RÖPORTAJLAR
23 Aralık 2014 Salı

İzmir de ilericidir, Diyarbakır da…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kıt kanaat yapılan kampanyaya rağmen aldığı oy oranıyla sürpriz yapan, ama asıl büyük sürprizi İzmir oylarıyla gerçekleştiren HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, partisinin İl Kongresi’ne katılmak üzere İzmir’e geleceğini duyar duymaz, geniş bir söyleşi için harekete geçtim.

İzmir de ilericidir, Diyarbakır da…

Söyleşiye olumlu yanıt geldi ama süre konusunda beklediğim olmadı. Partisinin İl Kongresi’nde İzmirlilere ‘ön yargıları kırma’ çağrısı yapıp onları partiye çaylarını içmeye davet eden Demirtaş, yoğun programı nedeniyle, beni ve genç arkadaşım Onur Deniz’i de ‘bir çay içimliğine’ kabul edebildi.
Süre dar, sorular çok olunca, daha çok merkeze kenti alıp İzmir’e ağırlık vermeye çalıştım. İzlenimlerim, gözlemlerim köşemde olacak; sorular ve yanıtları satırı satırına burada…



GÖNÜL SOYOĞUL: Siz Ankara hukuk mezunusunuz, bunu biliyorum ama hakkınızda bu röportaj için çalışma yaparken, sizin iki yıl İzmir’de de kaldığınızı, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Deniz İşletmeciliği bölümünde okuduğunuzu öğrendim. İzmir’e ilk gelişiniz üniversiteyi kazanınca mı olmuştu ve nasıl bir İzmir’di bulduğunuz? 

SELAHATTİN DEMİRTAŞ:
1973 doğumluyum, 1991 yılında geldim İzmir’e. 18 yaşındaydım. Evet, İzmir’i ilk görüşümdü.

SOYOĞUL: Niye İzmir, niye Deniz İşletmeciliği, neydi sizi çeken?

DEMİRTAŞ:
İşin doğrusu ben 8 tane hukuk fakültesi tercih etmiştim, son sıraya da bunu yazmıştım. O dönem Diyarbakır’da olan Balıkesirli bir komşumuz deniz işletmeciliği için ‘çok iyi bir bölüm yazmalısın’ demişti. Ben de onu kırmamak için yazmıştım son sıraya. Nasıl olsa hukuk fakültesine girerim demiştim. Çalışkan bir öğrenciydim. Ama puanım buna yetti hiç beklemediğim bir şekilde. Ben Dokuz Eylül Hukuk’u bekliyordum. Sonra Bornova’da otobüsten indiğimi hatırlıyorum. O zaman Bornova yurdu çıkmıştı bize. İnciraltı çıkması gerekirken, Bornova çıkmıştı. Oraya kayıt yapmak zorunda kaldım. Dolayısıyla İzmir’de ilk Bornova ile tanıştım. Ve yaşadığım her gün İzmir benim sanki doğup büyüdüğüm şehirmiş gibi hissetmeye başladım. Çok içime sindi, İzmir’de her günüm dolu dolu geçti. Kentin kültürü, yaşam biçimi, fizyolojisi, kültürü bana çok tanıdık geldi. Ve yaşadığım iki yıl boyunca hakikaten daha sonraki yıllarda unutamadığım ve özlediğim bir şehir olarak kaldı İzmir. Mesela Ankara’yı hiç sevemedim İzmir’den sonra. Ankara’da Hukuk Fakültesi’nde okudum ve hep fakülteden çıkıp Kızılay’a yürürken Kızılay Meydanı’na yaklaştığımda kafamı kaldırıp denizi göremediğimde şok olurdum. Sanki Basmane’den Alsancak’a yürürmüş gibi... Hep o şeyi yaşadım Ankara’da. Ankara’nın bir şeyi eksik dedim, denizi eksik. Her yönüyle eksik. Denizin ruhu eksik, denizin tadı eksik tuzu eksik. Denizin düşünceleri eksik. İzmir’de onların hepsi vardı. O yüzden İzmir’i çok sevdim ben. 

SOYOĞUL: Birçok insandan İzmir ve Diyarbakır’ın benzeştiğini duydum çeşitli nedenlerle… Katılır mısınız, sizce de bir benzerlik var mı bu iki farklı kent arasında?

DEMİRTAŞ:
Kimliği olan bir yer burası. Şöyle bir ayrım yapsam acaba yanlış mı yapmış olurum? Şehir başka bir şeydir, kent başka bir şeydir. Yani kentler, sonradan inşa edilen, TOKİ’nin yaptığı kentler gibi düşünün. İzmir şehirdir. Yani tarihi olan, kökleri olan, geçmişi olan bir yerdir. Bu vardır ve kimliğe sahiptir burası. Kimliksiz bir betonarme yapı değildir İzmir. Diyarbakır da öyledir. Burada da tarihin bütün izlerini hem sokakta görürsünüz, hem insanın ruhunda hissedersiniz. Her insanın ruhuna sinmiştir o medeniyetin izi. Buradaki her insan ondan bir şeyler almıştır. Buradan geçen her kültür, her medeniyet bir iz bırakmıştır. Ve İzmirli onu kendi bünyesinde sentez etmiştir. Bu yüzden tam bir şehirdir İzmir. Diyarbakır da şehirdir. Orada da 20’den fazla medeniyetin yaşadığı bilinir ve her biri iz bırakmıştır. Hem tarihi eser olarak, hem kültürel olarak iz bırakmıştır. Kişiliği şekillendirmiştir. Bu noktada baktığımızda birbirine benzeyen iki şehirdir. Bir de politik kimlikleri vardır. İzmir ve Diyarbakır Türkiye’de politik kimlikleri olan ender şehirlerdir. Bu kadar politikleşmiş ve kimliği ile siyaseti ile şehrin özdeşleştiği herhalde başka şehir yok diye düşünüyorum; bu yönüyle de benzerlikler var. 


SOYOĞUL: Ama ayrı kutuplarda gibi...

DEMİRTAŞ:
Evet. Hani benzerliklerle olduğu gibi de iki uçta duran şehir gibi de en azından siyasi açıdan ifade ediliyorlar. Ben doğrusu buna çok katılmıyorum. Belki son yıllarda tırmanan milliyetçilik, iktidarın kaşıdığı ırkçılıkla birlikte iki taraf da bir uçlara savrulsa da özü itibari ile Diyarbakır da demokrasi ve özgürlük konusunda hassas bir kenttir. İzmir de öyledir. İlerici şehirlerdir. Birbirini anlama ve birbirleri ile empati yapma ile eksikleri oluşmuştur. Ön yargılar oluşmuştur; oluşturulmuştur. Dayatılan ön yargılardır bunlar. Bugün kongre konuşmamda da söz ettim. Biz bu ön yargıları kırabilmek için daha fazla temas etmeliyiz birbirimize. Diyarbakır İzmir buluşması o yüzden çok önemlidir Büyükşehir Belediyeleri arasında. Başkanlar gidip geldiler birbirleri arasında. Bence çok kıymetli bir şeydi. İzmir’de belli bir kesim hani ‘Diyarbakır’la ne işimiz olur bizim, belediye başkanımızın orada ne işi olur’ diye yazdılar çizdiler sayın Kocaoğlu ile ilgili. Osman Baydemir de buraya geldiğinde onunla ilgili de Diyarbakır’da ‘senin ulusalcılarla ne işin olur’ diye yazılar da yazıldı. Ama bunlara çok takılmamak lazım. Bunlar az sayıda bir kesimi temsil ediyor. İzmir ve Diyarbakır’ın geneli; ki, çok kültürlü şehirlerdir bunlar, tek bir kimlikteki, inançtaki bir mezhep yok bu şehirlerde ağırlıklı olarak. İzmir’de de kozmopolit bir yaşam var, Diyarbakır’da da öyledir. İki kentin bence Doğudan ve batıdan Türkiye’nin aydınlık geleceğini oluşturacak özgürlükler adına, barış adına, kardeşlikler adına emekten yana ezilenden yana bir gelecek oluşturma açısından el ele vermesi çok önemli. Bunu başarabildiği oranda Türkiye bence kurtuluşa yakın olur. Hani Diyarbakır İzmir kıyaslaması, birçok siyasi analizi beraberinde getirecek önemli bir kıyaslamadır. 

SOYOĞUL: Cumhurbaşkanlığı adaylığınız sürecinde en son ziyaretlerinizi Diyarbakır ve İzmir’e ayırmıştınız; bu son ziyaretleri, bu anlamda bir mesaj için miydi?

DEMİRTAŞ:
Doğru. Bilinçli tercih etmiştik. Kampanyanın son iki gününü Diyarbakır ve İzmir’e ayırdık. Diyarbakır’da miting yaptım, son gün de gelip burada miting yaptım. Aynen anlatmaya çalıştığım mesajı vermeye çalıştık. Çünkü bu kutuplaşma nereye kadar gidecek? Türkiye bu hali ile giderse nasıl bir gelecek bizi bekliyor diye baktığınızda herkes sadece korkabilir, kaygı duyabilir. Kimse gidişattan mutlu olmaz. Biz Cumhurbaşkanlığı seçiminde işte bir kurtuluş umudunun, alternatifin olduğunu anlatmaya çalıştık. Diyarbakır ve İzmir mitinglerinin art arda olmasının altında yatan neden buydu. Bir çok insan bunu HDP-CHP ittifakı olarak anlatmaya çalışıyordu ama bu bir iki siyasi partinin ittifak çabasından çok daha ciddi bir şeyden bahsediyorum. Bir taktikten söz etmiyorum. Bir seçim gibi pragmatist faydacı bir ilişkiden söz etmiyorum ben. Halkların gönülden birlikteliğinden söz ediyorum ben. Bu HDP’yi de CHP’yi aşan bir şeydir. Ben bu mesajı vermeye çalışıyorum.

SOYOĞUL: Kaldı ki bir İzmir’de artırdığınız oyların daha çok CHP’den geldiği yönünde bir görüş birliği var; bunu CHP’liler de kabul etti. 

DEMİRTAŞ:
Biz de o mesajı vermek için İzmir’de değiliz. Kemal Bey de o mesajı vermek için Diyarbakır’a gitmedi. Yani böyle yorumlanmaması lazım. Benim ‘Diyarbakır-İzmir el ele’ mesajımdan anlaşılması gereken, ilericiler el ele vermeli. Bu ülkenin demokratları, sosyalistleri, devrimcileri, emekten ezilenden yana olanları, el ele vermeli. İzmir’de bu damar var, biliyorum. İzmir yıllarca bunu temsil etti. Hala bu temsiliyeti sürdürüyor. Diyarbakır da bunu temsil ediyor. Neden bunlar hem böyle birbirinden uzak, birbirine ön yargılı yaklaşabilirler ki? Bunun ben kırılması gerektiğini düşünüyorum. 

SOYOĞUL: Bu söyledikleriniz ışığında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İzmir’den aldığınız oyları bu anlamda daha değerli mi buluyorsunuz? Yerel seçimlerdeki oy oranının çok üstüne çıkmanızı nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye geneliyle ilgili yorumlarınızı biliyoruz, İzmir özelini de dinlemek isterim. 

DEMİRTAŞ:
İzmir’den aldığımız oylar çok kıymetli . Oy oranının üstüne çıktık. Türkiye’deki en yüksek artış burada oldu. Az önce anlatmaya çalıştığım şeyler, sorunuzun cevabını da içeriyor. Yani İzmir’de demek ki verdiğimiz mesaj yerini bulmuş ki karşılığını aldık. Bu mesajı İzmir’de büyük bir kesim ‘evet biz bu mesajı aldık anladık’ dedi. Ve belki bunun birkaç katı insan oy vermese de gönülden bu mesajı destekledi, sahiplendi. ‘Oy verebilirim’ dedi. Vermese bile ‘ben bu mesaja oy verebilirim, İyi bir mesajdır’ dedi. Bu verdiğim mesaj az önce anlattıklarımdır. Kutuplaşma siyaseti, kimlik siyaseti, etnik siyaset, mezhep siyaseti, dincilik, ırkçılık, milliyetçilik bize kaybettiriyor. Kürt de yapsa kaybettiriyor, Türk de yapsa kaybettiriyor. Bunun kimseye faydası olmuyor. O halde el ele verelim yani ezilen kimliğimiz ortak kimliğimiz olsun. Özgürlükten yanaysak, haktan yanaysak, emekten yanaysak, çevreciysek, insan haklarına saygılıysak, ortak değerlerimiz ilkelerimiz bu olsun. Kürtlük Türklük bizi bir araya getiren şey olmasın. Bir de kadın özgürlüğü konusunda, demokratik laiklik, sekülerizm partimizin ve benim Cumhurbaşkanlığı sürecinde tutumum çok netti diğer konulara kıyasla. İzmir buna da değer veren bir şehirdir. Yani demokratik laiklik dediğimiz, dinin toplum içerisinde özgürce yaşadığı, fakat devletin dini topluma dayatmadığı bir anlayışla, ülkemizde hayli hayli bir demokratik laiklik sistemi inşa edilebilir. Bugüne kadar kurulmadı. Kimse, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri boyunca laiklik yaşandı diyemez. Yaşatmadılar, yani devlet laiklik ilkesini uygulamadı. Ya çok kaba saba bir laisizm anlayışıyla dindarlara baskı yapıldı. Ya da bugün olduğu gibi laiklik adı altında din zorla insanlara dayatıldı. Hiçbir zaman insanlar kendi yaşamlarını, inançlarını özgür hissetmediler. İzmir bu konuda hassas olduğu için bu konuda mesajlara cevap verdi. Bir de biz bölünmek istemediğimizi anlatmaya çalıştık. Yani uzattığımız el aslında, doğu batı el ele tutuşsun biz bölünmeden yana değiliz. Bölünme bir alternatif değil, bölünmemenin alternatifi kölelik değil. Bölünmeyelim ama özgür olalım. İzmir bu mesaja da cevap verdi. 


SOYOĞUL: Tam bu noktada şunu sormak istiyorum. Siz kongrede de söylediniz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde son İzmir mitinginizde de dile getirdiniz, yerel özerkliğe dikkat çektiniz. Dediniz ki özetle, ‘CHP İzmir’den yüzde 50 oy alıyor ama burayı belediye değil, merkezi yönetim yönetiyor, İzmirlinin hassasiyetlerini dikkate almıyor, Vali, belediye başkanı Kocaoğlu’na çektiriyor.” Yerel yönetimlerde özerkliği, bir kısmımız bölünme olarak görüyor. Bu nedenle konuyu açalım. Böyle bir durumda, İzmir ne olacak? İzmir’de yaşayan Kürtler ne olacak?

DEMİRTAŞ:
Şimdi 2014 koşullarını konuşalım. Sayın Aziz Kocaoğlu’nun başkan olduğu Büyükşehir Belediye Meclisleri eğitim alanında yetkisi olsa, örneğin, okul açma, okul yaptırma, öğretmen atama, öğretmenin bütçesini verme ile birlikte bütçe devredilmiş olsa. Şu an Büyükşehir meclisinde Kürt de var Türk de var, başka etnik kimlikler de var. Karma bir meclis. Bu meclisin daha renkli olduğunu düşünün. Öyle olması lazım. Özellikle azınlıklara kota, koltuk vermek lazım. Çünkü (sayıca) az olan, seçilme ihtimali en az olandır. Siz ona seçilme imkanı verirsiniz. Burada bir grup ermeni vardır. Orda bir grup koltuk hep onların olur. Bunlar okul açarken diyelim ki Kadifekale’den 500 tane aile geldi meclise başvuru yaptı. Dedi ki biz çocuklarımıza Kürtçe eğitim verilmesini istiyoruz. Büyükşehir Belediye Meclisi bu dilekçileri alıp inceleyecek. Diyecek ki, bizim orada yaşayan insanlarımızın ana dili Kürtçe. Orada belediyemiz ihtiyaca göre iki tane Kürtçe eğitim veren okul açsın. Bu çocuklar orada fiziği kimyayı biyolojiyi Kürtçe öğrensin. Kitabı biz basalım, öğretmeni atayalım, maaşını verelim. Yerel idare karar versin. İhtiyaç varsa, talep varsa. Ve bundan sonra orada Kürtçe eğitim yapacak çocuklar, elbet Türkçeyi de öğrenecekler. İzmir’de yaşıyorlar, ortak dil Türkçe. Türkçeyi bilmeden nasıl yaşayacaklar? Ama kendi anadilini de unutmasın, öğrensin. Kaybetmesin kültürünü. 

5 tane Ermeni aile diyecek ki ‘benim çocuğuma Ermenice eğitim verin kardeşim’ diyecek. Diyecek ki Büyükşehir meclisi, ‘sana filan okulda bir sınıf ayırıyoruz kardeşim. 5 tane de olsa biz bu talebi kıymetli buluyoruz. Bir tane de öğretmen atıyoruz onlara, maaşını da biz veriyoruz. Kitabını da biz basacağız. Çünkü yetki bizde, bütçe bizde, para bizde…’ Şimdi, bu yetki Ankara’da olduğu müddetçe bu sorunu çözemiyoruz. Yani buradaki Kürt de çözemiyor, Ermeni de çözemiyor, kimse çözemiyor. Peki bunun ne faydası olacak? Şu faydası olacak. İzmir’de yaşayan Kürt, kendini yabancı hissetmeyecek. Burası benim vatanım diyecek. Ben burada kendi anadilimde eğitim alıyorum. Burada yaşayan Türk, Kürt’ten korkmayacak, demeyecek ki aman bu bize bir şey yapar mı, ülkeyi böler mi korkusu olmayacak. Çünkü ülke zaten onun, rahat huzurlu. Kendi anadilinde eğitim alıyor, senin benim gibi yaşıyor. Senin çocuğun Türkçe eğitim aldığında bu çocuk da Kürtçe eğitim alıyor. Ama ikisi anlaşırken Türkçe anlaşabiliyor. Birbiriyle anlaşıyorlar, yabancılaşmıyorlar. Şimdi o zaman İzmir’deki Kürt neden ülkeyi bölmek istesin? Her şeyi var. Dili var, kültürü var, işi var, gücü var, inkar edilmiyor, hor görülmüyor. Burada göçmen muamelesi görmüyor. Burası senin vatanındır diyor İzmirliler. Arap’a da bunu söylüyor, Boşnak’a da bunu söylemiş oluyor, Türk’e de bunu söylemiş oluyor. Böyle yaparak, onun kültürüne, diline sahip çıkarak. Sağlık açısından bu yetki yine yerele verilirse daha sağlıklı bir hizmet üretir. Yerelde üretilecek her hizmet, denetime daha açıktır. Çünkü yerel meclisi denetlemek kolaydır. Hemen şuradadır Büyükşehir Belediyesi, gidersiniz gerekirse protesto edersiniz orayı değil mi? Yanlış yapıyorsunuz diye hesap sorarsın. Yanlış yapmaya devam ediyorsa ilk seçim gelir, oy vermezsin indirirsin. Ama şimdi Ankara’daki hükümet yanlış üstüne yanlış da yapsa indirecek gücün yok. Toplumun yüzde 50’si onu destekliyor, ne yapacaksın? İzmir’de sen istediğin kadar güçlü ol, İzmir’in yüzde 90 oyunu al, adam seni yönetmeye devam ediyor. İşte yerel özerklik dediğimiz budur. Avrupa bunu uzun yıllardır uyguluyor. Bu modelleri uzun yıllardır uyguluyor. Ve böyle olduğu zaman Kayseri’de, Diyarbakır’da, İstanbul’da her yerden insanlar o vatanı, o bayrağı, o toprağı, o devleti kendine ait hissedecek. Aidiyet oluşacak. Bölünme ortadan kalmış olacak. O olmazsa insanların aklında sürekli kendi devletini kurma fikri canlı kalır. Çünkü insanlar diyecek ki, bu devlet benden vergi alıyor ama kendi dilimde eğitim vermiyor. En iyisi ben kendi devletimi kurayım orada, bunu yapayım. Bu fikri, yani bölünme tehdidini ortadan kaldıracak şey budur. Benim önerdiğim şeydir, bölünmeyi getirecek değil, bölünmeyi önleyecek şeydir diye düşünüyorum.


SOYOĞUL: Seçime HDP olarak gireceğinizi, yüzde 10 barajını aşacağını açıkladınız. Tamam, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 9.8 oranında oy aldınız ama seçime katılım oranı yüzde 70-80’ler civarındaydı. Eğer önümüzdeki seçime katılma oranı yüzde 90’ları bulursa, oy oranınız buna bağlı olarak yüzde 6-7’lere gerilerse… Kürtlerin parlamentoda temsil edilmemesi gibi bir tehlikeyi nasıl göze alıyorsunuz? Çıkışınız bir özgüveni de gösteriyor ama aynı zamanda büyük bir riski de içermiyor mu?

DEMİRTAŞ:
Şimdi şöyle söyleyeyim. Cumhurbaşkanlığı seçiminde katılım düşüktü ama en düşük yerler, Doğu ve Güneydoğu’ydu. Çünkü hepsi mevsimlik işçiydi ve oy kullanamadılar. Bizim seçmenimiz mesela en düşük katılım Güneydoğu’dadır, Doğu Anadolu’dadır. En yüksek katılım buralardadır. O nedenle katılım oranı arttıkça, bizim oy oranımız artacak. Çünkü seçime gidemeyen, sandığa gidemeyen seçmenin çoğu bizim seçmenimizdi. Bu veriyi bir defa unutmayalım. Türkiye’nin en düşük katılım oranı Van’daydı. Urfa’daydı. Sonra Ardahan Iğdır, Ağrı, buralardaydı en düşük oranlar, Diyarbakır… Fakat biz buna çok takılmıyoruz. Parlamentoda Kürtlerin temsilcisi olmasa ne olur? İyi olmaz, herkesin temsilcisinin olması lazım. Fakat, HDP’nin parlamentoya girmemesi demek sadece Kürtlerin temsilcilerinin parlamentoya girmediği anlamına gelmeyecek. Çünkü bizim adaylarımız Kürtlerden oluşmuyor zaten. Bizim adaylarımız arasında Ermeni olacak, Süryani olacak, Yezidi olacak, çok sayıda Alevi olacak, yarısı kadın olacak, bizatihi işçi adaylarımız olacak. İşçi temsilcisi, sendika patronu demiyorum bakın. Yani biz maden ocağından bir işçiyi parlamentoya götürmek istiyoruz. O vekil olsun. Yani yüzündeki kömür karasıyla meclise girip işçinin hakkını savunsun. Efendim çiftçinin, esnafın temsilcilerini, doğrudan onları götürmek istiyoruz. Parlamentoya taşımak istiyoruz. Yani başörtülü de olsun, efendim gayr-ı müslim de olsun, Hıristiyan da olsun. Böyle renkli, çok sesli bir parlamento grubu olacak. O nedenle HDP barajı aşamazsa, bunların hiçbirinin temsilcisi olamayacak, sadece Kürtlerin değil. Ve bu büyük eksiklik olacak. Çünkü geri kalanların tamamı elit bir siyaseti savunan bir anlayışa sahipler partiler. Siyaseti elit bir grup yapar, bizi de sadece elitler temsil edebilir politika anlayışı var Türkiye’de; bu çok yanlış. Biz bu aday profilini ortaya koyunca zaten göreceksiniz, Türkiye’nin her yerinden çok büyük destek göreceğiz. Baraj sorunumuz o zaman ortadan kalkacak. Biz yüzde 10 gibi bir barajın zihinlerimizde olduğunu düşünüyoruz. Ve hep şunu söylüyoruz. AKP hala yüzde 50 almayı hedefliyor değil mi? Bu kadar hırsızlık, yolsuzluk dosyaları, bu kadar sokakta baskı şiddet, haksızlıklar, hukuksuz operasyonlar. İşte Gezi’den tutun Kobani direnişine kadar yaşanan katliamlar, müdahaleler… Bu kadar halt işlemiş bir iktidar yüzde 50 oy almayı hedefliyor. Biz neyi savunuyoruz? Bizim suçumuz günahımız ne? Biz barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz. İşçiden, kadından, çevreden, emekten yanayız. Kendimize bir hak olarak görmüyoruz. Niye özgüvenimiz olmasın ki? Hırsız yüzde 50 oy istiyorsa, barışsever yüzde 10’la niye yetinsin? O nedenle biz daha özgüvenle sahaya indiğimizde göreceksiniz, yüzde 10’u çok çok aşan bir potansiyel ortaya çıkacak. Ben buna inanıyorum, çünkü Türkiye’de artık siyaset yapma biçiminin değişmesi lazım. Siyasi partilerin değişmesi lazım. Biz de değişiyoruz, dikkat edin bakın. DTP, BDP değişiyoruz. Değişime direnen kaybeder, yenilir. CHP’nin değişmesi lazım, AKP’nin değişmesi lazım. Onları da değişime zorlamak istiyoruz. Bu siyaset yapma biçimi, bu ülkeye hakarettir artık. Saraylardan maraylardan yönetilecek bir ülke değil Türkiye. 90 yıldır bu ülkede özgürlük mücadelesi veren halk var, halklar var. Demokrasi konusunda sürekli ilerleme kat eden devrimci mücadeleler var. Türkiye buna layık değil, tek bir adam tarafından yönetilmeye… HDP bunu kırabilir, halk da bunu görüyor. Umudun HDP’de olduğunu görüyor. Ben de demiyorum yani siyasi lider olarak ben de demiyorum. Ama bu siyasi anlayışta bir umut olduğunu görüyor. Çok sayıda yeni katılım da olacak partimize, seçim yaklaştıkça bugüne kadar başka siyasi çevrelerde yer almış insanın partimizde yer alacağını düşünüyorum. 

SOYOĞUL:
Kongredeki konuşmanızda milletvekili profili ile ilgili ipuçları verdiniz. Çok farklı bir milletvekili profili olacağını söylediniz. Yerel seçimlerde özellikle Büyükşehir adayınızın İzmirli olmadığını gördük ki bu durum, kendi arkadaşlarınız arasında da bir eleştiri konusu olmuştu. İthal aday konusu, sadece sizin partinizde değil, diğer partilerde de tepki görüyor. Bu seçimlerde neye dikkat edeceksiniz? 

DEMİRTAŞ:
Parti olarak geleceğimiz için, 26 milletvekili adayı göstereceğiz. Şimdi eğer 26 aday olacaksa İzmir’deki bütün farklı kesimlerin temsiliyeti olmalı. Fakat üst sıralarda kazanabilecek yerlerde mutlaka İzmir’in tanıdığı, İzmir’i bilen, İzmir’i tanımış olan, etnik kimlik bizim için önemli değil. Bu bir Rum olabilir, bir Türk olabilir, bir Çerkez olabilir, bir Kürt olabilir hiç fark etmez. Bu bütün İzmir’in sorunlarını sahiplenecek kişilerdir bizim milletvekili adaylarımız. Buradan bakacağız. Bizim etnik kimliği, mezhebi önceliğimiz değil. Asıl bu ilkelere ne kadar sahip çıkıyor? Gerisi beni ilgilendirmiyor. İzmir’e ne kadar sahip çıkacak, İzmir’in hassasiyetine ne kadar sahip çıkacak? Yani burada yaşam biçimi laiklik olana da sahip çıkması lazım, yaşama biçimi İslami olana da sahip çıkması lazım. Çünkü onların arasında bir denge kuramazsa toplumsal yaşam bozuluyor bir denge kurulamıyor. Alevi’nin hassasiyetini de bilecek, Alevi’nin hassasiyetini ve onun savunduğu her şeyi korkusuzca savunacak, Kürt’ün ana dilini de savunacak, ülkenin birliğini de savunacak, ülkede herkesin farklı kimliğini, inancını da savunacak. Bütün bu ilkeleri savunabilecek çok fazla İzmirli var burada. İzmir’den insan var. Partimiz aday gösterirken bunlara dikkat edecek. 


SOYOĞUL: Biliyorum sürenin sonuna geldik ama barış sürecini sormam gerek. Son birkaç gündür açıklamalar, sürecin olumlu gittiği yönünde. Ama AKP’nin bu süreci seçime kadar oyalayacağı kuşkusu kafalarda hep var. Buradaki eşik, kritik tarih neresi? Eğer bu bir seçim oyunu/taktikse, bu ne zaman ortaya çıkar, netleşir? Bu arada AKP’ye karşı söylemlerinizin giderek sertleştiğini, tırmandığını da gözlüyoruz. Bundan nasıl bir anlam çıkarmalıyız?

DEMİRTAŞ:
Görebildiğim kadarıyla 15 – 20 gün içerisinde bu sürecin netleşmesi gerekiyor. AKP adım atacak mı atmayacak mı? Herhalde 15 – 20 gün içerisinde açığa çıkar. Fakat ben şunu söyleyeyim, biz AKP ile süreç üzerinden bir pazarlık içinde değiliz. Süreç iyi de gitse kötü de gitse biz AKP’nin suçunu günahını örtmeyiz. Hele seçime doğru giderken süreç iyi gitsin diye veya süreç iyi gidecek diye biz AKP’yi eleştirmekten asla imtina etmeyiz. Çok iyi gitse bile süreç, müzakereler başlasa, her şey tıkır tıkır gitse bile AKP’nin işlediği bütün suçları en sert biçimde eleştirmeye devam edeceğiz. Çünkü biz AKP’nin bu ülkeye layık bir iktidar olduğuna inanmıyoruz. AKP iktidarının değişmesi lazım ve bizim gibi özgürlükten yana, halktan yana bir iktidarın oluşması lazım. Bunu başarabilirsek, zaten Kürt sorununda barışı da çözümü de çok rahat gerçekleştirebiliriz. Çünkü bu işten en iyi anlayan biziz. Özgürlükleri, demokrasiyi, Türkiye’nin temel hassasiyetlerini dikkate alarak hayata geçirecek parti biziz. Başaramazsak bile AKP ile küçük ucuz pazarlıklar içine girerek bu seçimde siyasi süreci yürütmüyoruz. Bunu herkesin bilmesi lazım. Net takvim nedir, bilmiyorum doğrusu. Ama benim tahminim 15 – 20 gün içinde bunların netleşmesi gerekiyor.

SOYOĞUL: Kötü senaryoyu düşünürseniz... Ya bir şeyler yolunda gitmez ve bu ülke yine silahlara sarılan bir ülke haline gelirse?

DEMİRTAŞ:
Yok, kötü senaryoyu düşünmeyelim. Bir şeyler yolunda gitmez ve AKP iktidarı bu sorunu çözmezse zaten biz AKP iktidarını daha kolay alaşağı ederiz. Kötü senaryo budur. Bu da kötü müdür bilmiyorum AKP’yi iktidardan düşürmek?

SOYOĞUL: Kötü olarak, kan dökülmesini kastediyorum

DEMİRTAŞ:
Biz HDP olarak o noktaya gelmemesi için her zaman durduğumuz yerde durmaya devam edeceğiz. Ateşkes bozulmasın, silahlar yeniden konuşmasın. Dikkat ederseniz zaten süreci sürekli o yüzden destekliyoruz. Sürekli görüşmelerin içindeyiz. Süreç kopmasın, diyalog kopmasın diyoruz. Birileri bunu AKP ile işbirliği, AKP ile kol kola, lay lay lom bir tarz olarak şey yapıyor. 

SOYOĞUL: Son dile getirilen de sizin kongrede dillendirdiğiniz senaryo . HDP olarak seçime girmenizin nedenin gizli bir pazarlığa bağlı olduğunu söyleyenler var. Sizin barajın altında kalmanız sonucu, AKP’nin fazladan 30-40 milletvekili çıkartacağını, böylece Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa tek başına ulaşacağını söylüyor bu senaryoyu konuşanlar. Ve bugün kongrede siz de bunu dillendirip çok ağır konuştunuz.

DEMİRTAŞ:
Bu bizi tanımamaktır. Çünkü biz bu oyların nasıl alındığını iyi biliyoruz. Çok büyük fedakarlıklarla insanlar seçim çalışması yapıyor. Gençler kendi cebinden para harcıyorlar, afiş yaptırıyorlar, bize bir oy attırabilmek için 24 saat koşturuyorlar. Dedim ya, seçim müziklerini bile gençler kendisi yapıyorlar. Ve biz oyları götüreceğiz AKP’ye satacağız! Çok büyük alçaklıktır bu, başka bir şey değildir. Bunu biz yapsak alçağız, kim yapsa alçaktır. Ama bunu söyleyenler de bizi tanımıyorlar, çok ucuz yaklaşıyorlar. Biz böyle bir hareket değiliz. 


SOYOĞUL: Evet, süreyi aştık ama son soru. AK Parti biliyorsunuz ki kuruluşunun ilk yıllarında azınlıklara, hakkı yenmişlere, kuyunun dibinde kalmışlara hitap etti. Başörtülüler, Kürtler, azınlıklar, Aleviler… İlk zamanlar bir şeyler de yaptı ama zamanla çoğunu terk etti. Şimdi siz de ezilenler, işçiler, azınlıklar, eşcinseller diyorsunuz ya.. Size nasıl inanacağız? Sözde kalıp kalmayacağından nasıl emin olacağız?

DEMİRTAŞ:
Bir defa kesinlikle Tayyip Erdoğan’a inandığınız gibi bana inanmayın, hata yaparsınız. Kişiye inanmayın, bireye inanmayın. ‘Bu adam gelecek bizi kurtaracak’ lafı, en tehlikeli laftır demokrasilerde. Biz şunu yapıyoruz bakın, ‘Kürtler gelecek sizi kurtaracak’ demiyoruz. Bunlar öyle yaptılar. ‘Müslümanlar gelecek sizi kurtaracağız, çünkü Müslümanlar vicdanlı insanlardır. Biz geldik mi iktidara hepiniz kurtulmuş olacaksınız’ diyorlardı. Biz öyle demiyoruz. Biz ‘hep birlikte iktidara geleceğiz’ diyoruz. O yüzden partimizin içerisinde her kesimden yönetici var. Biz tek başımıza Kürtler olarak HDP’yi kurmadık ve tek başımıza iktidara yürümüyoruz. Bu çok tehlikeli olur. Bir kesim iktidarı ele geçirince, tehlikelidir. Bu Türk olsun, Kürt olsun, tek başına İslamcılar da olsa tek başına Kemalistler de olsa tehlikelidir. Paylaşmak lazım. Yani yönetimi, egemenliği, iktidarı paylaşmak lazım. Bunun tek garantisi budur. Paylaşırsanız, diktatörleşmezsiniz. Paylaşmazsanız, bu ben de olsa Demirtaş da olsa paylaşmazsanız, bu sistemde bu düzende aynı şekilde devleti yönetmeye kalksak, 10 gün sonra ben de başka bir insana dönüşebilirim. Bunun hiç garantisi yok. Onun için bana değil ilkelere güvenmelisiniz. Birlikte egemenliği, yönetimi paylaşmıyorsak, orada tehlike vardır. HDP bütün vaat ettiklerini yarın bir gün yapmazsa, yapmadığı gün bilin ki tehlike başlamıştır. Ama biz daha partimizi kurarken ilkelere uygun bir kuruluş gerçekleştirdik. Benim bir genel başkan yardımcım başörtülüdür. Biri Alevi’dir, biri Ermeni’dir. Yarısı kadındır MYK’nın, yine LGBTİ birey var bizim merkez yürütme kurulumuzda, Ezidi, Süryani arkadaşlarımız var. Yani partinin merkez yönetiminde bunlar. Bu dolayısıyla partimizin egemenliği yönetimi bütün farklı yönetimlerle paylama isteğinin somut örneğidir. Biz devleti yönetirsek de böyle yöneteceğiz. Bizim bakanlarımız ful Kürtlerden oluşmaz. Bunların yaptığı gibi sırf kendine yakın insanlardan bakanlar kurulu, biz böyle yapmayız . Bizim bakanlar kurulumuzun yarısı kadın olur en azından. Bu bakanlar kurulundan savaş mavaş çıkmaz diyebilirler, çünkü yarısı kadın onun garantisidir. Bir alevi bakan olur mesela, aleviler rahat eder. Aleviler şu anda korkuyor, tedirginler. Bırakın bakanı, onlara sahip çıkan vali yok, savcı yok, kaymakam yok. Tek bir kimlik ülkeyi ele geçirirse, geri kalanlar korkar ve korkmakta haklılar. İşte HDP bu ele geçirme anlayışını bitirmek istiyor. Devlet ele geçirilecek bir şey değildir. Ele geçirmemiz gereken bir mekanizma da değildir.

(FOTOĞRAFLAR: ONUR DENİZ)
 

 
Başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum!
 
İktidar delikanlı olsun, göz boyamasın!
YORUMLAR
Toplam 12 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Aliye 28 Aralık 2014 Pazar 14:12

Bu ülkenin dışlanmışları ülkenin sahipleri olduğunu sananlarla empati kurma fırsatı yakalarsa bu konuşmada olduğu gibi derin ayrılıklarımız yok yaşam biçimimiz birbirine benziyor ama düşünsel olarak farklı kutuplarda yüzüyor gibi gösterilmeye çalışılıyoruz ulusalcı medya sözcü vb. Gazeteler sürekli düşmanlık tohumları eken yayınlar yapıyor daha düne kadar o gazetelerde çalışan kişiler liberaldiler ne zaman ki pastada payları bitti kendilerine yeni bir yol çizip aramıza düşmanlık tohumları ekmeye başladılar neyse ki geçmiş yaşam birikimleri son seçimde duyarlı insanların bunlara pirim vermediğini göstermiştir...

Yorumu oyla      13      3  
28 Aralık 2014 Pazar 09:13

Eylem dayatma tehditi ile politika yapan bir parti.

Yorumu oyla      11      5  
bybaro 24 Aralık 2014 Çarşamba 11:27

Sn.Lombak, ırk bazında değil, vicdan bazında düşünmek lâzım. Kıskanmadan, yüksünmeden: "Benim var, senin de olsun" diyebilmeliyiz..Ülkemizde yaşayan: Rum'un, Ermeni'nin,Arab'ın, Acem'in, Yahudi'nin,Rus'un,Gürcü'nün, Azeri'nin, Bulgar'ın, Arnavut'un, Boşnak'ın ve de biz Türk'lerin gurur duyduğu, meşru bir bayrağı var, Allah herkese nasip etsin;maruzatımız bundan ibarettir..

Yorumu oyla      11      4  
Lombak 24 Aralık 2014 Çarşamba 10:01

Bağımsızlık hareketini Türk ve Kürt diye ayırdığınıza göre zaten artık ırk bazında düşünüyorsunuz demektir. Ben HDP'nin bir defa emperyal güçlere karşı söylem geliştirdiğini görmedim. PKK'nın da görmedim. Peşemerge'nin de bizzat ABD'de eğitildiğini gördüm. Ama 1920lerde hem emperyal güçlere karşı hemde onların taşeronlarına karşı birlikte savaştığımızı biliyorum. HDP, söylemi hariç olmak üzere, ırkçı ve şöven çizgide olduğu kadar, bir de arkasındaki ABD sopasıyla batılı aydınlık seçmeni HDP ile dirsek temasına zorlamaktadır. Zorla güzellik olmaz. Kürt milliyetçileri kendi yoluna kardeşim. Benim işim olmaz. Güzel İzmir hatıralarınız artık geçmişte kaldı.

Yorumu oyla      13      10  
23 Aralık 2014 Salı 20:48

HDP den istifa et istediğin yerde olacağını biliyorsunuz bırak HDP yi gel istediğin makam a otur

Yorumu oyla      11      9  
Sıtkı şükürer 23 Aralık 2014 Salı 20:00

Emeğinize sağlık. Müthiş bir röportaj olmuş. Selahattin bey de çok ikna edici. Tebrik ederim.

Yorumu oyla      32      8  
Mustafa Y 23 Aralık 2014 Salı 17:14

yerel yönetimler güçlendirilebilir,yetkileri artabilir,valiler tarafsız olamıyor valilere yetki verilmesin.bölgeden toplanan verginin bir kısmı belediyelere bırakılabilir, ancak, özerklik olmaz, ayrı dil olmaz,ayrı bayrak olmaz.

Yorumu oyla      17      5  
karaburun 23 Aralık 2014 Salı 16:36

İzmirli chpli ama akp nin deyimiyle gavur olmayan kalbi Allah sevgisiyle dolu biri olarak şaşırdım. Demirtaş'ın doğru tespitleri beni şaşırttı.ön yargı ile ile mi yaklaşıyoruz insanlara diye kendimi sorgulamama neden oldu röportaj. Helal olsun diyesim geldi.Güzel bir röportaj olmuş Gönül hanım emeğinize sağlık ...

Yorumu oyla      34      5  
bybaro 23 Aralık 2014 Salı 15:51

1920'lerdeki Türk kurtuluş hareketi, emperyal güçlerden (gerçekten) bağımsız mı idi ki, Kürtlerin kaderi bağımsız olsun..? Dün de, bugün de, emperyalizme rağmen bir şey başarılamadığı görülmüştür; mücrim çoğalınca da, suç ortadan kalkarmış maalesef.. Demirtaş, ülkemiz siyaseti için büyük bir kazançtır, değerlendirilmesi gerekir..

Yorumu oyla      21      11  
Mustafa Y 23 Aralık 2014 Salı 14:11

anadilde eğitim alınca,resmi dilde de eğitim almalı, yani sadece anadili öğrenmek ye-eterli değildir. bir çok dersi de resmi dilde almalıdır.izmirde ki kürtler, kendi aralarında kürtçe mi konuşacaklar. mesela siz demirtaş oolarak türkçe konuşuyorsunuz, basında ve mecliste türkçe konuşuyorsunuz ve ne dddiğinizi anlıyoruz.

Yorumu oyla      18      3  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum!
İzmir Eczacı Odası’nın 12 yıllık deneyimli Başkanı Tuncay Sayılkan konuk ...
Ekonomide deniz bitti
Türkiye’nin 2015 yılında iç tüketiminin düşük olacağını, ihracat kanalıyla ...
Anasına bakıp oğlunu alıyoruz!
Egedesonsöz Altınordu Futbol Sosyal Girişimi Başkanı Seyit Mehmet Özkan’ı ...
 
Yatırım olmadan çözüm süreci eksik kalır!
İzmir iş dünyası 1990’lı yılların başında Güneydoğu Anadolu’ya bir yatırım ...
İzmir’i ikna eden hareket, Türkiye’yi kazanır
Kültür ve Turizm eski Bakanı, İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay EgedeSonsöz ...
Ekonomi için erken seçim olsun!
İç ve dış siyasetteki belirsizliğin ve hukuki sistemin yavaş işlemesinin ...
 
Her projeye sanatı ve enerjiyi ekleyecek
İzmir’de gayrimenkul sektörünün öncü kuruluşu Megapol Group, 2015’e yeni ...
İnanmış 5 insanla dünyayı ele geçirirsin
İzmirli Eski Adalet Bakanı'yla Haziran 2015 ve İzmir üzerine...
Torbalı’nın farkına varın!
İzmir’in vergi yükünü, istihdam yükünü, göç yükünü çeken en önemli ilçesi ...
 
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Dünya Sağlık Günü Hemşirelere Kutlu Olsun!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Korona'nın sonuçları
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Şarkılarda gizliydi onların büyük aşkı!
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Mutasyon
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Neler oluyor?
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Turizmde sezon başlamadan bitti
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Amerika’dan Koronavirüs günlüğü-2/Morale ihtiyacımız var 
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Def-i Bela çorbası
Nuray KAYA
Nuray KAYA
Zambaklar çürüdüğünde
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Turlar
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva