Yıl 2012… Hala 12 Eylül 1980 Darbesinin mimarı Kenan Evren'i yazıyor ve hala onu konuşuyoruz. Toplum yüreğinde açtığı yara öylesine derin ki, unutulması gerektiği halde maalesef bir türlü unutamıyoruz.
12 Eylül Anayasa Referandumunda 'Evet' oyu verdim. Bunu Başbakanın gözü yaşlı konuşmasından etkilendiğim için yapmadım. O zaman da Başbakanı samimi bulmadım, bugün de bulmuyorum. Gazze'de bombalanan Filistinli gençler için İsrail'e kafa tutan Başbakanın Türkiye topraklarında üstelik kendi uçaklarınca bombalanan vatandaşları için kuru bir özrü dahi çok görmesi anlaşılır gibi değil.
'Yaratılanı yaradandan ötürü severiz ancak seveceğimiz yaratılanı da biz seçeriz' demek gibi bir şey mi oluyor bu?
Yetmez ama evet diyenlerden de değildim. Ancak 'Evet' demek için oldukça güçlü iki nedenim vardı ve ikisi de Evren temelliydi. Birincisi; 'Hayır' demek, Evren'in kefil olduğu anayasaya 'Evet' anlamına geleceği için böyle bir şey yapamazdım. İkincisi; 12 Eylül faşist cuntasının ve cuntacıların yargılanma ihtimaliydi.
Sonunda arzu ettiğim oldu. 12 Eylül 'cellatları' için hesap verme zamanı geldi çattı. Evren'in sanık sandalyesinde oturmasının darbe mağdurları ve ailelileri için ne anlama geldiğini söylemeye bilmem gerek var mı?
Yine 12 Eylül cuntası ve Kenan Evren'i konu aldığım bir yazıma, 'Siz o günleri bilmezsiniz' diye yorum bırakılmıştı.
Elbette herkes için anlamı farklı o günlerin. Ancak herkes kendi penceresinden bakarak yorum yapabilir. Kendi pencerenizden görebildiğiniz ise sadece sokağınız kadardır. Baktığınız sokaktan tüm Türkiye'yi görmek ne kadar mümkün olabilir?
Daracık sokağınıza sığar mı Maraş, Çorum, Sivas katliamları? Görebilir misiniz o daracık pencerenizden hamile kadınların kılıçtan geçirilmesini, henüz gün yüzü görmemiş bebeklerin ana rahminde katledilmesini? Evlerin işyerlerinin yakılmasını, yağmalanmasını, hayatların dağılmasını? Gençlerin sokak ortasında faili maluma kurban edilmesi yansır mı pencerenize? Ya sokaklarına korku sinmiş şehirlerin çığlıkları…
O gün sus pus olanlar bugün konuşuyor. O günün gerçekleri bir bir gün ışığına çıkıyor. Darbeye zemin hazırlamak için bu ülkenin gençlerinin nasıl kurban edildiğini öğreniyoruz içimiz burularak.
Ülkeyi 12 Eylül karanlığına sürükleyen olaylardan biri olan Çorum katliamını yaşamış İbrahim Eceviş ve Şeref Karataş'a kulak verelim… 'Saldırganlar şehir dışından gelmişti. Gurubun önünde polis ve asker vardı'
Maraş Katliamını da dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'ten dinleyelim… 'Olaylar başladı, valiye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Ben istihbarat örgütünün oradaki cinayetlere, oradaki katliama katkı yaptığını düşünüyorum. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı'
Nasıl da örtüşüyor değil mi Evren'in 'İktidara el koymak için şartların olgunlaşmasını bekledik' sözüyle…
Şimdi Evren, hakkında yapılan 3 bin suç duyurusu yanında, darbeye zemin hazırlamak suçlarından hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istemiyle yargı önüne çıkacak.

Evren ve arkadaşlarının dokunulmazlık zırhının kaldırılmasına bin kez daha 'Evet'