Mehmet KARABEL
20 yıldır sadece gözleriyle konuştu!
16 Eylül 2020 Çarşamba

Bir ağabeyi, üç ablası vardı…

Dördü de…

Ankara Keçiören'deki müze haline getirilen evde aynı odada doğdular…

Önce…

İlk kız Semahat Arsel

Sonra ailenin tek erkeği Rahmi Koç

Ardından Sevgi Gönül ve…

İkinci Dünya Savaşı yıllarında da Suna Kıraç

Bu hikaye, dün kaybettiğimiz…

Türkiye’nin 13’üncü “en zengin” kadını…

Vehbi Koç’un en küçük kızı Suna Kıraç’ın hazin öyküsüdür…

***

Vehbi Koç’un en eski ortaklarından…

Merhum Bernar Nahum, fii tarihinde şöyle demiş:

“Vehbi Bey’in hiç sağ kolu olmadı… Ancak, ille de bir sağ kol’dan söz edeceksek bu insan ancak Suna Kıraç olabilir…”

Teşhis, 12’den…

Ailenin en küçüğüne…

Bizim memlekette “tekne kazıntısı” deseler de…

Okulunu bitiren Suna Kıraç…

Babası Vehbi Koç’un yanından hiç ayrılmadı…

Gece-gündüz bir dev sanayi oluşumunu…

Soluk soluğa büyümenin, inişli-çıkışlı heyecanını…

Baba-kız beraber duydular, beraber yaşadılar…

Neden böyle oldu?

Çünkü, kim ne derse desin…

Baba - kızın ortak yanları vardı…

Mesela…

Sorumluluk taşıma yetenekleri ve çalışma tempoları…

Hatta yöntemleri bile benzerdi…

Mesela…

Not tutma merakları bile aynıydı…

İnsanlara güven duyma duyguları müşterekti…

Olayların parasal yönlerini bile baba - kız aynı biçimde düşünürlerdi…

***

Kardeşleriyle birlikte mutlu bir çocukluğu oldu…

Bağlarda, bahçelerde koşarak…

Ağacından kiraz ve dut yiyerek büyüdü…

İstanbul Robert Kolej’den sonra kardeşlerin yolları ayrıldı…

En küçük kız Suna…

Babasından hiç ayrılmadı…

Diyor ki:

“Babamın bizi dizine oturtup sevdiğini hatırlamıyorum ama annem anlatırdı… Gece odamıza gelip, teker teker hepimizi uykuda öpermiş…”

1940’lı ve 50’li yıllarda…

Şeker’in…

Gaz’ın…

Hatta ekmeğin karneye bağlandığı…

Sıtma salgınının olduğu günleri yaşadı…

***

Hiç peri masallarındaki genç kız olmadı…

Çok mantıklıydı Suna Koç…

Uzun yıllar Koç Holding’te üst düzey yöneticilik yapan…

Sanayici İnan Kıraç, Suna’ya “Seni seviyorum!” dedi…

53 yıl önce evlendiler…

Çok mutlu bir yuvanın sevgi dolu çifti oldular…

***

Çok çalıştı Koç Holding için…

Gecesini – gündüzüne kattı…

Ve…

Bir gün “ALS Hastası” olduğunu öğrendi…

Dünya başına yıkıldı…

Çünkü, hiç bi’şekilde tedavisi yoktu…

(Bu öyle melun, öyle sinsi bir hastalıktı ki, merkezi sinir sisteminde ve beyin sapı adı verilen bölgede motor hücrelerin kaybı nedeniyle ortaya çıkıyordu… Hücre kaybı kaslarda erimeye yol açıyordu… Kaslardaki zayıflık ellerde ve bacaklarda ağız yutak bölgesinde ya da dilde başlayabiliyor ve sürekli ilerleyerek yayılıyordu… İleri devrelerinde solunum yetersizliğine de yol açabiliyor ancak hastanın zihinsel foksiyonları ve belleği hiç bozulmuyordu…)

