Radyolardan, televizyon ekranlarındaki alt yazılardan katliam haberini duyanlar evlerinden dışarı fırlıyorlar. Gazi'de tanıdıkları olanlar telefonlara sarılıyor.’¶ "Belki" diyorlar "doğru değildir, yanlış haberdir." Düşmanı yakından tanıyanlar ise katilin kimliği hakkında hiç tereddüte düşmüyorlar. Onları Maraş, Sivas, Çorum katliamlarından tanıyorlar, çoluk çocuk, yaşlı, hasta, hamile demeden şişleyerek, keserek, yakarak Maraş'ta yaptıkları katliamdan tanıyorlar. 12 Mart'ta İstanbul Üniversitesi'nden çıkan gençlerin üzerine sıktıkları kurşunlardan, attıkları bombalardan tanıyorlar

Bugün 12 Mart ve Gazi Mahallesindeki olayların üzerinden tam onbeş yıl geçti. Gazi Mahallesi’’nde Mart 1995’’te yaşanan olaylarda Türkiye tarihinin utanç verici sayfalarından birini oluşturmaktadır. Gazi Olayları ülkemizin hem etnik, hem de mezhep alanlarında çok hassas bir durumda olduğunu bir kez daha gösterdi. Olaylar 12 Mart gecesi Gazi mahallesinde kahvelerin taranması üzerine başladı. Bunun üzerine İstanbul’’un çeşitli bölgelerinden akın akın Gazi mahallesine gelen kitleler olayı protesto etmek istiyorlardı. Ancak bu olaylar sırasında güvenlik güçlerinin kontrolü kaybetmeleri sonucunda ve olayların Ümraniye Mustafa Kemal mahallesine de yayılması sonucunda 20’’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi.

Tüm bu olaylardan devletin daha önce birçok kez olduğu gibi son olaylarda da yetersiz kaldığı ve halk nezdinde güven erozyonuna uğradığı görülmektedir. Devlet bu güvensizliği gidermek için öncelikle bu olayın sorumlularını, yani 12 Mart gecesi kahveleri tarayanları bulmak, yargılamak ve cezalandırmak zorundadır. Yine Devlet Gazi Mahallesi ve Ümraniye’’deki olaylarda kurşunlarla öldürülen yurttaşlarımızın kimlerce, sivil ya da polis öldürüldüğünü de bir an önce bulmak ve adalete teslim etmekle yükümlüdür. Olayların üzerinden geçen onbeş yıla rağmen yargılanan polislerin akıbetinin neler olduğunu hep beraber gördük.

Birden çocukluğumun o yılları aklıma geldi hiç unutamam evimiz bir gecekondu mahallesi olan Ankara’‘nın Balgat semtindeydi, o yıllarda bizim mahallemiz devrimci mahallesi olarak bilinir biraz daha ileride olan Çukurambar ise tamamen faşist yuvası olarak nitelendirilirdi ( tabi bu değerlendirmeye herkesi katmak çok yanlış olur). Babam’’da MTA da çalıştığı için zamanının büyük bölümünü o bölge de geçirirdi. Onun için yaşadığımız korkuyu sizlere anlatamam çünkü daha o tarihin iki yıl evvelinde Sivas’’ ta da aynı manzara vardı ve katillerle ilgili bir süreç geliştirilemediği gibi oradan feyz alan gerici zihniyet mahalle baskısı ile bizlere neler neler yaşatmıştı ve de yaşatmaya devam ediyordu, çocukluğumuz hep faşist baskıların bıraktığı korkularla geçmişti. Bu korkuların neticesinde hayata pozitivist yaklaşamayan genç kitleler olarak şuan hayatımızı daim ettirmeye çalışıyoruz.

Koşullar ne olursa olsun Deniz Gezmiş'in idam sehpasında kurduğu son cümleleri iyi hatırlıyor ve Atamızın emaneti olan Cumhuriyetimize sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Çünkü bizler çok iyi biliyoruz ki bu Ülkenin en büyük Devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk’‘ün evlatları olarak bizler Türkiye’’nin bağımsızlığından başka bir şeye ihtiyaç duymuyoruz ve Emperyalizmi kabul etmiyoruz.

Aslında biz ne kadar bu konularla ilgili görüşlerimizi dile getirirsek getirelim toplumun genel bir kısmı geçmişin acı tecrübelerini çok çabuk unutuyorlar, unutmamak ve unutturmamak için üstümüze düşen vazifeleri yerine getirelim!!!