RÖPORTAJLAR
30 Ekim 2015 Cuma

Umudun adresi CHP

Hanzade Ünuz Ege’de SonSöz için sordu... CHP Genel Başkan yardımcısı ve İzmir milletvekili adayı Selin Sayek Böke yanıtladı...

Umudun adresi CHP

CHP Genel Başkan yardımcısı ve İzmir milletvekili adayı Selin Sayek Böke kısa sürede tüm Türkiye’nin tanıdığı bir siyasetçi oldu.
Hızla girdiği siyasette henüz sadece birinci yılını doldurmasına rağmen ikinci genel seçimini yaşıyor.

Selin Sayek Böke, 7 Haziran sonrasında ortaya çıkan meclis tablosunun ardından CHP – AKP ekseninde haftalarca süren koalisyon görüşmelerine katıldı.

Hepimizin nefesimizi tutarak “Sonuç ne olacak” diye izlediği buluşmaları sıcağı sıcağına yaşadı...
Hükümet “kurma” ya da “kurmama” çabalarının birinci elden tanıklığını yaptı.
 
Süreç içinde Öteki Türkiye’yi tanıdığı gibi, Öteki Siyaset’e de şahit oldu.
Selin Sayek Böke, yaşadığı koalisyon maratonu tecrübesiyle artık siyaseten çok daha pişmiş ve hatta bilenmiş olarak karşımızda duruyor.

Hem siyasetçi, hem anne olmanın anlatılmaz zorluğu içindeyken bile yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen Böke, oğulları Can ve Aksel ile birlikte tüm gençlere ‘Yaşanacak Bir Türkiye’ sözü veriyor.


CHP Genel Başkan yardımcısı, İzmir 1. Bölge milletvekili adayı Selin Sayek Böke Türkiye’nin kader seçimi 1 Kasım’a 48 saat kala “Umudun adresi CHP” dedi ve son mesajlarını Ege’de SonSöz ile paylaştı...

ÜNUZ: 7 Haziran öncesindeki Selin Sayek Böke ile şimdi 1 Kasım seçimleri öncesi Selin Sayek Böke arasında önemli farklar olduğunu düşünüyorum.
 
BÖKE: Çok güzel bir soru... Hakikaten farklar var. Bir kere enerjim daha yüksek, çünkü vatandaşlarımızla yaptığımız temaslardan müthiş bir güç alıyorum. Mücadele gücü için duyduğum enerji çok yüksek. Öte yandan 7 Haziran seçimlerine kıyasla 1 Kasım seçimlerine giderken hissim daha çok kaygı barındırıyor. Daha çok kaygıyla birlikte sorumluluk duygusunun arttığı bir seçim süreci.

ÜNUZ: Neden daha çok kaygı?

BÖKE:
Çünkü 7 Haziran’dan sonra Türkiye’de demokrasinin daha da kötüye gidişi, özgürlüklerin daha da sınırlanmış olmasını yaşıyoruz. 7 Haziran öncesi bildiğimiz, fakat 7 Haziran’dan sonra yaşamımıza daha çok sirayet etmeye başlayan sorunlar günlük hayatı çok daha fazla etkiler hale geldi. Türkiye’deki sosyal bozulmanın, özellikle toplumsal kutuplaşmanın iyice derinleşmiş olmasından ciddi endişeler duyuyorum.

ÜNUZ: 7 Haziran’dan bu yana Türkiye ile ilgili farklı bir algınız mı oldu?

BÖKE:
Geçen dört ay içinde yasama organı çalışmadığı için, çalıştırtılmadığı için milletvekili olarak daha farklı bir siyasi yük hissetmiş değilim. Daha önce hissetmiş olduğum sorumluluğun aynısını hissediyorum açıkçası. Hatta daha çok sorumluluk hissediyorum çünkü kaygım daha yüksek. Yapılması gereken iş, mücadele edilmesi gereken alan arttı.

DAHA FAZLA SORUMLULUK HİSSEDİYORUM

ÜNUZ: Fotoğrafa daha yakından baktınız, derinleri gördünüz...

BÖKE:
Bunun benim içine girmiş olmamla ilgili kısmı da mutlaka vardır. Ama önemli bir kesim için 7 Haziran bir demokrasi umudu barındırıyordu. 7 Haziran seçimleri olacak, temsiliyet olarak daha farklı bir meclis ortaya çıkacak...

ÜNUZ: Nitekim öyle de oldu...

BÖKE:
Nitekim öyle oldu, onun için ben 8 Haziran sabahı daha coşkuluydum. Türkiye’de demokrasinin kazandığı, bir koalisyon çıktığı takdirde toplumsal uzlaşı için siyasetin liderlik yapabileceği algım vardı.

ÜNUZ: Siyaset çözüm üretecek gibi gözüküyordu...

BÖKE:
Aynen öyle. Şimdi çözüm yine siyasetten gelmeli ama burada çözümsüzlük hissinin derinleştirildiği bir dönemin içine girmiş olmak ve onun bir parçası olmak... İçeride, onun yaşayanı olarak ağırlığını hissediyorum. Güzel ülkem için bunu hepimizin hissettiğini de biliyorum. Demokrasinin zaferi hissinin çok kısa sürmüş olması ve demokrasiyi kazanmak için Türkiye’nin ciddi bir mücadeleye ihtiyacı olduğunu görmekle sorumluluğu daha yoğun hissettiğim bir dönem yaşıyorum.

HER BİR OY STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR

ÜNUZ: Mücadelenin daha çetin olacağını mı gördünüz?

BÖKE:
Belki de... Hep şunu düşünürken buluyorum kendimi. Mücadele dendiğinde, Türkiye’de bu mücadele hiç bitmiyor zaten. Zaten yıllardı verilen daha iyi yaşam mücadelesi var. Demokrasi ve özgürlükler açısından bu mücadelenin değişmediğini görmek de beni etkiledi.Arada dönüyorum annemin (Füsun Sayek) yazdığı yazıları okuyorum. Ölümünden sonra yazdığı yazılardan derlenmiş olanlar var. 1990’lardan 2004’e kadar yazdığı yazılarda aynı mücadele sürüyor. Türkiye’yi daha demokratik daha demokratik, daha özgürlük temelli yapmak.
Ben 7 Haziran’ın bir kırılma olacağını ve bir iyileşmenin ilk adımı olacağını düşünmüştüm. Daha hızlı bir adım olacağını düşünmüştüm. Mecliste temsiliyet açısından, Türkiye’nin renklerini barındırmak açısından bir kazanım olduğunu düşünüyorum. O zaman şimdi 1 Kasım seçimleri için de her bir stratejik oyun CHP için gerekli olduğunu düşünüyorum. Neden derseniz? Temsiliyetin bir yönetime dönüşmesi gerekiyor.

ÜNUZ: Stratejik oy derken?

BÖKE:
Özgürlüklerin yaşamın doğal bir parçası haline gelmesi içinCumhuriyet Halk Partisi şu anda böyle bir meclis tablosundan artık yönetimin bir parçası olması gerekiyor. CHP’yi iktidara taşıyacak oy, artık Türkiye için kritik bir oy. Bu dönemde iktidara en yakın olan CHP’nin iktidara taşınmasının Türkiye’de demokrasi ve özgürlük alanında ciddi bir atılım yaratacağını düşünüyorum. Üzerimize düşmüş olan bu karabasanın da kolayca dağıtılabileceğini düşünüyorum. O nedenle 7 Haziran’a kıyasla daha çelişkili duygular içinde gelip giderken buluyorum kendimi. Bir yanda büyük bir umut besliyorum, değişim devam edecek derinleşecek diye düşünüyorum. Bir yanda da o kaygının verdiği bir ağırlık var. Ama beni enerjik tutan positif taraf, umutlu yanım.


BİREYE DÖNERİM

ÜNUZ: Masa başındaki akademisyen Böke, sokaktaki siyasetçi Böke’den neler öğrendi?

BÖKE:
Ben şimdi yeniden bilim üretmeye dönsem, bilimi de farklı yapacağımı düşünüyorum. Çünkü daha önce ürettiğim bilim yaptığım işlerle ilgiliydi. IMF’te ve Dünya Bankası’nda çalışırken daha çok şirketler, yatırımlar üzerinden giden bir dünyanın parçasıydım. Dolayısıyla araştırmalarım da doğrudan yabancı yatırımcılar, şirketlerin davranış biçimleri, ülkelerin bu doğrultuda atacağı politik adımlarla ilgiliydi. Şimdi bilime geri dönsem mikro düzeyde, bireyi daha doğrudan etkileyen çalışmalar yapacağıma eminim. Benim için çok öğretici bir süreç olduğu kesin.

ÜNUZ: Bireyin aslında nasıl bir ihtiyacını olduğunu gördünüz?

BÖKE:
Ben hep ekonominin politika üreten tarafında kafa yordum. Bilim yaptım ama kuramsal çerçeveden çok, verilerle çalıştım. O veriler de insana dairdi zaten. O kadar da uzak değildim. Dünyadaki ekonomi sistemde bir dönüşüm içerisindeyiz. Eşitsizliklerin giderilmesi, yeniden dağılımın bilim dünyası tarafından en çok düşünüldüğü bir dönemde bu eşitsizliği gidermek gayretiyle sahaya inmiş olmak benim için bu iki mutfağı biraraya getiren bir araç oldu. Şimdi çalışacak olsam ekonomik ve sosyal adaletsizlik alanına yoğunlaşırdım.

GÖREMİYORUZ

ÜNUZ: Avrupa’yı boğan mülteci akınındaki daha iyi yaşam talebinde de bu eşitsiz dağılımı görmüyor muyuz?

BÖKE:
Esasında dünya 2008 yılından bu yana ciddi bir çözümsüzlük içinde. Yeni bir düzeni kurgulayan dinamik bir süreçten geçiyor. Türkiye’nin bu kadar içine kapanmış olması, dünyadaki bu büyük değişim içinde yarının Türkiye’sinin rolünü tanımlamakla ilgili iş yapmamasını getiriyor. O kadar içimize kapandık ki, göremiyoruz. İçimizdeki kavgaları bu kadar derinleştirmiş olmak, yeniden kurulan dünya düzeni içerisinde güçlü Türkiye’nin inşasında geri kalıyoruz demektir. Güç dengesi yeniden tanımlanıyor. Orada oyuncu olmamız için ayağa kalkıp biz birlikteyiz, bütün Türkiye eleleyiz dememiz lazım. Oysa biz müthiş kutuplaşmalarla boğuşuyoruz. Bu yeniden seçime hiç gerek yoktu mesela.

GÜVENSİZLİK EN BÜYÜK MALİYET

ÜNUZ: 7 Haziran’dan bu yana geçen 5 aydan bu yana Türkiye ne kaybetti?

BÖKE:
 Çok şey kaybetti. Beni daha çok tedirgin eden kısmı ekonomik değil, sosyal kayıplar. 7 Haziran’dan sonra Türkiye’de bir koalisyon kurulmuş olsaydı, ki biz bunun bir fırsat olduğunu söylemiştik, toplumsal uzlaşı için siyasi uzlaşının başlamış olması bakımından önemli bir adım olacaktı. Türkiye’yi yeni reform paketine itecek bir güce ihtiyacı var, burada CHP’nin rolünün kritik olduğunu düşünüyorum. Koalisyonun kurulmamış olmasıyla kaçan fırsatla birlikte toplumsal barışın iyice zedelenmiş olmasında göze çarpıyor. 8 Haziran’dan beri güne ‘Acaba bugün kaç can verdik’ diye kalkıyoruz. Bu müthiş bir güven duygusu kaybı getirdi. Ülkedeki kaygı düzeyinin çok arttığı bir dönem. Bu en büyük maliyet. Birbirimizden korkar ve birbirimizle iş yapma kültüründen gittikçe uzaklaşır olduk. Ankara katliamında 102 canı kaybettikten sonra Konya maçındaki tablo, bence bunun en somut göstergesi. 7 Haziran’dan sonraki maliyet ne derseniz? Konya maçındaki ıslıklardır.

TL. YÜZDE 10 DEĞER KAYBETTİ

ÜNUZ: Yeniden seçimin ekonomik maliyeti yok mu?

BÖKE:
Çok yüksek. Evet bütçeden partilere kaynak ayrılmadı ama ekonomi çalışmıyor. 13 Ağustos’ta koalisyon olmayacağı açıklandı. Masaya oturduğumuz tarihten 13 Ağustos’a kadar Türk Lirası kendine benzeyen para birimlerine kıyasla çok daha az değer kaybetti. Çünkü piyasalar, ‘Burada bir iktidar çıkacak’ diye düşündü. O süre sakindi, 13 Ağustos’tan sonra seçime itildiğimiz ortaya çıkınca Türk Lirası yüzde 10 değer kaybetti. Bu değer kaybının yarattığı maliyet 100 milyar Türk Lirası. Açıkladığımız ekonomik pakette yapacaklarımızın ilk yıl maliyeti 57 milyar Türk Lirası’ydı. Bize kaynak nerede diye soranlar Türkiye’yi seçime ittiler. Yeniden seçimin çok ciddi ekonomik ve sosyal maliyeti var. Burda sorumlunun kim olduğunun çok net ortaya konması gerekiyor. Bence AKP kadar, MHP de sorumlu.

ÜNUZ: Seçimlerde bir manipülasyon yaşanmazsa kimin ne oy alacağı az çok belli. Bu tablo 
yeni ne getirecek peki?

BÖKE:
Manipülasyon olmazsa kısmı Türkiye’deki soruna dair çok önemli bir şey söylüyor. Kaygı derken, artık hiçbir şeye güvenmiyoruz. Yapacağımız seçime güvenmiyoruz, hukuka, kamu kurumuna, birbirimize güvenmiyoruz. İlk inşa etmemiz gereken güven.

SONUNA KADAR UĞRAŞIRIZ

ÜNUZ: Nasıl olacak o inşa?

BÖKE:
Bu sorun yumağını yaratmış olanlarla değil, yeni bir hükümet yapısı ve reform ajandasıyla Türkiye’de bu güven hızla inşa edilir. Tabii ben bir siyasetçi olarak 1 Kasım’ a kadar tek başımıza iktidar olmak için çalışmakla ve bu umudu beslemek ve yaratmakla yükümlüyüm. O nedenle biz bir koalisyon üzerinden seçim çalışması yapmıyoruz. Fakat CHP, 7 Haziran’da bir koalisyon çıkarsa ne yapacağını çok net gösterdi. Biz uzlaşmacı, Türkiye’nin ihtiyaçlarını giderecek zor işlere talip olduğumuzu gösterdik. Seçmen yine koalisyon derse biz Türkiye’de bir koalisyon kurulması için sonuna kadar uğraşırız.

KOALİSYON TEKLİFİ GELMEDİ

ÜNUZ: Olmazlarınız yok o halde?

BÖKE:
Bizim bir kırmızı çizgimiz yoktu. Biz evrensel değerleri içeren 14 prensip yayınladık. Koalisyon farklılıları olmakla birlikte belirli ortak bir vizyonu ortaya koymalıdır. ç koşulumuz vardı. Bu zor işler yapan bir hükümet olmalı dedik, zaman dilimi koymayalım vizyonu dört yıl olsun dedik. Güvensizlik var, güveni inşa edecek adımları koalisyon protokolünün bir parçası yapalım dedik. Bu üç koşulumuzda bir değişiklik yok. Biz Türkiye’de zor işler yapacaksak uzun vadeli bir perspektifle masaya oturmalıyız ve masadan kalkmamak için güvenle oturmalıyız. Türkiye için bunu yapmalıyız. Bize bir koalisyon teklifi gelmedi derken kastettiğimiz de bu. Bu üç koşula uyan bir teklif gelmedi. Üç aylık seçim hükümeti teklifi geldi.

ÜNUZ: Geçici nikah gibi birşey...

BÖKE:
Aynen öyle, biz biraz idare edelim ben sonra zaten bir başkasıyla evleneceğim gibi bir yaklaşım kabul edilemez. Türkiye’nin bu kadar çok sorunu varken, biz bir sonraki seçime odaklı bir hükümetin ortağı olamayız.

MESELE TOPLUMDA DEĞİL, SİYASETTE

ÜNUZ: Siyasette bir yılı doldurdunuz. Nasıl, rüzgar gibi geçti diyebilir miyiz?

BÖKE:
Rüzgar, fırtına nasıl tanımlarsanız... (gülüyor)

ÜNUZ: Bu geçen bir yılda Türkiye ile ilgili yeni ne öğrendiniz?

BÖKE:
Şunu gözlemledim, ben 10 yıl yurtdışında yaşadıktan sonra 2003 yılında bir Türkiye romantizmi ile dönmüştüm. Ülkeme hizmet etmek istiyordum, ülkemle birlikte bir şey yapmak istiyordum. Farklı renklerin özlemiyle dönmüştüm. Seçime girmeden önceki bir kaç yıl bu renklerin solduğu hissi çok ağır basıyordu. Türkiye renksizleştiriliyor diye düşünmem o romantizmimi biraz öldürmüştü. Açıkçası siyasete girmiş olmam bana o Türkiye romantizmini yeniden kazandırdı. Çünkü renklerin orada olduğunu, meselenin toplumdan değil, siyasetten kaynaklandığını görüyorum. Bunu çözebileceğimize inancım o kadar yüksek ki. Çözümün bir parçası olmak da beni çok heyecanlandırıyor.


GEZİ RUHU BENİ SİYASETE İTTİ

ÜNUZ: Siyasete sizin gibi yeni isimler giriyor. Siz de yeni istekli isimlerle karşılaşıyor musunuz?

BÖKE:
Bana soruyorlar, siyasete girmeye nasıl karar verdin diye. Ben açıkçası Gezi gençliğinin beni siyasete iten güç olduğunu düşünüyorum. Gezi gençliği bana dokunan bir el  oldu. Gezi gençliği benim öğrencilerim, öğrencilerimin arkadaşları. Üzerimdeki grileşmiş Türkiye havasını ilk aralamaya başlayanlar Gezi gençleri, Gezi ruhuydu. Ben kendimi onların bir parçası görüyorum ama benden daha genç bir jenerasyonun başlattığı bir hareket olduğu için Gezi gençleri diyorum. Ben de o mücadelenin bir parçasıydım. Önce onlar bana dokundu. Beni siyasete iten Gezi gençleri oldu diyebilirim.
1 Kasım seçimlerine giderken bildirgemizi gençlere adadık, gençlere açık çağrıda bulunduk. Gelin, ortak olun, birlikte iş yapalım diye. Siyaset denen şeyin sadece mecliste milletvekili olmak olmadığını, bunun bir ekip işi olduğunu ve bireyin siyasete dahil olmasıyla Türkiye’nin demokratikleşeceğini söyledik. Bu açık çağrıya geri dönen eller sayıca çok. Bu renklerin sisteme dahil olmak istemesi beni umutlandırıyor. Buna ihtiyaç var. Türkiye’de yetişmiş genç bir potansiyel var.

TÜRKİYE’DE İZMİR RÜZGARI ESMELİ...

ÜNUZ: İzmir’den farklı partilerden meclise seçilecek milletvekilleri Ankara’da İzmir için işbirliği yapabilecek mi sizce?

BÖKE:
Türkiye ile ilgili ne öğrendiniz diye sormuştunuz ya, şunu çok net öğrendim.Özlediğimiz muhalefet kültürünün İzmir’de olduğunu düşünüyorum. İzmir’in muhalefet kültürü bile daha medeni. Farklılıklar tartışılabiliyor en azından. Dolayısıyla İzmir’den gelen milletvekillerinin birlikte iş yapabilme kültürünün daha kolay olacağını düşünüyorum ve gözlemliyorum. Bizim 1 Kasım seçim bildirgemiz İzmir ruhu taşıyor. Biz Türkiye’de İzmir rüzgarı estirmek istiyoruz. Esmesi gereken rüzgar da bu. Farklılılarımız olabilir ama birlikte iş yapıyoruz kültürü olmak zorunda. Bizim İzmir diliyle siyaset yaptığımızı düşünüyorum.

YENİ SİYASETÇİLER GELECEK

ÜNUZ: Önümüzdeki süreçte siyasetçi profilinde nasıl bir değişiklik olacak?

BÖKE:
Ben gençleşeceğini düşünüyorum. Gençlikten kastettiğim şey sadece yaşla ilgili değil. Siyaseten genç olmak da siyasete başka bir hava getirebilir. Kariyerinizde bir yere gelmişsinizdir, her yaptığınız yeni iş, farklı birikimlerinizi değerlendirmenize fırsat yaratır. Benim gençlikten anladığım, yeni siyasetçiler. Siyasetin çözümsüzlükten beslenmediği bir Türkiye inşa ettiğinde bunun hızlanacağını düşünüyorum.

ÜNUZ: Bu nüveyi, hevesi görüyorsunuz o halde...

BÖKE:
Görüyorum, görüyorum. Yoksa içinde kalamazdım. Üniversite gibi kavga edilmeyen bir ortamdan çıkıp bu ümidi beslemeseniz tutunma gayretiniz kalmaz.

ÜNUZ: Çağrıda bulunuyor musunuz bu anlamda?

BÖKE:
Açık çağrıyı her kulvarda yapıyoruz. Ben de o çağrıyı yapanlardanım. Çünkü ben bu dönüşümün entergre bir parçası olduğumu düşünüyorum. Kendi deneyimimi paylaşmam aynı zamanda bir çağrı oluyor.

ÜNUZ: Mesaj alınıyor yani...

BÖKE:
Evet, bunu çok açıkça gözlemliyorum.

ÜNUZ: CHP buna yeterince açık mı, yoksa münferit bir örnek mi kalacaksınız?

BÖKE:
Münferit kalmadığımı görüyorum ve yaşıyorum.Ben bunun iyi bir örneğiyim. Zaten Cumhuriyet Halk Partisi, birkaç yıldır bir dönüşüm yaşıyor. Ben bunun kalıcı olduğunu bizzat yaşıyorum. Ben çok umutluyum. Ben siyasete bu nedenle girdim. Siyaset dışından da siyaseti yenilemek, dönüştürmek mümkün. Beni siyasete iten şey Türkiye’nin bu kadar içine kapanması oldu. Üniversite hocasının birikimlerini paylaşabileceği bir ortam olsa, siyasete girmeden de siyaseti besleyebilir. Türkiye’de bu kurumlar arası beslenme mekanizması yok. Değiimi ancak siyasetin içine girerek yapabiliyorsunuz.

FARKLI RENK KAPORTA ÇAĞ ATLATMAZ

ÜNUZ: Yerli otomobil üretimi görüşü ve ısrarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BÖKE:
(Gülüyor) Bu tanımlandığı haline gülüyorum. Ben inovasyon konusuna üniversitedeyken de ilgi duyuyordum. Bir önceki sanayi devriminde otomobil üretmek sizin sanayi gücünüzle ilgili bir şey söylüyordu. Şimdi otomobilin içine giren bilgiyi üretmek bu sanayi çağının ve devriminin öncüsü yapar sizi. Yazlımı, enerjisi, pili... Biz kaportada farklı bir renk katıp yeni bir arabaymış gibi sunarak çağ atlayamayız. Şimdi yakalamamız gereken sanayi 4.0 diye geçiyor. Bu tamamen bilgi çağı, informatik çağı, dijitalleşme çağı. Bu dijitalleşme eski sanayi devrimi hızında olmayacak. Liderlerin belirlendiği, güçlerin dağıldığı yeni dünya düzeninde hızla kendi adımlarımızı atmamız gerekiyor. 1 Kasım’dan sonra bu reform paketini uygulayacak bir iktidar yapısına ihtiyacımız var.

KORKUNÇ TEHLİKE

ÜNUZ: 2 Kasım’da uyandığımızda cebimizdeki Türk Lirası kendini nasıl hissedecek?

BÖKE:
2 Kasım’da uyandığımız Türkiye, ülkenin ihtiyaçlarını tesbir etme cesareti olan ve bu ihtiyaçları uygulama iradesine uygun bir hükümet yapısına uyanırsa bir sorun olmaz. Cebimizdeki gelirin artacağı bir döneme girmiş oluruz. Ama cesareti olmayan, çözüm üretemeyen bir iktidar yapısıyla devam edeceğimize uyanırsak o zaman Türkiye ekonomisi ve cebimizdeki para için korkunç olur.

ÜNUZ: Korkunç olur dediniz...

BÖKE:
Hakikaten bu derinlikte söylüyorum. Biz krizleri bilen bir jenerasyonuz, yeniden o bildiğimiz tür derin krizlere girme ihtimali ortaya çıkar. Bunu şunun için söyledim. Her bütçeden önce orta vadeli program yayınlanır. Orta vadeli program hükümet bütçesini yaparken belli büyüklükleri tahmin ederek yapılır.
Ne gördük, son yayınlanan orta vadeli programda son 13 yıldır yayınlanan milli gelir hesabı değiştirilmiş. Son 13 yıldır bize hep kişi başı gelir Dolar cinsinden raporlanırken şimdi satın alma gücü cinsinden raporlar hale gelmiş. Neden? Çünkü kişi başı milli gelir 10 bin Dolarlar civarındayken bu rakam şimdi raporlansa 9 bin Dolar, 2016 içinse 8 bin küsur Dolar olacak. Şimdi satın alma paritesiyle kişi başı milli gelir deniyor ve 19 bin Dolar olarak raporlanıyor.
İyi siyasetçi, iyi bir iktidar sorunu saklamaz. Bilakis, sorunu tesbit eder, gerçeği söyler ve çözüm üretir. Sorunu saklayanın çözüm üretmesini beklemek mümkün değil. AKP iktidarı artık sorunları saklamak ve vatandaşı kandırmak noktasını çok açıkça yapıyor. Bu yapıyla eğer Türkiye’nin yönetileceği ortaya çıkarsa ekonomik olarak korkunç olur. Bizim gibi çözüm öneren bir siyasi yapıya kavuşursa Türkiye’nin yapamayacağı iş yok.

ÜNUZ: Seçim sonucu güvenliğiyle ilgili türlü söylentiler, kaygılar var... Endişelenmeli miyiz?

BÖKE:
Kendi arkadaşlarım da dahil olmak üzere seçmenlerimizden Türkiye’nin saati şaştı, bu SEÇSİS’e yansıyacak kaygısını duyuyorum. Bu seçimin güvenliği bizim için de önemli, biz onun grantörüyüz. Ama biz aynı zamada o güvenliği sağlamak isteyen Oy ve Ötesi gibi sivil toplum kuruluşlarının da grantörüyüz. Sandık korumaya dahi korkulan bir Türkiye ürkütücü olurdu. Sevgili vatandaşlarımız ne bizim hazırlıklarımızdan bir endişe duysunlar, ne de kendileri bu korumanın parçası olamaktan endişe duysunlar. Bu güvenliği hepberaber sağlamamız mümkün. Bizim bir endişemiz yok.


‘HEP TÜRKİYE’ DİYORUZ

ÜNUZ: ‘Merkez Türkiye’ dediniz, şimdi ‘Önce Türkiye’ diyorsunuz. Sonra ne diyeceksiniz?

BÖKE:
Biz hep Türkiye diyoruz, hep Türkiye demeye devam edeceğiz. Merkez Türkiye projesi, Önce Türkiye’yi içinde barındırıyor. Merkez Türkiye siyaset üstü, bütün Anadolu’yu kalkındıracak bir barış projesidir. Önce Türkiye derken de önce insan, önce birlik, önce huzur diyoruz. Merkez Türkiye bunların hepsini barındıran bir vizyon projesi. Ruhu, Önce Türkiye ruhu. Bu açıdan CHP tutarlı ama hep Türkiye demeye de devam ediyor.

ÜNUZ: 1 Kasım için son mesajınız nedir?

BÖKE:
Biz bu umudun adresiyiz. Biz varız, biz milyonlarız. Siz yoksunuz diyen bir yapıya karşı biz hepberaberiz ve kalabalığız. Biz CHP olarak etnik kimlik siyasetine boğulmuş Türkiye’ye başka bir şey hatırlattık. İnsanlar, ‘Bir dakika benim gelirim yok, çocuğum işsiz. Sen önce onu gider’ denmesi gerektiğini hatırladı. 1 Kasım seçimine giderken şimdi iktidar da dahil ekonomiyi konuşmaya başladı. Artık kulaklar ve gözler açıldı.

 
Sevmek yetmez, oy verin
 
İzmir inşaatın yıldızı olacak
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
cengız cansız 6 Kasım 2015 Cuma 22:15

sızınle gurur duyuyoruz ıyıkı chp de sınız

Yorumu oyla      9      4  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Sevmek yetmez, oy verin
Hanzade Ünuz, Ege’de SonSöz için sordu... MHP İzmir 1. Bölge milletvekili ...
Numunelik kadın kontenjanı!
EGİAD Başkanı Seda Kaya ülke ve kent gündemine dair soruları yanıtladı.
Normal bir vekillik istiyorum…
Gönül Soyoğul sordu, Zeynep Altıok yanıtladı...
 
Biz dikme çiçek değiliz
Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne konuk olan CHP İzmir 2. Bölge milletvekili ...
Mutabakata kararlıyız
Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk olan MHP Grup Başkan Vekili, İzmir 1. ...
AKP'nin 1 Kasım'da İzmir'deki oyu...
Egedesonsöz Genel Yayın Yönetmeni Fatih Yapar sordu, Büyükşehir Belediye ...
 
Hayatım İzmir, hayalim İzmir
AK Parti İzmir 1. Bölge milletvekili adayı Binali Yıldırım, Ege’de SonSöz ...
Bizde ekip her yerde!
Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk ...
Hayallerim Çeşme için...
Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk ...
 
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Allah nurunu tamamlayacaktır!
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Süt hayvancılığı neden zor durumda?
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Bu yüzden hızla fakirleşiyoruz!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Ekran karartma
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Aşkın ve İstiklalin Zaferi…
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Bu korona bizden gider mi?
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Başsız heykel
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Anlam arayışından güç arayışına…
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Bir gösteri olarak gündelik hayat
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Türkçem! Dil Bayrağım
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva