü, Fransa'nın ise en zayıf olduğu dönemde, Osmanlı'nın himayesinde gerçekleşmiş, bu anlaşmadan en karlı Fransa çıkmış ve ekonomik olarak da büyümüştür.
Gelişerek devam eden diplomatik ilişkiler, 1876 Fransız devriminden sonra yönetimin başına geçen Napolyon Bonapart'ın Mısır üzerindeki emelleri yüzünden ilişkilerinin bozulmasına yol açtı. Her ne kadar Osmanlı devleti, İngiliz ve Ruslara karşı Napolyon Savaşları sırasında Fransızların yanında yer aldıysa da, II. Dünya Savaşında karşı karşıya geldiler ve Osmanlı Devleti'nin yenilmesiyle birlikte Anadolu'yu işgal eden ülkelere Fransa da katıldı.
Türkiye'deki Fransız şirketleri tedirgin.
Ticaret hacmi; 2009 yılında 9,9 milyar avro, ticaret fazlamız 232 milyon avro. 2010 yılında hacim 11,6 milyar avro; Fransa, Türkiye'ye 6,3 milyar avro ihracat yaparken, Türkiye'den 5,4 milyar avro civarında ithalatta bulunmuştu. Açığımız 862 milyon avro olmuştur.
2010 yılı rakamlarına göre Türkiye, Fransa'nın en fazla ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında 6 milyar 264 milyon avro ile 11. sırada. Fransızlar Türkiye'ye en çok otomobil yan sanayiinde ürün satıyor. Bunu, uçak ve uçak motorları, eczacılık ürünleri, plastik hammadde izliyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 12 milyar avro civarında. Türkiye'de faaliyet gösteren Fransız firmalarının sayısı 2009 yılı sonu itibariyle 324, 2010 yılında Fransa'dan Türkiye'ye 797 milyon Dolar doğrudan yatırım gerçekleşmiş ve firma sayısı 350 civarına ulaşmıştır.
Fransa daha çok ekonomik zarar görür
İki ülke arasındaki ticareti engellemek mümkün değil. Çünkü, Türkiye 1996'da gümrük birliği anlaşması imzaladı. Yani istesek de ticareti engellemek zor. Ancak, büyük kamu ihaleleri için aynı şeyi söylemek zor. Nitekim, Fransa meclisi 2006'da benzer bir karar aldığında Türkiye, Fransa'nın 8 milyar avroluk Nabucco Doğalgaz Hattı projesine girmesini engellemişti. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin bozulmasından Türkiye'de Fransa'da etkilenecektir. Türkiye'de faaliyet gösteren Fransız firmalarının sayısı 2009 yılı sonu itibariyle 324 tanedir. 2010 yılında Fransa'dan Türkiye'ye 797 milyon Dolar doğrudan yatırım gerçekleşmiş ve firma sayısı 350 civarına ulaşmıştır. Bu firmalarda binlerce Türk çalışmaktadır. Fransız mallarına ve ürünlerine karşı uygulanacak bir boykotta, Fransız şirketleri etkileneceği gibi bu şirketlerde çalışan Türkler daha çok etkileneceklerdir. Ayrıca, Avrupa Birliği ve tatbikî Fransa'nın içinde bulunduğu kriz ortamında Türkiye'den daha fazla zarar göreceği aşikardır. Nedenine gelince; Fransız ekonomisi, küresel ekonomik kriz nedeniyle, 2009 yılında yüzde 2,6 küçülmüş, 2010 yılını ise yüzde 1,7'lik bir büyümeyle kapatmıştır. 2011'in üçüncü çeyreğinde yüzde 0,3 olan büyüme oranı, yıl sonunda yüzde 1'in altında kalmıştır. 2012 yılında ekonomik krizin bir önceki yıldan daha kötü geçmesi beklendiğine göre Fransa için durum hiç iç açıcı olmayacaktır. Fransa'nın kötü gidişatına karşılık Türkiye'nin 2011 yılında yüzde 8,2 olan büyüme oranı ve 2012 yılı için Orta Vadeli Plan (OVP)'da tahmin edilen yüzde 4 büyüme rakamıyla daha az etkileneceğini olduğunu söyleyebiliriz.
Siyasilerin 'bir avuç oy' için yapmayacakları yok.