Babası Vehbi Koç’un vefatı (1996) sonrasında…

İş yükü artan Suna Kıraç…

Hastalığının ilk belirtilerini 55 yaşında yaşamaya başladı…

Babası vefat ettikten sonra sesi kısıldı…

Ertesi yıl ellerinde uyuşma başladı…

Bi’sonraki yıl dili peltekleşti…

Bu belirtilerin tamamı hastalığın ilerlediğinin işaretiydi…

***

Suna Koç Kıraç…

Ykalandığı hastalık yüzünden…

İlk yıllarda topluluk içine karışmaktan uzaklaştı…

Tekerlekli sandalyesiyle ilk kez 4 Aralık 2006’da…

Eşi İnan Kıraç’ın Galatasaray Lisesi’nden mezuniyetinin…

50’nci yıl törenine…

Tıbbi ekipmanla donatılmış beyaz bir minibüsle geldi…

Asansörle salona çıkarıldı…

Kızının O’nun yaşama dört elle sarılmasını sağladığı…

Şıklığından anlaşılıyordu...

Solunum cihazına bağlı tekerlekli sandalyesinde…

Beyaz pantolonunu, lame hırka ve ayakkabıları tamamlıyordu…

Cihazın gözükmemesi için kullanılan boyunluk ise…

Kürkle bezeliydi…

Manikürlü ellerinde kırmızı oje vardı…

Hayatı çok seviyordu; işte bu yüzden…

Melun hastalıkla sonuna kadar savaşmakta kararlıydı…

Babası Vehbi Koç…

O’na her türlü olumsuzluk karşısında…

“Asla yılmak yok!” demeyi çok iyi öğretmişti…

***

Suna Kıraç her şeyi anlıyor…

Sadece cevap vermekte zorlanıyordu…

Konuşmak istediğinde tam karşısına…

Koyu renklerle yazılı 29 harften oluşan alfabe konuluyor…

Hemşireler tek tek harfleri gösteriyor…

Suna Hanım da…

Kirpiklerini kırpıştırdığında ilgili harf ekrana geliyordu…

Kelimeler tek tek bulunduktan sonra cümle oluşturuluyordu…

Bazen alfabeye de gerek kalmıyor…

Basit bir “göz teması” bile…

Suna Hanım’la karşısındakinin birbirine anlamasına yetiyordu…

***

Çok özel bir ayrıntı var, bu acıklı öyküde…

Suna Kıraç, ALS hastası olduğunu öğrendiğinde…

Makinelere bağlı yaşamak istemedi ve…

Hayat arkadaşı İnan Bey’e, şöyle dedi:

“Bunun sonu makine, ama ben makineli bir hayatı istemiyorum… O gün geldiğinde sana soracaklar ve sen muhakkak hayır diyeceksin... Ölümü öp bunu yapacaksın…”

İnan Kıraç’ın gözleri yaşla doluyor; ne diyeceğini bilemiyor…

Ve, tam o sırada…

Kızı İpek devreye giriyor…

Annesinin gözlerinin içine bakıyor ve diyor ki:

“Anne ben daha çok gencim ve benim sana ihtiyacım var… Bana karşı görevlerin henüz bitmedi…”

Bu sözler, Suna Kıraç’ı hayata bağlıyor…

Aslında…

O kız, aslında Suna Hanım ile eşi Kıraç’ın manevi evladıydı…

Evliliklerinin 15 yılıydı…

Çocuk sahibi olamayınca…

Adını “İpek” koyacakları bir bebeği evlat edinmeye karar verdiler…

Suna Hanım, ikiz kız istiyordu…

Üç yıl beklediler…

Bulamadılar…

Sonunda dört aylık “İpek” onların kızı oldu…

O sırada hastanede…

Suna Hanım’ın kaderiyle örtüşen bi’şi oldu…

Karı-koca İnançlar, doktora…

“Bize bir gün verin, muayene ettirelim” dediler…

O gün doktorun söyledikleri unutulacak gibi değildi:

“Diyelim ki bu çocuk sakat çıktı, artık onu bırakamazsınız…”

Eve karmakarışık duygular içinde döndüler…

Doktor haklıydı…

Hem de çok haklıydı…

Sabah hastaneye gittiler; İpek’ten vazgeçmediler…

Yavrularını bağırlarına bastılar…

***

Sevgiyle düşünüp, gözleriyle yazdırdığı kitabına…

“Ömrümden Uzun İdeallerim Var” adını yakıştırdı…

100 bin baskı yaptı…

Hayatını anlattı…

Genç kuşak kadınlara ve umutsuzlara cesaret verdi…

***

2000 yılında tam anlamıyla O’nu pençesine alan hastalığı ile…

İnanılması zor bir mücadele verdi…

Vücudunu hareket ettiremiyor, yürüyemiyor, konuşamıyor…

Başını bile kıpırdatamıyordu…

Buna karşılık pırıl pırıl beyni ile…

Hayallerini gerçekleştirmek için düşünüyor proje üretiyordu…

***

Bir özel ayrıntı ve Suna Kıraç’ın müthiş kararlılığı…

Vehbi Koç, 24 yıl önce vefat etti…

Bir kaç gün sonra gece mezardan naaşı çalındı…

Nebbaşlar (naaş hırsızları) fidye istedi…

Koç Ailesi hemen kriz komitesi kurdu…

Suna Kıraç, o komiteye başkanlık ediyordu…

Fidyenin ödenmesi halinde…

Ülkeyi ve Koç Ailesi’ni sıkıntıya sokan krizi bitirmek mümkündü…

Ancak…

Suna Kıraç, “Bu tehdide, şantaja pabuç bırakmayalım” dedi…

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan da görüş alındı…

Babasının naaşı bulunsa da bulunmasa da…

Vehbi Koç’un kabri onu defnettikleri mezar olacaktı…

Nebbaşlar bu kararlılık karşısında çaresiz kaldılar ve…

Ve 2.5 ay sonra Vehbi Koç’un naaşı bulundu…

***

Bitiriyoruz…

Ölümsüz bir aşkın kıvılcımlarıyla…

Vehbi Koç’un kızıydı Suna Kıraç…

Evlenme çağı geliyor…

İnan Kıraç’la Ankara Palas’ta buluşuyorlar…

İnan Bey, Suna Hanım’ı dansa kaldırmak istiyor…

Suna Hanım’dan dümdüz bir yanıt geliyor:

“Ben dans etmem…”

Aradan zaman geçiyor…

İnan Kıraç, görevli olarak İngiltere’ye gidiyor…

Üç yıl sonra geri geliyor…

Aslında…

Suna Hanım’ın başka planları var…

İnan Bey’i, arkadaşlarından biriyle evlendirmek…

O gün Tepebaşı’ndaki Pelit’te buluşmaya karar veriyorlar…

Suna Hanım, geç kalıyor…

“Nasıl olsa bekler…” diye düşünüyor…

Bir saat sonra, Beyoğlu’ndaki Koç Grubu’nun ofisinin kapısı açılıyor…

İnan Kıraç, hışımla içeri giriyor ve bağırarak diyor ki:

“Yeter artık benimle oynamayın, ya bugün yüzük takarız ya da bu iş burada biter…”

Evleniyorlar…

Suna Hanım’ın kitabındaki satırlar şöyle:

“İnan’ı evlendikten hayli yıl geçtikten sonra sevmeye başladım, Çünkü İnan’ı değiştirmeye çabalamaktan vazgeçtim…”

***

Vehbi Koç'un kızı Suna Kıraç…

Dün 79 yaşında hayatını kaybetti…

Son 20 yıldır…

Hayatına dair her şeyi…

Gözleriyle konuşarak anlattı…

Koç Üniversitesi’ni…

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın kuruluşuna öncülük etti…

Cumhuriyet’in değerleriyle yetiştiği için…

Hep gençlere ilham verdi…

“Devlet Üstün Hizmet Madalyası”nı taşıma gururunu yaşadı…

Okuduklarınız “kader”in önüne geçilemeyeceğinin öyküsüdür…

Işıklar içinde uyusun…

Nokta…

Sonsöz: “Suna Kıraç, sadece Türkiye’nin ilk iş kadını olmasının ötesinde, ülkenin sivil toplumuna, çocuklara, tarihe, bilim ve sanata katkılarıyla hiç unutulmayacak… / Rıdvan Akar – Ömrümden Uzun İdeallerim Var kitabının editörü- Gazeteci…”

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
İzmir aşkı
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
ABD, CHP’yi istemiyor!
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Kime ‘Kovid-19’ hastası denir?
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Yunan halkı ile kalıcı dostluk nasıl kurulabilir?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Amasanga…
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Çiğli güneş ülkesi...
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Mini mini 1'leri denek mi yaptık?
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Kadın Türkler
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Yeni dönemin favorisi göçmenler
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Kapatalım gitsin!
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva