Yaşanan hemen her olay ve o olaya verilen tepkiler karşısında 'ne garip bir ülkede yaşıyoruz' diyorum. Sanki tek bir ülke gibi görünen çoklu bir yer Türkiye!
Herkesin kendine özel bir Türkiye'si var ve neredeyse hiç biri diğerine benzemiyor. Her biri doğruları ve yanlışlarıyla kendi değerlerini oluşturmuş, kendisi dışındakileri hiçbir şekilde kabule yanaşmıyor.
Her birinin kendi medya gurupları, gazeteleri, dergileri de var. Oralardan aktarıyorlar 'doğrularını'. Savunma avukatlığına oralarda soyunuyorlar. Kraldan çok kralcı oralarda oluyorlar.
Öylesine birbirlerinden kopuklar öylesine birbirlerinden uzaklar ki, Uludere'de yaşanan vahşetin ardından olduğu gibi insanın yaşama hakkı dahi ortak değer olarak kabul görmüyor. 35 çocuk yaşta insanın üzerine bomba yağmış olması bir bölümü için çok önemliyken, diğeri için maalesef hiç bir anlam ifade etmiyor.
Bir kısmı ' kahreden hata' gözüyle bakıyor Türkiye'nin, diğer kısmı katırların sırtında olmayan silahlar taşındığına ikna etmeye çalışıyor kamuoyunu.
Gencecik bedenler bombalarla parçalanmış, yaşanan acı büyük… Ancak daha da çok acı veren acıyı sahiplenmek yerine bazılarının yanlışa kulp arama gayretlerini izlemek. Katırların sırtındaki silahlar bombaların etkisiyle buhar olmadıysa, neredeler?
Kirliden de beter bu savaş… Her savaşta olduğu gibi yanlışa verilen kurbanlarla dolu. PKK; içindekileri polis sandığı için genç kızları yanlışlıkla öldürüyor. Devlet; dağda hayvanı peşindeki çobanları, ellerindeki boruyu silah sandığı tesisatçıları öldürüyor, geçimini kaçakçılıktan sağlayan üstelikte devletin koruculuğunu yapan köyün gençlerini PKK'lı sandığı için tepesine bomba yağdırıyor.
Nedense bir türlü ortak acıda buluşamıyoruz. Cesetleri başında ağıt yakan insanları anlamaya çalışmak, ortak acıda, ortak feryatta buluşmak bu kadar mı zor?
Bizler belki bölge gerçeklerini kavrayamıyoruz. Belki ortak acıda buluşamıyoruz ancak aynı araç içinde dört kızını PKK kurşunlarıyla ölüme uğurlamış babanın feryadıyla, iki kardeşini aynı bombaya kurban vermiş ağabeyin çığlığı 'Bizim yüreğimiz yandı başka yürekler yanmasın. Bir an önce barış sağlansın' diyerek ortak akılda buluşabiliyor.
Ateşin düştüğü yüreklerden, davulun sesinin uzaktan hoş geldiği diyarlara ders niteliği taşıyan sözler bunlar, elbette anlayana…
'Kana kan, kelleye kelle alma mantığıyla' gelinen noktada bugün Türkiye. Bütün savaşların ancak masa başında son bulabileceği gerçeğiyle hareket edecek birileri çıkana kadar da kan akmaya devam edecek. Dün birer, bugün onar otuzar, yarın belki de yüzer yüzer ölmeye devam edecek bu coğrafyanın gençleri.
Her ölüm iki halk arasına yeni nefret tohumları bırakacak. Her ölüm sonrası iki halk arasındaki uçurumu biraz daha derinleştirecek. Ya sonra?