RÖPORTAJLAR
21 Ekim 2015 Çarşamba

Normal bir vekillik istiyorum…

Gönül Soyoğul sordu, Zeynep Altıok yanıtladı...

Normal bir vekillik istiyorum…

7 Haziran’da İzmir Milletvekili olan, 1 Kasım seçimleri için tekrar İzmir 2. Bölge’den CHP milletvekili adayı olarak gösterilen Zeynep Altıok ile birkaç kez sözleşmemize rağmen bir türlü bir araya gelip söyleşememiştik. Aramızda ‘kısmet artık başka zamana’ derken, seçimlerin tekrarı gündeme gelince, zamanı yarattık ve EgedeSonsöz’de buluştuk. Milletvekilliği gündeme gelir gelmez, eşyalarını ve iki kedisini yanına katıp soluğu İzmir’de alan ve Urla’da ev tutup yerleşen Zeynep Altıok’la kısa dönemli milletvekilliğini, İzmir’i, ülkeyi, CHP’yi konuştuk.
Uzun/kalabalık iş portföyünden, STK’ların yanı sıra siyasal alanda üstlendiği sorumluluklardan ziyade; onu en çok Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz şair Metin Altıok’un kızı olarak ve ‘Sizin hiç babanız yakıldı mı?’ isyanıyla tanıdığımız Zeynep Altıok’la gündem gereği siyaset sularında gezinsek de… Onun da çok istediği gibi normal milletvekilliği yapabileceği günlerde tekrar buluşacağız ve bu kez tozunu attıracağımız uzun uzun çekiştireceğimiz çok konu olacak, eminim. Ama şimdi gündem, mecburen siyaset; buyurun…



GÖNÜL SOYOĞUL: 5 aydır İzmir milletvekilisiniz. Kısa dönem askerlik gibi, pek normal değil ama İzmir izlenimleriniz mutlaka olmuştur?
 
ZEYNEP ALTIOK: “Normal bir milletvekilliği nasıldır”ı bile deneyimleme şansımız olmadı açıkçası. ‘Aklımızdaki milletvekilliği şudur’un dışında siyasete bakan birisiyim aslında. Mesela benim bir odam da yok mecliste. Benim de arasında bulunduğum 38 vekile çıkmadı kurada çünkü. Görev yapmak için ofise, makama, kürsüye gerek olmadığını düşünen biri olduğum için bunu bir mağduriyet olarak da algılamadım ama aslında bu bile bir tuhaflık. Yani seçilmiş bir vekilin 5’inci ayın sonunda hala daha bir odası olmaması başlı başına bir absürtlük ama ben orada da bir mağduriyet hissetmedim. Zaten sokakta çalışıyoruz. Artık teknoloji her türlü çalışma olanağını bireysel olarak insana da tanıyor.
İzmir fotoğrafı olarak da zaten ben İzmir’de bilfiil şimdiki gibi tanışıp yaşamaya başlamadan önce de ruhen o kadar İzmir’e ait birisiydim ki… Ailem de burada olduğu için hep bir İzmir özlemi, İzmir sevdası vardı içimde. Buna, Yıldız İzi diye bir kitabım var portreler yazdığım orada da değinmiştim. Böyle ‘İzmirli değil’ dedikleri vakit hemen o paragrafı da daha ilk seçildiğim akşam Twitter’dan paylaşmıştım. Çok bağlı ve gönül çeken bir tarafı vardı İzmir’in benim için. O nedenle hiç sektirmeden hemen her şeyimi topladım, kedileri de aldım geldim.

 
- O İzmir fotoğrafında sizi yanıltan ya da hayal kırıklığı yaşatan bir şey oldu mu peki?
 
ZEYNEP ALTIOK: Hayır, hiçbir şey olmadı. İzmir’i eskiden gözümde nasılsa yine öyle buldum. İzmir benim için bir özgürlük sembolüydü. İstanbul keşmekeşinin yanında aslında bir dinginlik, huzur, mutluluk ve barış kentiydi; şimdi de öyle olmaya devam ediyor açıkçası. İzmir’e geldikten sonra ilk yaşadığım kitlesel eylem 1 Mayıs’tı. Bu sene de gönül isterdi ki İstanbul’da o tatsızlıklar yaşanmasın.  İstanbul 1 Mayıslarında birebir yaşadığım gaz soluduğum, üzüldüğüm deneyimlerin tam tersinde, barış içinde, olması gerektiği gibi bir 1 Mayıs yaşamış oldum. İşte İzmir’in farkı bu dedim. İzmir’in özgürlüğünü bu ruh halini tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmak arzusu da siyasetteki emelim. Türkiye’nin her yerinde buradaki gibi aydınlık, özgürlüğü ve güveni herkesin hissetmesini istiyorum. Siyasete de zaten böyle bir sebeple girdim. Benim İzmir fotoğrafım aydınlık, cumhuriyet Türkiye’sinin güzel ve kuvvetli bir fotoğrafı.
 
- Erken seçim gündeme geldiği ve ülkenin gündemi değiştiği için bu kısa süre içerisinde İzmirlinin sıkıntılarını ve taleplerini konuşabildiniz mi?
 
ZEYNEP ALTIOK: İzmir’de insanlar daha güvenli hissediyorlar. Sürekli bir yaşamsal tehdit altında değiller en azından Güneydoğudaki gibi. Ama aslında özgürlüklerin kısıtlanmasını, zalimin zulmünü, şiddetin artışını, tek adam, tek din, tek aidiyet vs. gibi dindar ve kindar nesil yetiştiriyorum diyen bir adamın yarattığı ağır hasarı batılı da hissediyor. Ekstradan bir çatışma ortamı yok sadece. Ama burada da artık öyle günlere geldik ki 13 yıllık AKP iktidarında… Başlarda batıda şiddet yoktu şimdi batıda da olanca zalimliğiyle şiddet var. Dolayısıyla sokaktaki yakarış da çok farklı değil. Herkes bir arada huzurlu yaşama çığlığı atıyor. Artık İzmir’in somut sıkıntılarına dahi kimse değinemez oldu. Bir önceki seçim çalışmasında çiftçi üretememekten, vergilerin ağırlığından, para kazanamamaktan, ailesine arzu ettiği refahı sağlayamamaktan şikayet ediyordu. Kozak yaylasına gittiğimizde artık çam fıstıklarının 4 yıldır ürün vermediğini, bu bölge için ne kadar kıymetli bir kaynağın yok olduğunu, samanı ve tohumu bile ithal etmek zorunda kaldığımızı, patates ekebilmek için cebinden inanılmaz rakamlar vermek zorunda kaldıklarını… Yani derdini dile getirebiliyordu. Ama şimdi o kaos ortamını da körükleyen mevcut şiddeti ve baskıyı şu iki seçim arasında da olabildiğince oluk oluk kan döker şekilde körükleyen adamın yarattığı ortamda ben şimdi sokağa çıktığımda herkes “barış” diyor. Başka dertler söylenemez oldu. Bu tabii çok kötü bir şey ama bunun iyi tarafı da şu: Eğer Tayyip Erdoğan’ın tiranlığının bir başarısı varsa, çok acılarla da olsa herkesi bir araya getirmeyi başardı. Tek başarısı artık insanların birbirlerine daha fazla empati duymaya başlamasını istemeden sağladı. Gezi İsyanıyla birlikte özellikle bu sağlandığı için bundan da rahatsız olduğundan o nifak tohumunu daha fazla sokmaya çalışıyor.
 
- Tersi şekilde “bölündük, kutuplaştık” önermeleri de var. Bu bir araya gelmeyi biraz açabilir misiniz?
 
ZEYNEP ALTIOK: Gezi Direnişi’ni düşündüğünüzde İzmir’de Lice için yürüyüş oldu. Daha önce hiç olmamıştı. İzmir’de Lice için nasıl yüründü diye şaşırdı insanlar. Ya da MHP’lisi ile CHP’lisi, HDP’lisi sokakta ortak özgürlükler için direndi. Yani Erdoğan nefretten ve kötülükten insanların birbirlerine empati duyma ve yaşanmışlıkları paylaşma duygusunu verdi. Yaptığı bir iyilik varsa, kötülüğünün tortusu olarak bıraktığı tek şey budur. Ama bunun yarattığı gücü hissettiği için ve oy kaybettiği için, o günden beri tam da o birlikteliği yok edici bir algı operasyonu yürütüyor. O nedenle çatışmayı yeniden başlattı. O yüzden askerlerimizin yağmur gibi şehit olmasına sebep oldu ki kutuplaşma yeniden dirilsin diye. Ve başarılı oldu. Konya Stadyumu’nda Ankara katliamında ölen insanlarımız için saygı duruşunun yuhalanması bunun sonucudur. Kefen giyen, kendi kemik kitlesi... Goethe’nin ‘eyleme geçen cehalet kadar kötü bir şey yoktur’ dediğini biz şu anda iliklerimize kadar hissediyoruz. En özgür kent dediğimiz İzmir’de bile şöyle arkamıza bakmadan eyleme çıkamaz olduk.
Ekonomiye katılım anlamında en verimli topraklara sahip olan Ege bölgesinin en çorak hale dönüştüğü, fıstık çamlarının yok olduğu, Karaburun tarafında karakeçilerin RES’ler yüzünden düşük yaptığı, üretemediği, altın madeni uğruna insanlarımızın açlıkla yüz yüze geldiği koşulları dahi öncelik yapamadığımız bir duruma geldik. Onun karşılığı olarak yine de özlem noktasına sokağa baktığımızda iki seçim arasındaki fark bu. Önceki seçimde herkes kişisel sıkıntısını da dile getiriyordu, şimdi herkes yeter artık diyor. CHP’nin Diyarbakır heyetinde yer alan bir milletvekili olarak oraya gittiğimde de tıpkı İzmir’deki gibi özlemin “barış” olduğu, insanların kaygılı, kederli, korkulu olduğunu gördüm. Buradan tek farkı somut olarak daha derin bir korku duymaları. Çünkü onlar can tehlikesini daha fazla hissediyorlardı o sırada. Bizim orada kaldığımız süreç içerisinde de sürekli yukarıda savaş uçakları dönüyordu. Bize sokakta insanlar “bizim polisimiz neden İzmir’deki polis gibi üniforma ile gezmesin de çelik yelekle gezsin” dediler. ‘Biz asker ölsün istemiyoruz, çocuğumuz da ölsün istemiyoruz. Biz çocuğumuz dağa gitsin istemiyoruz ama şu koşulda biz çocuğumuza dağa gitme diyemeyiz” diyordu insanlar. Ortaklıklarımızı daha çok keşfetmemiz, birbirimizin acılarına daha çok kulak vermemiz; hele bu yaşadığımız acı olay gibi durumlarda da yaraları birlikte sarmamız lazım ki bu adamın kalıcı kötülüğünden hep birlikte kurtulalım.
 
- 1 Kasım’dan sonra nasıl bir Türkiye öngörüyorsunuz?

 
ZEYNEP ALTIOK: Tehlikeli oyunlar oynayan iki parti var karşımızda; biri AKP biri MHP. Seçmen 7 Haziran’da dedi ki “biz yüzde 60’ın birlikte hareket ederek bir koalisyon kurmasını istiyoruz ve çözüme yönelik bir ortaklık istiyoruz.” Bunu yaptırtmayan 2 parti, komisyonu kurdurtmayan sürekli her çözümü tıkayan, karanlık dehlizlerde yaptıkları hesaplar ve kurguladıkları siyasetle şu anda yakın yeri bile tahmin etmemizi zorlaştıran bir kirli oyunun içerisindeler. Bugünden yarına bile pek çok şeyin değişebileceği endişesini, vatandaş gibi biz siyasetçiler de öngörüyoruz. O nedenle 2 Kasım’ı çok net tahmin edemiyorum şu anda ama net olarak ifade edebileceğim tek şey… Artık AKP’nin son yolculuğuna geri dönülmez bir şekilde çıkmış olduğu, kaybettiği yüzde 10 oyun da ötesinde kayıp yaşayacağı, CHP’nin de oyunu en fazla arttıran parti olacağını düşünüyorum. İktidara kararlı adımlarla, samimi ve yapılabilir projelerle yürüyen bir CHP görüyorum. Son derece sağlam bir seçim bildirgesiyle çıktığı 7 Haziran yolculuğunu şimdi gençleri daha çok odağa koyarak ve barışı vurgulayarak, barışı getirecek tek parti olduğunu söyleyen bir 2 Kasım’a hazırlanıyoruz. Genel başkanımız bir yerde şöyle bir tarif yaptı: Türkiye’de Başbağlar’a da Sivas’a da Roboski’ye de gidebilecek tek parti Cumhuriyet Halk Partisi. Dolayısıyla da bunu bir güç olarak algılamak ve yapıcı çözümcül barışı da getirebilecek yapıyı sağlayacak güvence olarak iyi anlatmamız lazım. Seçmen de bunun farkında. Daha önce gittiğimizde Diyarbakır’a bize sitem edilirdi, bu sefer sitemsiz bir sıcaklıkla, samimiyetle karşılandık. Bir şeylerin değiştiği bir gerçek. Kararlı ve sağlam adımlarla iktidara yürüdüğümüz bir gerçek.
 
- Ama şöyle de bir gerçek var ki, çoğumuz konjonktür seçmeniz ve bu seçim, CHP’ye pek yaramıyor.
 
ZEYNEP ALTIOK: Evet, hiç kimse gönlündeki partiye oy vermiyor. CHP seçmeni ‘aman beriki barajı geçsin’ diyor, öbürü ‘ona vermeyeyim o faşist, hiç değilse CHP beni korur ‘diyor. Ülkeyi çok değişik hesaplar yapmak zorunda bıraktılar. Ama şunu iyi biliyorum İzmir’de 1 ya da 2 tane vekil fazladan çıkaracağımızı hatta AKP’nin artık İzmir’de daha da geriye düşeceğini düşünüyorum. İktidar olmayı elbette arzu ediyoruz ve bütün programımız yarın iktidar olsak her şey işletebilecek gibi hazır ama olur da olamadığımız koşulda da biz tıpkı 7 Haziran’daki gibi çözüm sağlamak ve ülkeyi bu kaostan çıkarmak için görüşmelerimizi yine yapacağımız. Kırmızı çizgilerimiz 14 ilkemiz, olmazsa olmazlarımız ve yapmak istediklerimizle…
 
- Sohbetin başında ‘normal bir vekillik yapamadığınızdan’ dem vurmuştunuz, umarız normal bir İzmir milletvekilliği yapabileceksiniz…
 
ZEYNEP ALTIOK: Aynen. Onun bile sorgulandığı zamana geldik. Mesela Ege’de 2 günlük bir bayram ziyaretine gittiğimde caretta carettalarla ilgili bir sıkıntı oldu. Onu bir soru önergesiyle taşıdım. Yeni Asır da benimle ilgili haber yapmış, diyor ki ‘memleket yanıyor bu da carettalarla uğraşıyor…’ Sanki bir tane hakkımız var. Sanki bir tane mağduriyete değinebiliriz! Sıcak gündemi de kaçırmıyoruz ama bölge vekilliğini, buraların gerçeğini göz ardı etmeden Türkiye kaosuna çare olmaya çalışıyoruz. Ama meclis çalışmıyor bu da başka bir baskı işte… Darbeden şikayet edip duranlar darbenin en korkunç halini gerçekleştiriyorlar… Darbe anayasasını değiştireceğiz diyorlar, göstermelik iki paşanın hastane odalarında fotoğraf çekmekten başka hiçbir şey yapmayıp darbe anayasasının bütün kötülüklerini, darbe zamanı bile yaşanmamış bir şiddetle yaşamımızın içine sokuyorlar.
Siyaset 24 saat. İnsanın hayatını tam anlamıyla ele geçiren bir mekanizma. Ben öyle günler hayal ediyorum ki tabii ki siyasetten kopuk değiliz ama ben de İzmirli gibi, İzmirli bir vekil olarak mutlu olmak istiyorum. Yaşama da beraber katılabilelim, zaman zaman derin bir nefes alabilelim, birlikte hayal kurabilelim istiyorum. Ben de vatandaşımızın mutlu olduğu bir Türkiye’de siyaset yaparken mutlu olabilen bir vekil olmak istiyorum.
 
- CHP’nin içine aktif siyasete girmeden önce ve girdikten sonra partiyle alakalı düşüncelerinizde ne gibi değişiklikler oldu?
 

ZEYNEP ALTIOK: Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Benim için önemli ve kişisel olarak deneyimlediğim bir tarafı da olması açısından yanıtlamayı da istediğim bir soru aslında. Ben bu acılar coğrafyasında yalnızlar içerisinde bir hukuk mücadelesi ve bir acı yumağı içerisinde bulunduğum yıllar boyunca, hiçbir siyasetçiden, hiçbir partiden, Fikri Sağlar’ı ayrı tutmak koşuluyla, hiçbir şey görmedim. Dolayısıyla da CHP’yi yakın bulmazdım kendime. Ailem CHP’li olmasına rağmen. Anneannem partinin kadın kurucularından, baba tarafından soyadım “Altıok” Yani her iki taraftan parti nüveleri olan biri olmama rağmen ben de “dostun gülü yâreler beni” diye bakarak, bir yakınlık olduğu halde asla içinde olmayı düşünmezdim. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması ile birlikte CHP’de ciddi bir değişimi kişisel deneyimleme fırsatım da oldu. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olması ile birlikte başlayan süreçte yalnızlığımın aslında CHP’de fark edilişini gördüm. Biz biliyorsunuz Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar öldürülen aydınların evlatları olarak bir Toplumsal Bellek Platformu kurmuştuk. Tüzük programında CHP bizi onur konuğu olarak davet etti. Çabalarımız bir siyasi parti tarafından görüldü. Biz yine de şüpheci davrandık “belki de orada üzerimizden siyaset yapılacak” çekincesiyle gittik. Ama hiç öyle olmadı. Hiç suiistimal edilmedi. Benim CHP ile ilgili algımı değiştiren ilk nokta budur. Daha sonrasında da bunun göstermelik olmadığını, daha önce hiç görmediğimiz vekilleriyle, sokakta, mağduriyet bölgesinde, yerinde, direnişte eskiden görmediğimiz bir vekil profili de geldi. Her yıl daha iyiye gidiş gözlemledim o günden itibaren. Benim de eleştirdiğim bazı keskin ve katı yaklaşımların da eridiğini görmüş oldum. Kendini geliştirirken, bizleri de değiştiriyor. Partinin siyasete bakışı değişti. 90 yıllık bir geçmişin ağırlığını yavaş yavaş daha dinamik bir yere getirmeye çalışan bir vekil profili ve siyaset biçimi var artık partide. Ben de elimi taşın altına koymalıyım sorumluluğuyla partinin mensubu olduktan sonra süreç içerisinde sürekli daha iyiye gidiş deneyimledim. Hele ki son seçim bildirgesiyle birlikte… Seçmenin de bize o yetkiyi vermesiyle birlikte Türkiye’nin yeniden güzel günler göreceğine inanıyorum…
 
- Kemal Kılıçdaroğlu sizin gözünüzde nasıl bir lider?
 
ZEYNEP ALTIOK: Ben sayın Kılıçdaroğlu’nu gerçekten siyasetin Türkiye’de olmayıp örnek siyaset anlayışının olduğu ülkeler düzeyinde siyaset yapan, öngörü sahibi, son derece sabırlı, dürüst, namuslu Türkiye’nin ihtiyacı olan bir lider olarak görüyorum. Empati kurabilen, mütevazı, “ben” demeyen, hiçbir zaman kendini öne çıkarma derdi olmayan, görevini layığıyla yapmak sorumluluğunu taşıyan, herkesi kucaklayan ve bana umut veren bir lider olarak görüyorum…
 
- Sevgili arkadaşımız Öncel Öziçer’in bir yazısı yüzünden Fatih Terim’in hışmına uğramasına ilk refleks gösterip meslektaşımızın yanında yer almanız bizi hem memnun etmiş, hem de İzmir’de gazeteci kökenli pek çok vekil ve vekil adayı varken, ilk tepkinin onlardan önce sizden gelmesi, şaşırtmıştı…
 
ZEYNEP ALTIOK: Haberi gördüm ve hemen aradım. Her türlü mağduriyete yüksek duyarlılığım var ve gereğinin hızlıca yapılmasını gerektiğini, yalnızlığı da deneyimlemiş biri olarak çok iyi biliyorum. Alper Bey’i de aradım. (Cizre’de yaşananlarla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımlar nedeniyle AKP’lilerin hedefi olan Ege Tv spikeri Alper Baran Esin’i kastediyor) Basın özgürlüğünü savunan ve bütün davaları takip etmiş biri olarak tamamen refleks.
 
- Bu ‘mağdur olana destek çıkmak refleksi’ Madımak’tan sonra mı arttı, yoksa çocukluğunuzda da böyle miydiniz?

 
ZEYNEP ALTIOK: Muhakkak artmıştır. Kişisel bir mağduriyet veya yoğunluklu bir acı, algıyı bir yere muhakkak evriltiyor. Yine de Metin Altıok’un, Füsun Akatlı’nın kızı olarak onların çevresi de dahil buna, ben yetişirken bana verilen idealizm zaten bunu gerektiriyordu. Yani tamamen de başıma bir iş geldi diye bu hale dönüşmüş de değilim. Ben biraz savaşçı/ mücadeleci oluşumu da hem annemin hem babamın gençlere çok inanışından, dünyayı değiştirme çabasından, o idealizmden almışım. Bir de gidenlerin yerine gelmiyor gibi geliyor bana. Sadece annem babam için söylemiyorum. Ben büyürken çıta o kadar yüksek bir yere koyuldu ki benim önümde siyasi ahlakın öyle örnekleri vardı ki… Siyaset yapan, sanatçı olan örnekleriniz varsa, Mehmet Ali Aybar gibi, Ruhi Su gibi toplumsal duyarlılığı ve idealleri olan insanların içinde yetiştiğim için aksini düşünemiyorum bile. Deneyimler insana başka keskinlikler kazandırıyor.
 
- Yalnızlık kelimesini çok kullanmanızın sebebi nedir?
 

ZEYNEP ALTIOK: Yalnız bırakılmışlık… Bu 22 yıllık dava sürecinde öyle şeyler oldu ki basına haber bile yaptırtamadık. Sivas’ın 10. Yılında gazetede tek bir haberin bile çıkmadı. Delirmiş, bütün köşe yazarlarına tek tek el yazısıyla mektup yazmıştım o zaman bunu haber yapın diye. Bir de babamın da annemin de yazılarında değindiği bir aydın sorumluluğu var. Bu olayı unutturmamak için aydınlara düşen sorumluluğun ve aydın sahiplenmesinin eksikliği… Böyle bir yalnızlık bahsettiğim… Çıkışlarım da bu yüzden; zaten adam yobaz,” sen niye yaktın” denmiyor ki ama “sen bana niye yardım etmiyorsun” İsyan esasında buna…

 
Biz dikme çiçek değiliz
 
Numunelik kadın kontenjanı!
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Biz dikme çiçek değiliz
Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne konuk olan CHP İzmir 2. Bölge milletvekili ...
Mutabakata kararlıyız
Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk olan MHP Grup Başkan Vekili, İzmir 1. ...
AKP'nin 1 Kasım'da İzmir'deki oyu...
Egedesonsöz Genel Yayın Yönetmeni Fatih Yapar sordu, Büyükşehir Belediye ...
 
Hayatım İzmir, hayalim İzmir
AK Parti İzmir 1. Bölge milletvekili adayı Binali Yıldırım, Ege’de SonSöz ...
Bizde ekip her yerde!
Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk ...
Hayallerim Çeşme için...
Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne konuk ...
 
Siyaseti hayatta bırakmam
Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Narlıdere Başkanı Abdül Batur, ...
Benim hedefim siyaset
Ege’de SonSöz Sohbetleri’ne katılan Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali ...
Sonuna kadar giderim
Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne ...
 
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Veda zamanı geldiğinde…
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Bir Başkadır Artistik Kanıtlar
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Sarışın fettan efsane!
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Yalanın gücü
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Al sana mücbir sebep!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Derdim bir olsaydı ağlamak kolaydı
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Yalnızlık senfonisi
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Çevreyi, Çevre Bakanlığı’ndan korumak!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Vazgeçmenin zamanı
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Tombaladan başkan!
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva