RÖPORTAJLAR
16 Aralık 2015 Çarşamba

Sen değişirsen, dünya değişir

Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da kişisel gelişim uzmanı Leyla Bilen ile konuştu...

Sen değişirsen, dünya değişir

Leyla Bilen, içimizden biri.

Çetin şartlarda geçen hayat öyküsünde dik başlı ve mücadeleci karakteriyle yol alırken tanıştığı kişisel gelişim uygulamaları hayatının dönüm noktası olmuş.

Önce kendisini şifalandırmak için adım attığı farklı çalışmalarla kendini Hindistan’a kadar giden uzun ince bir yolda bulmuş.

Akıl, kalp ve ruh bütünlüğünün önemini kavramış.

Çok çeşitli enerji çalışmalarından sonra “Sen değişirsen, dünya değişir” noktasına gelmiş.
Öğretmenlik yaparken şimdi benzer şekilde kişisel gelişim alanında öğrendiklerini öğretme, paylaşma yolculuğuna çıkmış.

Uçsuz bucaksız bir konu olan kişisel gelişim, enerji ve yaşam koçluğu alanında biriktirdiklerini şimdi yazdığı kitaplar aracılığıyla okurlarıyla paylaşıyor.

Leyla Bilen çevremizde bizi olumsuz etkileyen enerji vampirlerine dikkat çekerken kendimizi korumamız için uyararak, “Çakralarından sen sorumlusun” diyor.

 
 
Enerji terapisti, yaşam koçu, kişisel gelişim uzmanı Leyla Bilen aslında kim ve ne yapıyor?

Leyla Bilen aslında ne istediğine sahip çıkan ve istediklerini hayata geçirebilme konusunda cesur ve başarılı birisi. Ben böyle olmayı sevdiğim için bu meslekleri yapıyorum. Ben Leyla Bilen’e vakit ayırmaya başladığımda, Leyla Bilen kimdir keşfedelim diye yola çıktığımda kişisel gelişime ve kendime vakit ayırmış oldum.

Mesleğiniz ne idi?

İngilizce öğretmeniyim ama kişisel gelişime merak saldığımda satış temsilcisiydim. Bir holdingde çalışıyordum, dört günlük bir eğitim aldım ve o sırada hayatımın temelleri atıldı diyebilirim. Best Selling başlıklı bir eğitimdi, ben o eğitimde karakterimin rengini öğrendim. Sahaya çıktığımda mükemmel sonuç ve mutlak başarıyı yakaladım. Hayatımda çok etkili oldu ve beni Best Coaching  eğitimine aldılar. Bu esnada hayatın her alanında kendimi gözlerken buldum.

KIPKIRMIZIYDIM

Sorular yanıt mı bulmaya başladı?

Düğümler çözülmeye başladı. Sosyal bir insan değildim, işte çok aktif ve  mesafeliydim. Müşteriye güler yüzlü iken, çevreme çok serttim. İş konusunda bir hedefim varsa ezip geçebiliyordum. Yakıp geçiyordum, azim değil hırstı. Ve kendimi bu alanlarda çalışırken buldum, sayısız eğitim aldım. Bu konular yapıştı bana.

Karakterimin rengini öğrendim dediniz. Ne renktiniz?

Kıpkırmızıydım. Çok öfkeli , sert ve kırıcıydım. Olur ve olmazlarım vardı. Karakteristik olarak dönüşmeye, esnemeye başladım. Öfke anımda öğrendiklerimi kendimde uygulamaya başladım, kendimle diyalog kurmaya başladım. Rastgele yaşarken iki kişilik bir laboratuvar kurdum. Ben ve içimdeki benle diyaloğa geçtim. Kendime ayna tuttuğumda sevdiğim insanlara aslında onları sevdiğimi hiç göstermediğimi anladım. O ilişkileri güçlendirdim, sevgi akışı başladı. Başarılarım artmaya başladı. Farklı kapıları açabilmeye başladım ve kendimi İstanbul’da buldum.

Kırmızı tehlikeli gözüküyor…

Ben kıpkırmızıydım, yani agresiftim. Açık ara farkla öfkeli yönetici kategorisine giriyordum. Eksilerde yeşilim vardı, yani duygularım yok denecek kadar azdı. Kırmızıda düşünce ön plandadır, yeşilde duygu ön plandadır. Ben duyguları göstermeyi hayata yenilmek olarak alıyordum. Güçsüz olmak sanıyordum. Ben diğer renklerimi birbirine yakınlaştırdım. Sarı ve yeşilim arttı. Aslında hepimizin dört rengi var.

KARAKTERİNİZİN RENGİ NE?

Nedir bu renkler?

Kırmızı, mavi, sarı ve yeşil. Kırmızı ve sarı sıcak renkler olduğu için dışa dönük karakterler. Kırmızı yönetme eğilimi yüksek olan, sarılar ise neşeli ve girişkenler. Mavi ve yeşiller içe dönük tipler, yeşillerde barış, huzur ve doğa ön plandadır. Mavilerde ise detaylar, disiplin, kurallar ve mükemmeliyetçilik vardır. Mesela ben İzmir’e geldiğimde ikinci rengim maviydi, kafamı vura vura mavimi son sıraya koydum. Çünkü şehirlerin de renkleri var. Mavi İzmir’de sizi hasta eder. Hiç kimse buluşmaya zamanında gelmez. Mutlaka esneklik var.

Kentlerin de rengi varsa, İzmir’in rengi nedir?

İzmir sarı – yeşil. Sarı neşe, heyecan, çılgınlık, keyifli ortamlarda arkadaşlarla sohbet etmeyi, bir şeyler yapmayı tercih ederler. Dışa dönükler. Yeşil de aileye, arkadaşlık ilişkilerine önem veren, duygusu ön planda olur ve rahatlığı sever. Yeşil çok çalışmaya gelemez, rahattır. Birlikte olalım, gezelim, görelim derler. Bu iki renk bir araya geldiğinde de yardım severleri oluşturuyor. İzmir’de hiç tanımadığınız insanlar nerede karşınıza çıkarsa çıksın merhaba derler, elinizdeki poşete yardım ederler.

İstanbul ve Ankara’nın karakter rengi nedir o halde?

İstanbul’un rengi kesinlikle kırmızı, orada hiçbir şey beklemeye gelemez. Hayatı, kendinizi yönetmek zorundasınız. İkinci rengi mavi, o işkolikliğin içinde disipline ve kurallara ihtiyacınız vardır. Üçüncü rengi sarı, dördüncü rengi yeşildir. İstanbul’a yeşil olarak giderseniz bunalıma girersiniz.

Ankara peki?

Ankara masmavi, kesinlikle kurallar ve disiplin. Her şey mükemmel olmalı. Ankara için çok gri derler ama tanıklarında insancıl oldukları görülür. Ankara’da iş dışında görüşüldüğünde çok sık “Seni hiç böyle tahmin etmemiştim” denir. Ankara’nın ikinci ise rengi kırmızıdır.

‘Kaderinizin Rengi Karakterinizde Gizli’ adlı bir kitabınız var…

Kaderimin gidişatını iyi yönde etkilediği için özellikle böyle bir isim verdim kitabıma. Çünkü karakteristik olarak kendinizi tanıdığınız zaman kaderinizin ana hatları dışında kalan içeriğini yönetebiliyorsunuz. Kitap zaten kişinin kendi rengini tespit edeceği 25 soruluk bir anketle başlıyor. Sonuç hemen ortaya çıkıyor. Ondan sonra ideal renk tipolojisi nedir kısmı var. Renklerime mektuplar kısmında NLP ve EFT teknikleriyle çalışmalar var. 21 gün boyunca sürdürülünce bilinçaltında değişim ve dönüşüm yaşıyorlar.



HİNDİSTAN’A YOLCULUK

Renkler öğretisinden sonra sizde süreç nasıl devam etti?

Renklerimi artık ortama göre kullanabilmeye başladım. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde insan kaynakları konusunda yüksek lisans yaparken hayatımın ikinci dönüm noktasını yaşadım. Hobilerimizi yapacağımız bir sunuma eklememiz istendi. Ben de renk ve karakter analizi yaparım dedim. Sonrasında kendimi Petkim’de eğitim verirken buldum. 54 üst düzey yöneticiye renklerini ve karakterlerini analiz ettim. Hava Teknik Okulları Komutanlığı’nda panelde, Arkas Holding Kariyer Günleri’nde buldum kendimi. Ardından DESEM’de Yaşam Koçluğu eğitimi vermeye başladım.

Mesleğiniz oldu bir anlamda…

Öğretmenliği bırakıp tamamen koçluk ve kişisel ve kurumsal gelişim alanında eğitimler vermeye başladım. Çok severek yapıyorum, iyi bir eğitmen olduğuma inanıyorum. Gelişim eğitimleri benim mesleğim oldu.

Enerji konusuna nasıl girdiniz?

Kendi ruhuma şifa olsun diye yola çıktığım, hayatımda fark yaratan enerji çalışmalarım vardı. Tesadüfen tanıştım, çok kötü geçirdiğim bir sürecin ardından uzaktan enerji seansları almaya başladım. Beni ayağa kaldıran şey herkesi etkileyebilir diye düşündüm. Enerji eğitimleri almaya başladım. Hindistan’a gittim, ilahi dokunuş enerjisini öğrendim.

SUSABİLMEK...

Ne öğrendiniz Hindistan’da, nasıl değiştiniz?

Aslında susmanın insan hayatında en büyük öğretici olduğunu öğrendim. İçinde susmayan, dışında susmayan bir Leyla vardı. Susabilmeyi ve sessizlikte sabredebilmeyi öğrendim. Sessizliğin ne kadar öğretici olduğunu, korkutucu olmadığını öğrendim. Meditasyonda ya da enerji çalışmalarında içinizdeki sese derinleştiğinizde, susabildiğinizde güçlü enerjilerin, şifa yöntemlerinin hayata etki ettiğini gördüm. Her Hindistan’a gidişimde çok büyük açılımlar yaşadım. Arınmanın ne kadar önemli, olduğunu, buna zaman ayırmamız gerektiğini öğrendim. Yalnızlığın ne kadar öğretici olduğunu öğrendim. Yalnızlık en büyük öğretmen. Neye inanıyorsak, o inancı sağlam ve sıcak tutmanın önemini öğrendim.

Enerjinin sağlığa etkisi de var sanırım ...

Aslında hastalılar önce duygu, düşünce ve enerji düzeyinde başlar. Önce auranızdan eksilmeler olur, sonra çakralarınıza sıçrar ve organlara bulaşır. Fiziksel bedene sıçradığında en zayıf noktanızdan ciddi bir rahatsızlık olarak ortaya çıkar. Hastalık son aşamadır. Enerjilerle duygu ve düşüncelere çalışıyoruz. Temizlenen enerjilerin yerine olumlu, şifalı enerji aktarımı yapacak seanslar uyguluyoruz.




HASTALIK BİR ÖĞRETMENDİR

Nasıl sonuçlar alıyorsunuz?

Hastalık bir öğretmendir. Eğer siz onu anlarsanız bir anda sıçrama yaşayabilirsiniz. Bazılarında anında kesin sonuç alırken, bazılarında iyileşme sürecine yanıt vermeye başlıyorlar. Bu şekilde farklı sonuçlar alınıyor.

Kimler başvuruyor size, kimlerle çalışıyorsunuz?

Her türden insan başvuruyor ama ben özellikle yetişkinlerle çalışıyorum. Yetişkinlerde değişim dönüşümü sağlamak daha zor. Zaten bu tür bir çalışmaya niyet ettiğinizde doğru kişiyle buluşuyorsunuz.

AKIL, RUH VE KALP BULUŞMASI

Niyet derken neyi kastediyorsunuz?

Niyet ne yapmak istediğinizin duygu ve düşünce enerjisine girmek demektir. Hayatta her şey niyetle başlar, Allah gönlüne göre versin diyoruz ya. Aslında o niyete göre şekilleniyor. Zaten yaradan her şeyi kişinin niyetine göre veriyor. Niyette duygu ve düşünce birliği vardır ve bütün gelişim tekniklerinin temelini oluşturur. Aklınız ayrı, ruhunuz kalbiniz ayrı ise hiçbir yere varılmaz. İnsanlar ben çok istemiştim ama olmadı diyor. İçsel bütünlük olmadan hiçbir şey olmaz.

Onu nasıl fark edecek kişi?

Diliniz aklınızla işbirliği yaparak ben şunu istiyorum diyorsa ama kalbinizde yapabileceğinize dair bir umutsuzluk varsa o niyet gerçekleşmez. Düşünce bazında istediğiniz kadar ilerleyin, hepsinin bir arada olması gerekiyor. Akıl, kalp ve ruh bir bütün halinde olmalı. Hatta konuşmanızı da ona göre ayarlamalısınız. NLP’nin mantığı da zihin ve dili programlama tekniğidir.

DEĞİŞİM DÖNÜŞÜM GÜNLÜĞÜ

Kelimelerin niyete etkisi var mı?

Bir kelime size negatif enerji vermiyor olmalı. Kilo vermek istiyorum dediğinde, olumlu bir düşünce gibidir ama kişiye korku yükler. Sistemi bozar, gerçekleşmemesine sebep olur. Fit olmak istiyorum, şu bedene sahip olmak istiyorum demek doğrudur. Her şeyin bir olması, kelimelerin enerjisinin, cümlelerin kuruluşunun da bir bütün olması gerekiyor. Ben bu nedenle bir  ‘Değişim ve Dönüşüm Günlüğü’ tasarladım.

Şimdi onu soralım, 2016 yılına girerken yayınlanan kitabınız “Değişim ve Dönüşüm Günlüğü” nedir, ne anlatır?

Stratejik olarak önce karakteristik farkındalığa önem verdim. Ardından kişisel gelişim ve dönüşüm çalışmasını hazırladım. “Değişim ve Dönüşüm Günlüğü”  Türkiye’nin ilk kişisel gelişim ajandası. Yıl boyunca kendi kendinize koçluk yapabileceğiniz bir rehber. Leyla Bilen’in yaptığı çalışmaları kişiler kendi başına nasıl tek başına yapabilir diye bir kaynak kitap hazırladım.

Ne tür başlıklar var içinde?

Mutluluk örneğin. Ocak ayı mutluluk, Şubat ayı aşk, Mart bolluk bereket, Nisan yenilenme diye her ay için bir olumlama konusu var. Sadece 2016’ya dair değil, her zaman başucu kitabı olarak kullanılabilecek. Kişi bu konu başlıklarında koçluk, olumlama, meditasyon, mandala ve şükürlerle karşılaşacak. Yani kendinizin yaşam koçu olabileceksiniz. Bu ajandanın fiyatına herhangi bir kişisel danışmanlık almanız imkansız.



KARTLARLA MANDALA ÇALIŞMASI

Bir tür kendi kendine koçluk rehberi mi hazırladınız?

Kendi potansiyellerini nasıl açığa çıkarabileceklerini anlatan bir kaynak hazırladım diyelim. Sonuç aldığım ve emin olduğun şeyleri aktardım. Ayakları yere basmayan hiçbir aktarımım yok. İlgilenenler leylabilen.com adlı web sitemden de konuları takip edebilirler. Kitaplarım var, değişim dönüşüm kartlarım var. Yurt içi, yurt dışı eğitim ve seminerlere de katılıyorum.

Değişim dönüşüm kartlarında kullandığınız mandala simgesi neyi temsil ediyor?

Jung’a göre bilinci ve bilinçaltını aynı anda temsil eden tek şey. Aslında kolektif bilinçaltı da devreye girdiğinde yaşamın özünü, toplumsal her şeyi temsil ediyor. Şu anda mandalanın bu kadar popüler olmasının sebebi de kişilerin mandalayla ilgilenirken kendi bilinçaltı çalışmalarında kolektif bilinç ve bilinçaltı düzeylerinde çalışmalarının göstergesi.

Kartlarda mandala simgesinin yer alması…

Her kartta yer alan olumlamaların bilinçaltı düzeyindeki enerjisini, etkisini kuvvetlendirmek adına kullandım. İnsanlar hayatlarında değiştirmek, dönüştürmek istedikleri şeyleri mandala boyayarak yapmaya çalışıyorlar. Her konuda mandala mevcut. Bu nedenle de benim değişim dönüşüm kartlarımda mandalalar yer aldı.

Bir kartla ya da boyayacağımız bir mandala simgesiyle  o alışveriş nasıl oluyor?

Niyetine girmek gerekiyor. Niyetine girdiği takdirde, örneğin hayatında bir hedefi var ve o niyete giden yolda korkuları, kaygıları, endişeleri var. Olumlama ile destekleyerek o niyeti işliyoruz. Nasıl ki yazı yazarak işlerimiz kolaylaşır, bir nörolojik bağlantı kurmuş oluruz. Boyamada da elimizi kullanıyoruz. Zihin ve el arasında bağlantı kuruluyor. Sağ el zihine bağlıdır, sol el kalbe bağlıdır ve saftır.



Mandala deseninin özelliği nedir?

Yüzyıllardır var olan ve Hindistan’da yüzyıllardır kullanılan sembol ve şekiller bunlar. Kolektif enerji yüklü olduğu için güç katıyor, farkındalığı çekiyor. Biz o sembolün gücünden faydalanıyoruz. Kolektif enerji yüklü her şey canlıdır. Orada biriken anlam ve kolektif inancın gücü.

ENERJİ VAMPİRLERİ

Aura enerjisinden bahsediliyor, kişinin aurasını nasıl açıklıyorsunuz?

Aura bizim enerji alanımız. Çok fedakar insanların auraları ya yırtık ya da dar oluyor. Kendini bırakmış, enerjisini bir başkasına harcıyor. Bu tür kişiler bir süre sonra yerinden bile kalkamayacak hale gelir, enerjisiz kalır. Enerji vampirlerinden de korunmalıdır.

Enerji vampiri mi?

Evet, iyi ya da kötü hiç fark etmez. Eğer ki bir kişi bir başkasının enerjisinden faydalanıyorsa örneğin gelip derdimi anlatıyorum ve karşımdakinin enerjisinden faydalanıyorum. Sonra o bende bir bağımlılık yapıyorsa, ben hep depresifsem ve bunu başkalarının enerjisini emerek çözebiliyorsam vampir haline gelmişim demektir.

Dertleşmek vampirlik mi yani?

Dertleşme sırasında hep bir taraf anlatıyorsa ve hep bir taraf teselli edense o hep anlatan aslında enerji vampiri haline gelmiş demektir. Karşılıklı olarak anlatmak, teselli etmek varsa vampirlik söz konusu olmayabilir. Bir de dinlerken karşı tarafın yükünü, üzüntüsünü tamamen üstlenenler oluyor, o da vampirliğe izin vermek oluyor. Bazıları, “Başkalarına iyi geldiğim zaman mutlu oluyorum” diyor. Bu zihnin bir oyunu, biz peygamber değiliz. Birbirimizin kader yüklerine müdahale ediyoruz. Kul olmayı unutuyoruz. Sorunlarımız var, sorunlarımız olacak. Sorunlarımız bize bir şey öğretir.



ÇAKRALARINDAN SEN SORUMLUSUN

Aslında biz insanlar enerjiden oluşan bir varlığız ve anlaşılan bunu korumamız gerekiyor…


Evet içimizde enerji merkezlerimiz var ve dışımızı saran bir enerji alanı da var. Çakralarımızın bulunduğu yerlerde sorumlu olduğu organlarımız var. Örneğin kalp çakrası, sevgiyi temsil eder. Sevdiğimiz insanlarla yaşadığımız sorunlar bir takım sıkıntılara sebep olabilir. Neden “Çakralarından sen sorumlusun” diyoruz? Çünkü her kişinin çakrası kendi duygu ve düşüncelerine göre aktive oluyor. İlahi kaynaktan sonra bütün kaynak biziz. Benim duygu ve düşüncelerim benim çakramı besler ya da tıkar. İnsanlardan kazık yediğimizde insanları suçluyoruz. Hayır, bir deneyim bir şey öğretir. İçimizde bir korku varsa onu kendimize biz çekiyoruz. Dön kendine bak, kendi duygu ve düşüncelerini, inancını masaya yatır. Çünkü hiç kimse dışarıdan içimize müdahale edemez. Bütün sistemden biz sorumluyuz, kaynak bizim içimizde. Sen değişirsen dünya değişiyor. Değişim, içten dışa doğrudur. İç değişim kişinin değişmesi, kişinin dış dünyasını ve koşularını değiştiriyor.

 
Kocaoğlu+Yıldırım=İzmir kazanır!
 
Şifayı arılarda buldu!
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Kocaoğlu+Yıldırım=İzmir kazanır!
Hanzade Ünuz, “Duayenler Anlatıyor” adlı yazı dizisinde Samim Sivri’ye ...
İzmir’de 70 bin değil, 300-400 bin mülteci var!
Gönül Soyoğul sordu, Prof. Dr. Cem Terzi yanıtladı...
Güç baştan çıkarır!
Hanzade Ünuz, “Duayenler Anlatıyor” adlı yazı dizisinde Dr. Ali Nail Kubalı ...
 
Nasıl Uğur Yüce oldu?
Hanzade Ünuz, “Duayenler Anlatıyor” adlı yazı dizisinin ilk konuğu olan ...
Dünya 0 ve 1 değil... Arada sonsuzluk var…
Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Zeki Yüncü ile ‘galip’lerin ve ‘mağlup’ların dünyasını konuştuk…
İzmir inşaatın yıldızı olacak
Hanzade Ünuz Ege’de Sonsöz için sordu, Müteahhitler Federasyonu Başkanı Necip Nasır yanıtladı…
 
Umudun adresi CHP
Hanzade Ünuz Ege’de SonSöz için sordu... CHP Genel Başkan yardımcısı ve ...
Sevmek yetmez, oy verin
Hanzade Ünuz, Ege’de SonSöz için sordu... MHP İzmir 1. Bölge milletvekili ...
Numunelik kadın kontenjanı!
EGİAD Başkanı Seda Kaya ülke ve kent gündemine dair soruları yanıtladı.
 
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Cennetin tapusu
Erkan SEVİNÇ
Erkan SEVİNÇ
Kekelemeden!
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Seven kadın ne yapmaz?
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Bakanın Çeşme’ye bakışı
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
23 Nisan
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Ama Olmadı Sayın Soyer!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
ABD’den Birleşik Krallığa Huawei tepkisi
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Mare Nostrum; Hektor-Akhilleus ikilemi
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Sağlıklı ekmek üretimi için neler yapalım?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva