RÖPORTAJLAR
24 Mart 2014 Pazartesi

Yargıya asla güvenmeyin, asla!

DHKP/C'ye operasyon iddiasıyla 14 ay tutuklu kalan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, Türkiye ve yargıyı Gönül Soyoğul'a anlattı...

Yargıya asla güvenmeyin, asla!

Hani Ocak 2013’te, DHKP/C’ye yönelik olduğu iddiasıyla bir sabaha karşı operasyonu yapılmış, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Merkezi ile İstanbul şubesine, Halkın Hukuk Bürosu’na ve yedi avukatın evine, bürosuna hukuka aykırı şekilde girilip arama yapılmıştı.
O gün gözaltına alınan 12 avukattan 9’u tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, toplam 22 avukat hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak, terör örgütü propagandası yapmak, terör örgütü yönetmek ve hatta tasarlayarak adam öldürmeye teşebbüsüyle haklarında dava açılmıştı.
Tutuklanan avukatlardan biri de hakkında yakalama kararı çıkartılan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ydı ve Beyrut dönüşü uçağın içinde gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı. Hakim karşısına, peşinen verilmiş ceza gibi tutuklu kaldıkları 11 ayın sonunda çıkabilmiş, sanki yargılanan o ve arkadaşları değil de yargılayan onlarmış gibi hukuk sistemini yere seren çarpıcı bir savunma yapmıştı.
3500 avukatın vekalet verdiği duruşmada yargılanan 12 avukatın ortak savunmasını özetleyen ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, üç günlük savunmasında neler dememişti ki? ‘Sizin kutsal gördüğünüz hiçbir şeye bizim ihtiyacımız yok. Asla akıllı solcular olmayacağız’dan başlamış, “Kontrgerilla, yasama, yürütme, yargı gibi bir erktir. Çete değildir, devletin ta kendisidir. Ve burjuva devlette hiçbir şeyin garantisi yoktur”la devam etmiş, “Savcının, mahkemenin, polisin uymadığı yasalara ben niye uyayım? Uymam”dan çıkmıştı.
"Hukuk devleti fetişleştirilmiş bir terimdir. Hukuk devleti herkes için bir tapınç nesnesi haline gelmiş. Bir kutsal inek haline getirilmiş" diyordu. Hukuk devleti anlayışının "helvadan put yapmaya" benzediğini söylüyor, "Acıktığınızda bu helvayı yersiniz. Putu helvadan yapanın tek amacı sadece acıkma duygusunu yerine getirmektir. Hukuk devleti inşa eden liberal burjuva devleti de acıktığında onu yemek için hukuk devleti inşa etmiştir" diye suçluyor; hukuk devleti vaatlerinin tamamının yalandan ibaret olduğunu savunuyordu.
Hem sistem içinde olup, bir yandan da avukat olarak yer aldığı hukuk sistemini kıyasıya yargılayan, yerden yere vuran bu sıradışı isimle, ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı’yla en az üç gün sürecek bir söyleyişe imza atmak isterdim ama İzmir Barosu’nun düzenlediği sempozyumun sonunda ancak yarım saatlik bir zaman dilimi yaratabildim.
Umarım sizde bıraktığı iz, daha uzun olur…


GÖNÜL SOYOĞUL: ‘Türkiye’de yargı’ desem, ne dersiniz?

SELÇUK KOZAĞAÇLI:
Belki kıyaslayarak cevap vermek mümkün. Türkiye bir tarafı Avrupa yargısal kültürüne dönük ama bir tarafı da Ortadoğu’nun bir parçası, Akdeniz ülkesi. Bir kıyaslama yaptığımız zaman şunu görüyoruz ki ortalama Avrupa yargı kültürü hiç oluşmamış. Dolayısıyla belki bir yargıcın Orhan Gazi Ertekin’in sözüyle söylemek lazım; ‘Türkiye’de yargı hiç olmamış’ aslında. Bir adliye olmuş doğru kamu görevlisi olan yargıçlar, savcılar, serbest meslek sahibi avukatlar olmuş ama bir yargı kültürü, klasik burjuva hukuk teorisindeki anayasalcılık, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargıç bağımsızlığı, savunma dokunulmazlığı gibi işler hiç kurumsallaşmamış. Dolayısıyla herkes muhalif olduğu hükümetler işbaşına geldiği zaman bundan sızlanmış, şikayet etmiş ama hasbelkader iktidara gelince ya da iktidara ortak olunca en ufak bir değişiklik yapma ihtiyacı duymamış. Buna darbe yapmış, askeri faşist diktatörler, muhafazakar partiler, demokratlar herkes dahil. Dolayısıyla Türkiye’de yargı nasıldır dendiğinde belki de ilk verilecek cevap Türkiye’de yargı yoktur. Bir adliye teşkilatı vardır. Birçok zaafları, kusurlarıyla bu adliye teşkilatının üstüne konuşmalıyız yargı üzerine değil.

SOYOĞUL: Birçok hukukçu, ‘şimdi’yi konuşurken, ‘eskiden daha iyiydi’ diyor. Hatta 12 
Eylül dönemini dahi, şu anki yargının durumuna bakarak, ‘en azından netti’ diye kıyaslıyor. ‘Türkiye’de yargı yoktur’ derken, tüm zamanları kastediyorsunuz sanırım ama kıyas yaparsak eğer…

KOZAĞAÇLI:
Şu kıyası yine yapabilirim. 20 seneye yaklaşıyor benim avukatlığım. Sıkıyönetim mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeleri, Bölge Mahkemeleri diye gitti zincir. Tabii onun bir tarihsel öncesi da var. İstiklal Mahkemeleri, Seferberlik Mahkemeleri falan gibi ama bizim yakın siyasi tarihimizi kaplayan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden başlayan süreçle hep kötüye gidildiğini söyleyebilirim. Devlet Güvenlik Mahkemeleri de hukuk dışı mahkemelerdi ama ölçütleri çok yüksekti. Dün bir duruşmaya katıldım İzmir’de ve yargıçlara ‘eğer hasarı sıkıyönetim mahkemesi seviyesine çekebilirseniz biz mutlu olacağız. DGM kadar olabilseniz biz ilerleme oldu diye sevineceğiz’ dedim. Yargıçlar da şaşırdılar. Benim meslek hayatımda ilk defa siyasi ceza davaları… Bunlar nedir siyasal eylem, düşünce suçları, örgütlenme suçları, toplantı, gösteri ve yürüyüş suçları, bunlara ilk defa olağan mahkemelerde bakılıyor. 18’nci senem bitiyor. Bütün ağır ceza mahkemeleri bakacak sözde buna. Ne kadar süreceğinden emin değilim ama. Yargıçlara şunu anlatmaya çalıştım, yasadışı silahlı örgüt üyeliği için sıkıyönetimin kıstasları çok sertti. Kod adınızın olması gerekir, askeri eğitim almış olmanız gerekir, örgütle ilişkinizin uzun süreli olması gerekir, somut kanıtlar gerekir falan. Bunlar olmazsa sıkıyönetim mahkemesi ceza vermezdi. Devlet Güvenlik Mahkemeleri biraz gevşetti bunu uzun dönemleri boyunca ama onların da ölçütleri vardı. Silahlı örgütten ceza vermek için örgütün silahlı kanadıyla olan ilişkinizi arardı. Özel Yetkili Mahkemeler tam bir çürümeydi ve dönemsel olarak da böyleydi. Bölge mahkemeleri çok kısa yaşadı zaten. Şunu söylemeye çalışıyorum, hep kötüye gitti. Bugün bunu düşünürken eğer bir kıyas yapacaksak daha kötüye gitmesinden korkmalıyız öncelikle. Bunu durdurmaya çalışmayız.

SOYOĞUL: Daha kötüsü var yani…

KOZAĞAÇLI:
Elbette. Daha kötüsü var. Sonra da her şeyi yeni baştan düşünmeliyiz. Bu modelin reforma uygun bir model olduğunu düşünmüyorum ben. Yargı sistemini reformla iyileştirebileceğimiz kanaatinde değilim. Bu biraz karamsar gözükebilir ama reformla iyileştiremeyiz…
 
SOYOĞUL: Siz bu sistemde savunma makamında yer alırken; bir anda yargılanan, suçlanan oldunuz. Dolayısıyla, iki tarafı da yaşadınız; bir avukat olarak tutuklandınız. İlk tespitiniz ne oldu?

KOZAĞAÇLI:
Öncelikle hemen hatırlatılması gereken F tipi gerçeği. Türkiye’de yaklaşık 13 ya da 16 tane olan, üç kişilik izolasyon esasına dayalı, yüksek güvenlikli tecrit hapishaneleri bunlar. Ben de 14 ay yaşadım. Yıllarca mücadele etmiştim bu hapishanelerle. Kaldırılması gerektiğini söylemiştim. Biz F tipini başlı başına bir işkence, insanlık onuruna aykırı bir kapatma olarak tasarladık. F tipini gördüm. Bunun dehşet verici bir biçimde tecrit olduğunu, kabul edilemez olduğunu, muhakkak bu modelin değişmesi gerektiğini yaşayarak da hissettim. Öte yandan da siyasi tutuklu ve hükümlülerin F tipi hapishanelerde inanılmaz bir direniş ve mücadeleyle kendilerine nefes alabilecek yaşam alanı açtıklarını gördüm. Bu da çok mutluluk vericidir. Teslim olmayarak siyasal iradelerini, kültürel varlıklarını, inançlarını teslim etmeyerek direndiklerini gördüm. Bunu çok değerli buluyorum. Bunun bu düzeyde başarılabildiğini düşünmüyordum dışarıdayken ama tutsakken fark ettim ki direnerek kendilerine bir yaşam alanı kurabilmişler. Çok değerli bu. Öncelikle F tipinin tamamen kaldırılıp bu modelin değişmesi gerekiyor. Bir ikincisi hapishanelerde yargısal süreçlerin hapishaneye müdahalesinin neredeyse sıfır düzeyinde olduğunu gördüm. Yani hakimler hapishaneleri denetlemek, düzeltmek imkanına sahip değildir. Yasal olarak böyle bir yol olsa bile başaramıyorlar ve böyle bir imkan yok. Belki bir üçüncüsü toplum yüzünü cezaevine dönmezse, toplumsal bir ilgi olmazsa, gazeteciler yazmazsa, köşe yazarları söz etmezse hapishanede şiddetin artabileceğini gördüm. Hasta tutsaklar gibi korkunç bir sorun var. Bunu yaşayarak gördüm. Komşularım ve arkadaşlarım da kanser başta olmak üzere bir dizi hastalıkla boğuşuyorlardı. Hızla bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğini gördüm. Böyle sıralayabilirim…


SOYOĞUL: Sisteme olan inançsızlığınızı biliyorum. Daha da mı yitirdiniz, yoksa değişen bir şey olmadı mı?

KOZAĞAÇLI:
Aslında tamamen beni teyit etti. İçerisinde bulunduğumuz mevcut ekonomik-politik düzenin hiçbir biçimde reformla ıslah edilemeyeceğine dair kanaatim, bu sosyalist kanaattir netice itibariyle, ama netleşti. Çünkü öyle bir haldeyiz bunu tedavi edebilmek, düzeltebilmek için önce iktidar ilişkilerinin değişmesi gerekiyor. Önce üretim biçimine, paylaşım biçimine müdahale edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde hapishaneleri düzeltmek tali bir iş, adliyeyi düzeltmek tali bir iş. Bu yüzden de bu bu tip lokal reformlar halkın yeniden kendi özgüveninin kazanmasını, halkın sokağa çıkmasını, bir sokak siyaseti bir komite siyaseti, seçimlere de güvenmeksizin halkın aktif biçimde özgüvenle siyasallaşması gerektiğine dair inancım pekişti. Eğer bu mümkün olmazsa çözemeyeceğiz diye düşünüyorum.

SOYOĞUL: Onu paneldeki konuşmanızda da söylediniz. Reformları önemsiyorsunuz ama bunun sadece yama olduğunu, asla sistemi düzeltemeyeceğini düşünüyorsunuz. Ve hukuk da şu an kördüğüm durumda. Peki ne öneriyorsunuz?

KOZAĞAÇLI:
Bence bir ruh halinden çıkmalıyız. Bugün oturumda bazı hocalarımızın vurgu yaptığı ruh hali, onlarla bunu daha önce de tartışmıştık. Yargıya güvenmemeliyiz. Onlar yargının güvenin yeniden tesisiyle kurtuluş olacağına inanıyorlar, ben de yargıya asla güvenmememiz gerektiğini öğretmeliyiz diyorum. Yoksullar, çok büyük kalabalık bu. Yoksullar yargıya güvenmemeyi öğrenmek zorundalar. Siyasal iktidarlara güvenmemeyi öğrenmek zorundalar. Kendi özgüçlerini, yerel politik inisiyatiflerini, mahallelerini yönetmeye, kentlerini yönetmeye, siyasete aktif ve günlük katılıma, temsili demokrasi denilen 4 yılda bir oy atın sonra da buraya bir daha uğramayın denilen siyasal algının dönüştürülmesi gerektiğine inanıyorum. Ve eğer bunu başaramazsak, sıradan bir insan bunu samimiyetle söylüyorum, yargıya güvensiz olmalıdır. Onu ancak bu diri tutar. Haklarını ancak bu yolla koruyabilir. İşlerini savcıya, yargıca havale etmek sıradan insanı rahatlatıyor gibi gözükür, bu yolla adalet elde edebileceğini zannetmek ya da inanmak… Ama bu bir yalan. Adliyenin bir iktidar etme biçimi, bir yönetme biçimi olduğunu insanların fark etmesini sağlamalıyız. Süper yargıçlar, süper savcılar adalete bizi ulaştıracak hakimler ve savcılar kurulları gibi saçmalıklar yerine; denetlenebilir, geri çağrılabilir ve komiteler üzerinden örgütlenmiş, bu bilinmedik bir şey değil. Paris Komünü’nden beri sosyalistler bunu yüksek sesle söylüyorlar. Evet halk adına bir bürokratik ya da oligarşik azınlık yönetmiş oluyor böyle olunca. Yargı algımızı değiştirmeliyiz.

SOYOĞUL: Diyelim ben müvekkilim size geldim ve sizin sisteme bakışınız bu. Ne öneriyorsunuz müvekkilinize? Ben yargılanıyorum ve beni savunmanızı istiyorum. Devrimci değilim, sisteme karşı koymak gibi bir derdim de yok. Ne yapıyorsunuz? Bu yaman çelişkiyle nasıl baş ediyorsunuz?

KOZAĞAÇLI:
İki temel gerçeği tekrar vurgulayarak söyleyeyim. Bir kere muhalif avukatların, devrimci avukatların mesleklerinde çok iyi olması gerekir. Çünkü yasayı uygulamak için değil, mücadele etmek için yasayı çok iyi bilmeniz gerekir. Hatta yasayla mücadele etmek isteyenlerin, yasayı uygulayanlardan çok daha iyi bilmesi gerekir. O yüzden mesela bana gelerek çok iyi bir tercih yapmış oldunuz! Çünkü yasayı çok iyi biliyorum. Ekipler halinde çalışıyoruz. Halkın avukatlığını yapmaya çalışan ekipler. Benim politik bürom bu yıl 25’inci yılını kutluyor. 25 yıldır halkın, siyasal toplumsal muhalefetin avukatlığını yapmaya çalışıyoruz. Genel başkanı olduğum dernek 40’ncı yılını kutluyor bu sene. Biz kesintisiz olarak bir ekip çalışması yapıyoruz, dediğim gibi uzun bir liste için. İşçiler, kamu emekçileri, şiddet gören kadınlar, Kürtler, Aleviler, yoksullar, evleri yıkılanlar, HES’ler.. İnanılmaz geniş bir hukuksal alanı sürekli tarayan genç ve dinamik bir avukat kuşağını temsil ediyoruz biz. Ve politik. Dolayısıyla ‘acaba kafadan rejime karşı olduğu için benim davamı kazanamayacak bir avukata mı geldim’ kaygısını herkesin atması lazım üzerinden. Bir ÇHD’liyle tanıştıysanız, büyük ihtimalle alanını en iyi tanıyan avukatla tanıştınız demektir. Halkın Hukuk Bürosu için de böyle. Biz çok uzun yıllardır devletin siyasal şiddetine karşı dava takip ediyoruz. İnfazlar, kaybetmeler ve birçok şey. Dolayısıyla ben avukatlığı seviyorum. 18’nci senem bitiyor. ‘Avukatlık boş bir iş, avukatlık yapmayalım’ değil; hayır, en iyisini yapmaya çalışıyoruz. En ısrarlı, en militan, en zengin, en entelektüel avukatlığı yapmaya çalışıyoruz bir yandan. Ama şunu biliyorum çok iyi avukatlık yaparak mahkeme kararıyla yoksulların ekonomik durumunu düzeltemem… En iyi avukatlık yaparak kadınların ölmesini engelleyemem… Çok iyi avukatlık yaparak nükleer santralleri durduramam… Bunu yapabilmek için hukukla ilgisiz bir başka işi sevmem gerekiyor. Bu iş politikadır, siyasettir. Halkın kendisinin kavraması gerekiyor neyi dönüştüreceğini. Mahkeme kararıyla devrim olmaz, mahkeme kararıyla yaşam koşulları iyileşmez. Evet, biz işten atılan işçilerin tazminatını almaya çalışıyoruz. Ama bir yandan da şunu söylemeye çalışıyoruz: Hayatının sonuna kadar işçi kalmak istemiyorsan insani koşullar, barınacak bir ev, kültürel bütünlük, eğitim istiyorsan mahkeme kararıyla olmaz. Biz şimdilik seni işine döndürelim ama siyasallaş. Toplantılar düzenle, gösteriler düzenle, kendini temsil ettir.

SOYOĞUL: Bunu meslektaşlarınıza anlatmayı ne kadar başarabildiniz?

KOZAĞAÇLI:
Yargılandığımız bu davada benim 3500’e yakın avukatım vardı. Bu, Türkiye’deki avukat mevcudunun neredeyse yüzde 5’i. Çok kıymetli. Bizim kadar militan bir avukat grubunun…
Ve bu ülkenin en iyi avukatları. Baro başkanları. Şuna inanıyorum ben. Bütün ülkede CMK eğitimleri yaptım, mahkeme kanununu anlattım. 5 binden fazla avukat eğitmişimdir bütün ülkede. Bizzat. Ve eğitim setleri hazırladık, kitaplar hazırladık. Ben kendimizi avukatlara anlatabildiğimize inanıyorum. Bu bir serbest meslek. Evet hekimler gibi, evet mühendisler gibi. Bir küçük burjuva kültüre sahip. Çok fazla devrimcileştirilmesi mümkün değil ama içerisinden aktif, militan, halk için mücadele eden bir blok çıkartabildiğimize inanıyorum. Bizim avukatlığımızı yapmaya 3 bin 500 avukat cesaret edebiliyorsa eğer, gerisi gelir…

SOYOĞUL: Yargıda yargıçların durumu… Özellikle de bugünlerde?

KOZAĞAÇLI:
Çok büyük bir trajedi. Yargıçlar bugün söz etti aslında. Bugün 22-23 yaşındaki çocukları iki yıllık kötü bir eğitimden sonra üzerlerine cüppe dikip, taşranın kötü bir kasabasında sen burada yargıçsın dediler. Yeteri kadar sinema seyretmemiş, yeteri kadar politikleşmemiş hayatında bir veya iki kez oy atmış. Bu çocuklar taşrada gezerken 10 yıl boyunca politik olarak gericileşiyorlar, mesleki olarak gericileşiyorlar biraz ele gelir gözle görünür yerlere geldiklerinde bir de bakıyorsunuz, bir kast oluşmuş. Mesleki olarak kendini geliştirmeyen, okumayan yazmayan, devlete kendini bağımlı hisseden yüksek maaşlı bir kast oluşmuş. Bunu kıramıyorsunuz çok garip, yani yargıçlarla avukatların ilişkisindeki temel sorun bu. Aynı anda okulu bitirdik ben hayatım boyunca Ankara’da yaşadım. Tiyatroya gittim, sinemaya gittim, operaya gittim, politik eylemlere katıldım, mücadele ettim, dernek kurdum, dernek üyesi oldum çok zengin bir hayatım oldu, aşık oldum, şiir yazdım, şarkı yazdım… O, bu sürede 3 bin nüfuslu kasabalarda gezdi. 15 yıl sonra karşı karşıya geldiğimizde bizim birbirimizi anlamamız mümkün mü? Bizim birbirimize bir şey anlatmamız mümkün mü? O yüzden o kabuğuna kapanmak zorunda. Hakime hanım, hakim bey kabuğuna kapanıp benimle kavga etmek, tartışmak zorunda. Elindeki gücü bana karşı kullanacak, belki bu şekilde tatmin olacak. Oysa ki bu olmamalı. Olması gereken şey yargıç sınıfının, savcı sınıfının ayrı ayrı kendi hakları için örgütlenmesi. Bugün İzmir Barosu toplantısında gördüğümüz şey bu; yargıç örgütleri var artık.

SOYOĞUL: Bunu önemsiyorsunuz, umut verici buluyorsunuz yani?

KOZAĞAÇLI:
Kesinlikle. Yani yargıçlar konusundaki bu endişemiz şaka değil ama ümidimiz de şaka değil. Disiplin cezaları almayı göze aldılar, sürgün oldular ama örgütlerinden vazgeçmediler. Dernekleşmek, sendikalaşmak sevdasından vazgeçmediler. Bir avuçlar ama çok değerliler bence. Buradan gelecek gerisi.

SOYOĞUL: Her şeyi reddeden anlayışınız ve diliniz yüzünden soru sormakta zorlanıyorum. Çünkü siz baştan ‘reformu’ önemsemiyorsunuz, ‘olacaksa devrim olmalı, başka türlü düzelmez’ diyorsunuz. Yine de soracağım ama; ne olacak HSYK’nın hali?

KOZAĞAÇLI:
Hiç ilgimi çekmiyor. Çok basit bir denklem ve isim vererek antlayım. Eski bir ceza tevkif evleri genel müdürü hakim sıfatı olan Ali Suat Ertosun isimli bir adam HSYK üyesi seçildi. Onu HSYK üyesi seçen kliğin; alevi, sosyal demokrat, yargıç kliği eski düzen Ansen rejim olduğu söylendi. Ve güya cemaatçilerin yıktığı yargıç düzeni onu seçmişti. 19 Aralık hapishaneler katliamının organize edeniydi. Ve yüzlerce solcunun, sosyalistin ve tutsağın ölümüne neden olan o büyük organizasyonu yapan adamdı. Bana sorarsınız sistemli cinayetlerin sorumlusuydu. HSYK üyesiydi, eski düzenin HSYK üyesiydi. Bu kişi yıkıldı. Yerine cemaatçi olduğu iddia edilen bir HSYK geldi 12 Eylül Referandumundan sonra. Bakın burada bir üye vardı; Engin Çeber’in hapishanede katledilmesine ilişkin ağır ceza dosyasının mahkeme başkanıydı o kadıncağız Nesibe Hanım. Cemaatçi olarak biliniyor ve bugün HSYK’da daire başkanlığı yapıyor. Herkes ona diyor ki cemaat ekolünden, güzel. Nesibe Hanım cumhuriyet tarihinin en önemli kararını vermiştir. ‘Bir kişi hapishanede katledildiyse onu vurmasa bile hapishane müdürleri de sorumludur’ diyen kararın altında imzası olan bir kürsü hakimiydi. Ali Suat Ertosun Adalet Bakanlığı’nın bir bürokratıydı, cezaevi katliamlarının bence sorumlusudur. Şimdi bana diyorlar ki ‘yeni HSYK düzeni bir darbedir, çok kötü, bunlar geldi biz eski düzene dönmek istiyoruz!’ Ben de onlara diyorum ki ‘eski düzeninizi sevmiyordum, yeni düzeninizi de sevmiyorum. Mümkünse HSYK’yı kapatın ve bu ülkeden gidin yani. Yeni HSYK için önerim o. HSYK’yı kapatın, yargıçları rahat bırakın derneklerini kursunlar! Eğer birisi beni Engin Çeber kararını veren kürsüdeki yargıçla, 19 Aralık katliamını yapan bürokrasideki yargıç arasında seçim yapmak zorunda bırakacaksa; ben ikincisini seçerim. Ama bir dini ticari cemaatle ilgim olduğu için değil ya da sempati duyduğum için değil! Kürsü hakimlerine söz vermek gerekir. Yeni HSYK’nın yapılanmasından beklentim bu. Kürsüde çalışmayan hakimden, Adalet Bakanlığı bürokrasisinde çalışan hakimden HSYK üyesi olmaz! Kürsü hakimleri genç hakimler, bunlar HSYK üyesi olacaksa HYSK ilginç bir yer olur eğer olmayacaksa… olacaksa heyecanlanabiliriz değişik bir şey gelecek diyebiliriz. Ankara’da yuhalanmış adalet bürokrasisi yüksek yargıçların arasında el değiştirecekse bu solcusu mu geldi, sağcısı mı geldi, ya da neye solcu diyorlar, neye sağcı diyorlar hiç ilgimi çekmiyor. Avukatların ilgisini çekmesi gereken bir konu olduğunu da düşünmüyorum, yargıçları düşünsün. Onların tayinlerini onlar yapıyor.


Yargı bağımsızlığıyla ilgili söylediğiniz de çok çarpıcıydı sempozyumda… Burada da kayda geçmek isterim.

Acaba yargı bağımsızlığından ne kast ediyorlar, ben bunu anlamadım yani. Bir yargıç var, bir savcı var, başbakanın oğluna soruşturma yürütüyor. Çok da güçlü bir başbakan yüzde 50 gibi bir oy alan adam. Yargıç diyor ki, suç işlenmiş, ben müdahale etmek zorundayım. Yargı bağımsızlığı dediğiniz bu değil mi? Niye bu adamlardan sızlanıyorsunuz? Siyasal iktidara karşı efendim geçmişte bunlar bir aradaydı birbirlerinin suçlarını… Beni ilgilendirmiyor. Yargı bağımsızlığından anladığım şey şu: Cumhuriyet tarihi boyunca bir başbakanın oğluna, faal bakanlara, ülkenin önemli zenginlerine soruşturma yürütebilen bir ekip var mı? Var. Kim bunlar? Cemaatçilermiş. Hiç ilgimi çekmiyor! Yargı bağımsızlığı derken bunun böyle olacağını bilin. Bağımsız yargıcın da dayanacağı bir yer olacak. Derneği olacak, vakfı olacak birbirine güç verecek. Bunu cemaat yapmış, başka bir yerde dernek yapabilir. Yargıcın politik bir figür olduğunu artık herkesin kabullenmesi gerekiyor. Yargıç diyorum ya suya sabuna dokunmaz, siyasetten anlamaz, gazete okumaz, yargıcı bir ahmak olarak tarif etmenin kime, ne faydası var yani? Öyle bir yargıç istiyorum ki, solcu olmasın, sağcı olmasın, CHP’li olmasın, AKP’li olmasın, Kürt olmasın, Alevi olmasın, Türk olmasın… Var mı öyle bir insan dünyada? Ne saçma bir yargıç tasarımı bu? Olmayan bir şeyi ideal olarak tasarlamak ne demek yani? Hayır, ben istiyorum ki lütfen Kürt yargıçlar olsun, Alevi yargıçlar olsun, Kürt olduğunun farkında olsun bir de yargıç… Sadece Kürt olmak yetmiyor, Alevi olduğunun farkında olsun. Sağcı ve solcu yargıçlar olsun, bunların dernekleri olsun, sonra seçimler geldiğinde yarışsınlar. Solcu yargıçlar ve sağcı yargıçlar farklı yargı reformları önersin, sonra birileri seçilsin, tamam kim seçildiyse razıyız hepimiz biz de bilelim süreci. Ama şu hali çok saçma yani. Yargıç tarafsız ve bağımsız derken, aslında bir ölüyü tarif ediyorlar, yani ölmüş bir şey o. Böyle ilginç bir fıkra vardır. Savunmamız sırasında ben mahkemede anlatmıştım bunu. Padişahın en sevdiği atı ölmüş, bunu padişaha söyleyecekler ama söyleyemiyorlar, çok korkuyorlar çünkü en sevdiği atı. Diyorlar ki ‘sultanım at hep yatıyor hiç kalkmıyor.’ ‘Allah Allah’ diyor padişah… Başka biri diyor, ‘gözleri de kapalı hiç açmıyor’, başka biri ‘hiç nefes almıyor’ diyor. ‘Gerçekten mi’ diyor padişah, ‘ölmüş o zaman bu at’ diyor. ‘Biz demedik’ diyorlar, ‘sen dedin!’. Bu tarif ettikleri yargıç bu, böyle bir yargı yok yani o ölmüş yani! Ancak ölmüşse apolitik olabilir, mezhepsiz, milletsiz olabilir. Benim yargıçlar hakkındaki fikrim bu değil. Gazete okusunlar, lütfen politik tarafları olsun, hayat hakkında bir fikirleri olsun ama bunları yasaya aykırı davranmak için değil yasa neyse onu uygulasınlar, bu kadar. Lütfen yargıç gerçek insan olsun lütfen! 

 
Hukuk devletini savunmak Haşim Kılıç’a kalmışsa…
 
Bakanlığın hazırladığı taslak, avukatlığı bitirir!
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Hukuk devletini savunmak Haşim Kılıç’a kalmışsa…
Gönül Soyoğul'la hukuk söyleşilerinin ilk konuğu Yargıçlar Sendikası Başkanı ...
Binali Bey’le yarışmak benim için büyük bir zevkti…
Başkan Kocaoğlu seçimlerin ardından ilk büyük değerlendirmeyi Egedesonsöz’e yaptı.
Adalet için siyaset yapmak istiyorum…
CHP'nin genç Bornova Belediye Başkan Adayı vizyonunu anlattı...
 
Kendimize değil, partimize oy istiyoruz…
HDP İzmir'in Eş Büyükşehir Belediye Başkan Adayları partinin kent vizyonunu anlattı.
'İnanılmaz heyecanlıyım'
Karşımızda iddialı bir Başkan var. Vizyoner bakış açısını Alaçatı'da Türkiye'ye ...
Siyasette hiç dayım olmadı, örgüt emekçiyim ben!
Gönül Soyoğul, CHP Karşıyaka'nın örgüt emekçisi genç adayı Hüseyin Mutlu ...
 
Atatürkçülüğümü, bu adamlara test ettirecek insan değilim!
CHP'den Konak adayı olan Eski Baro Başkanı ile hakkındaki eleştiriler, ...
Özfatura-Gökçek karışımı bir başkan olurum
MHP Büyükşehir adayı Gönül Soyoğul’un sorularına içtenlikle yanıt verirken ...
İzmir için en büyük projemiz, ‘erdemli şehirler’
Saadet Partisi İzmir adayı Özüdoğru, Gönül Soyoğul’a konuştu. Özüdoğru ...
 
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Ama Olmadı Sayın Soyer!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
ABD’den Birleşik Krallığa Huawei tepkisi
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Mare Nostrum; Hektor-Akhilleus ikilemi
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Sağlıklı ekmek üretimi için neler yapalım?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Sahtekârların tehdidi her yerde
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
‘Umut sürüsü’ sevgi ister!
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Foça
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
İstanbul-Yarımada hattı ve acele kamulaştırma
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Ruh Eşi Kalp Eşi Sevme İşi
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Burak Oğuz’un özrü
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva