RÖPORTAJLAR
2 Aralık 2015 Çarşamba

İzmir’de 70 bin değil, 300-400 bin mülteci var!

Gönül Soyoğul sordu, Prof. Dr. Cem Terzi yanıtladı...

İzmir’de 70 bin değil, 300-400 bin mülteci var!

“Bu iş öyle hislenip hislenip oturulacak, sosyal medyada paylaşıp paylaşıp sonra evlerimize çekilecek bir konu değil. Dünyanın cehennemi Ortadoğu’dan zebaniler eksik olmadıkça (ki yakın zamanda cennete dönüşecek görünmüyor) her yanımızda yakamızda mültecileri göreceğiz. Kafamızı kuma soksak nafile… Onlarla birlikte yaşamayı, paylaşmayı öğreneceğiz. Başka yolu yok. Ahmet’le, Aylan’la vicdan temizleyerek geçip gideceğimiz bir hayat yok önümüzde.
Resmi rakamlara göre ülkemizdeki mülteci sayısı 2 milyon… İzmir’deki mülteciler resmi makamlara göre 70 bin… Ve meselemiz küçük bir çocuk dövüldüğünde yekvücut olmak değil, hemen şimdi yekvücut olmak. Bu kentin Valisi, bu kentin Büyükşehir Belediye Başkanı, bu kentin ilçe belediye başkanları, bu kentin sivil toplum örgütleri, meslek odaları, AFAD’ı, neredesiniz?” diye yazmıştım 3 ay önce. 3 ay içinde tanık olduğumuz onlarca mülteci faciası/dramı, kıyılara vuran bebek ölüleri, yüzümüze çarpan, içimizi kanatan görüntüler durmadı. Mülteci sayısı 3 milyonu buldu ama ne ülke genelinde, ne de İzmir özelinde bu yarada, en azından bizim görebileceğimiz biçimde bir düzelme sağlanamadı.

“Bil(e)mediklerimiz, gör(e)mediklerimiz ne? Neler yapılıyor, neler yapılması gerekiyor” sorularının yanıtları için, Prof. Dr. Cem Terzi ile buluştum. Neden Cem Terzi? Çünkü bu kentte ne İzmir Valiliği, ne İzmir Büyükşehir ve ilçe belediyeleri, ne diğer bütün önemli/değerli kurum ve kuruluşların sesleri çıkmadığı, dilleri içlerine kaçtığı için! Bu konuda adeta ortak bir sessizlikte, ‘kılımızı kıpırdatmayız direnişi’ görüntüsünde buluştukları için! Bu ortak(!) direnişi bozan yegane görüntü, Cem Terzi’nin şahsında Halkların Köprüsü Derneği’nden geldiği için…
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu, 1998’ten bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilimdalı, Kolorektal Cerrahi Birimi'ndeki görev yapan, alanında ülkenin sayılı cerrahlarından biri olan Prof. Dr. Cem Terzi’yi… Bazen hastanedeki taşeron işçilerin örgütlenme çalışmasında, bazen 1 Mayıs’ta, bazen YÖK karşıtı eylemde, bazen Kobane’de ya da Van depreminde yaraları sarmaya koşan gönüllülerin arasında görmüş olabilirsiniz. Belki de İzmir’deki mültecilerin arasında, yanında… Tam da bunun için yanındayım ben de ve ancak ‘gördüğümüz kadarına’ ağlayabildiğimiz konuyu soruyorum ona…
 
GÖNÜL SOYOĞUL: Sınır tanımayan doktorlar örgütünün üyesi değilsiniz ama tam da onlardan biri gibi davranıyorsunuz. Nerede sancılı bir toplumsal olay var, siz oradasınız. Bu tercihinizin nedeni ne?


PROF. DR. CEM TERZİ:
Bunu mütevazılık olsun diye söylemiyorum ama birçok insan benim gibi yaşıyor. Biz sadece öbür örnekleri medyada çok fazla görüyoruz. Mehmet Öz, Osman Müftüoğlu gibi… Halbuki hekimlerin büyük çoğunluğu benim gibi çalışan ve yaşayan insanlardır. Hekimlik özveriye dayalı bir meslek. Benim tabii ki kendi alanım dışındaki birçok alana da müdahil olma çabam var. O da belki Türk Tabipleri Birliği’nden gelen bir etki. Ben çok genç yaşta TTB’de Merkez Konsey üyeliği yaptım. Türk Tabipleri Birliği, Türkiye’nin hem sağlık hem de sosyoekonomik bütün alanlarında aktivite gösteren bir örgüttür. Sadece hekimlerin özlük hakları vs. ile uğraşmaz. Sağlığı sosyal belirleyicileriyle birlikte ele alır. Ekonomik, siyasal vs. bütün sağlığı etkileyen alanlarda iş üretir, söz söyler. Bir okul gibidir orası. Nusret Fişek’ten tutun, Selim Ölçer, arkasından Selin Sayek Böke’nin annesi Füsun Sayek, Ata Soyer .. O Türk Tabipleri Birliği ekolünden yetişmiş biriyim ben. Belki de benim bu alanlardaki çalışmalarım TTB’deki o birikimden kaynaklanıyor. TTB’nin her alanda komisyonları vardır, mesela olağan üstü durumlarda sağlık komisyonu. Bu depreme müdahale etmek için kurulmuş bir komisyondu. Arkasından kitlesel göçlere müdahale edildi. Yani bizim göçmenlerle ilgili çalışmalarımız TTB’nin bu çalışmalarıyla çok ilişkili. Her şeyin geçmişle ilgili bir bağlantısı var. Zaman geçtikçe konular değişiyor ama sorunlar hep aynı kalıyor. Onunla açıklanabilir. Ama ben kendimi tanıtırsam kolorektal cerrahide çalışıyorum. Özellikle kanser alanında uzmanlaştım. Kolon ve rektum kanseri benim çalışma alanım. Aktif cerrahi yapıyorum. Mesleğimi çok seviyorum. Haftada en az 3 günümü ameliyatta geçiriyorum. Ve çok yoğun bir hasta potansiyelimiz var 9 Eylül Üniversitesi olarak. Ama bir yandan da geri kalan zamanımda diğer faaliyetlerimi bitirerek bu alana yöneldik. Yaklaşık 1 yıl önce Halkların Köprüsü Derneği diye bir dernek kurduk İzmir’de. Bu derneği ilk kurduğumuzda mültecilerle çalışmak ve o alana hizmet etmek amacıyla kurmamıştık. Barış görüşmeleri vardı, meclise kadar gelmişti. Yasa çıktı… ama inanın bunu söylerken çok üzüntü duyuyorum. Bizim hayalimiz önümüzdeki bir iki sene içerisinde bütün çatışmalar bitecek, bu temel sorunla ilgili yasal çerçeveler halledilecek vs. idi. Toplumun sivil kısmında da yaraların sarılmasıyla ilgili ciddi bir boşluk var. Biz ve bizim gibi insanların amacı da o alanı doldurmak üzere, öteki dediğimiz farklı kesimlerden insanları bir araya getirerek bu barış sürecine ve olumluluğa dair İzmir’de barışa dair bir sivil ses yükseltmekti. Fakat maalesef. her şey şimdi çok olumsuz. Dileriz ki yeniden bu çatışmalı süreç biter, barış görüşmeleri başlar ve biz de o alanda çalışma üretmeye devam ederiz. Bir yandan da dernek kurulduktan kısa bir süre sonra İzmir’in çok büyük mülteci aldığını gördük. Ve mültecilerle ilgili sağlık sorunları ortaya çıkmaya başladı. Maalesef devletin, mültecilerin sağlık sorunlarını önlemeye veya var olan sağlık sorunlarını çözmeye yönelik sahada bir organizasyonu yok.

- Resmi ve gayrı resmi rakamlara göre İzmir’deki kalıcı mülteci nüfusu ne kadar?

TERZİ:
Valiliğin açıklamasına göre 70 bin. Bir kere de 75 bin dediler. Resmi kayıtlı rakam bu. Ama bundan 3 hafta önce bir gecede Ege sahillerinden 5000 kişi geçti. Öyle bir geçiş güzergâhı ki İzmir ve Ege sahilleri… Rakam 70 binin çok çok üzerinde. Bizim kayıtlı bir sistemimiz yok, çünkü bunun kaydını tutmak çok zor. Fakat bizim tahminimize göre İzmir merkez ve yakın ilçeler yani Foça, Torbalı, Menemen, Gediz’e mevsimlik işçi tanımıyla geliyorlar. Onları da dahil ettiğimizde 300 – 400 bin kişiden bahsediyoruz. Basmane işin sadece görünen yüzü. Basmane’ye insanlar sadece insan tacirleriyle buluşmaya geliyorlar.

- Görünmeyen yüzü neresi?

TERZİ:
Agora, Kadifekale, Mevlana, Foça’nın bütün köylerindeki mevsimlik işçi çadır veya yerleşkeleri, Gerenköy mesela… Torbalı’nın Taşkesik mevkii, Bayındır ile Torbalı arasındaki bütün tarım alanları… 3 sosyal kesim farklı yerlerde konuşlanıyor diyebiliriz: Basmane’de orta sınıf göçmenler… Yani cebinde 1000 Euro civarında parası olup da Avrupa’ya geçebilecek para ve bilgiye sahip olan. Ama bu kadar parası olmayan ve Avrupa’ya nasıl geçeceğini bilmeyen insanlar ki bunlar büyük çoğunluğu oluşturuyor, onlar da şu an İzmir’de yerleşik ve yarı yerleşik durumdalar. İkiçeşmelik ve arkası… Buraların her sokağında yüzlerce aile ve binlerce çocukla karşılaşabilirsiniz. Bir kısım da mevsimlik işçi olarak davet ediliyor buraya. Eskiden Urfa’dan, Antep’ten mevsimlik işçiler gelirdi. Şimdi daha ucuz ve hatta yarı fiyata çalışsınlar diye mültecileri getiriyorlar. Onun da bir sistemi var. İşçiye ihtiyacı olan bir toprak sahibi var, bir de ona aracılık eden dayıbaşılar var. Bunlar mültecileri daha ucuza çalıştırmak üzere harekete geçtiler. Mesela biz geçen yıl Aralık ayında Taşkesik’e gittiğimizde 1000 kişinin kaldığı bir çadırkent gördük. Onu da kendileri kurmuşlar. Berbat durumda. Su yok, elektrik yok ama 1000 kişi vardı. İnanamadık. Hemen Torbalı Kaymakamı ve jandarma komutanına gittim. Eskiden mevsimlik işçi göçü sadece çalışan işçi nüfusuyla sınırlıydı; şimdi bunlar aileleriyle birlikte geliyor. Sonra baktık ki bu sadece Taşkesik’te değil, Torbalı’nın her 30 km’de bir küçük çadır alanı daha var. Torbalı bitti Foça’yı keşfettik. Bu da üçüncü grup… Yani bir şekilde artık yarı yerleşik duruma geçmiş ve iş bulabilmek için Türkiye’deki iş sistemine illegal olarak entegre olmuş, ilden ile iş için yer değiştiriyorlar. 3 farklı toplumsal yapıdan bahsediyoruz. O yüzden bunların hem özellikleri hem de ihtiyaçları farklı. Basmane Avrupa’ya geçmek isteyen kısım. Bir de burada kalan ve gitmeyi aklından geçirmeyenler, Türkiye’de yaşamını sürdürmeye devam edenler var ve çoğunluktalar.

- Dernek çatısı altında kaç kişisiniz?

TERZİ:
Biz bu derneği 4 kişi kurduk, hatta 7 kişi olmamız gerekiyordu, 3 kişiyi yoldan çevirip aldık. Şimdi 500’den fazla gönüllümüz var. Bunun yaklaşık 100 kadarı sağlıkçı. Her meslek grubundan insan var aramızda akademisyenler, müzisyenler, sosyologlar, psikologlar ve öğrenciler, işçiler, işsizler, ev hanımları emekliler… Sayı da giderek artıyor.

- Halkların Köprüsü Derneği tam olarak ne yapıyor?



TERZİ:
Başka birçok mülteci dernek de var, onlar mesela mülteci hakları üzerine çalışıyorlar veya mültecilerin uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilgili ilişkilerini organize ediyorlar. Biz mültecilerle ilgili sahadaki sorunları çözmeye yönelik bir araya geliyoruz. Sağlık taramaları yapıyoruz. Şimdiye kadar 50’den fazla sağlık taraması yaptık. Bize yeni bir mülteci topluluğu olduğuna dair haber geldiğinde hemen sağlık ekibimiz olay yerine giderek sağlık tespiti yapıyor. Kaç kişiler, nerede yaşıyorlar, barınma olanakları neler, nüfus ne, kaç kronik hasta var, bebekler aşılandı mı vs… Bu tarama bittikten sonra fizik muayenesi yapıyoruz. Çadırda kalıyorlarsa çadırda, veya tarladalar ise tarlada… Tespit ettiğimiz hastaları yanlarına tercüman da vererek İzmir ya da en yakındaki hastaneye götürüyoruz. O hastanede gönüllü doktorumuz, yoksa şayet diğer hekim arkadaşlarla ilişki kurarak muayene olmalarını sağlıyoruz. Bunu yaptırmak için poliste mutlaka kayıtları olmaları gerekiyor. Kayıtsızlarsa önce karakola gidip kaydını yaptırıp, 98 99’lu bir numara almalarını sağlıyoruz ki sisteme girebilsinler. Hastaneye gittiklerinde hastanede kadrolu tercüman olmadığı için zaten işler halledilemiyor. Biz yanlarına tercümanı o yüzden veriyoruz. Eğer yardımcı olacak bir doktor arkadaşımız yoksa başhekimi arıyoruz veya acil sorumlusuyla konuşuyoruz. Karşılaştığımız her insanın bizim gördüğümüz sorununu çözmek için çaba sarf ediyoruz o yüzden derneğin 3 temel çalışma grubu var. Bir tanesi sağlıkçılar, diğeri saha sokak ekibi. Bu ekip de mahalleleri sürekli olarak tarayan yeni gelen mültecilerin yerleşimlerinden haberleri olan, muhtarlarla ilişkileri olan, belediyelerin kent konseylerine devam eden gönüllülerden oluşuyor. Bu grupta gazeteci, muhabir arkadaşlarımız da var. Her sabah Basmane’yi dolaştıktan sonra bizim Whatsapp grubumuza “şu kadar kişi var, yeni gelen şu kadar” diye bilgi veriyorlar. Hiç haber yoksa biz doğrudan yaşam alanlarını bildiğimiz yerlere kapı çalarak gidiyoruz. Mesela Agora’dan başlıyoruz bir cumartesi sabahı; saat 9’ta akşam 6’ya kadar bütün evleri kapı kapı dolaşıp, nüfus ve ihtiyaç taraması yapıyoruz. Her gördüğümüz sosyal ve sağlıkla ilgili sorunu usulünce rapor haline getirip, İzmir Valiliği’ne, İl Sağlık Müdürlüğüne ve İl Halk Sağlığı Müdürlüğüne veriyoruz. Bunu bazen ben elden götürerek bir dilekçe halinde veriyorum, bazen de postayla gönderiyorum. Ertesi gün de web sayfamıza koyuyoruz. Mesela diyoruz ki “ biz bu cumartesi Agora Mahallesinde 70 eve gittik, bu 70 evde yaklaşık 400 Suriyeli mülteci tespit ettik. Bunların şu kadarı çocuktu. Çocukların şu kadarı aşısız, şu kadarında bit uyuz var. Evlerin şu kadarında tahta kurusu var. Evlerin şu kadarında tuvalet yok, banyo yok. Şu kadar evin çatısı akıyor” vs… Bunları raporlayıp, arkasından da hızlıca yapılabilecek öneriler ve bu önerilerde de devletten beklentilerimizi de her zaman bir sivil toplum örgütü ve gönüllüler olarak, “siz bir şey yapmak isterseniz, biz onun bir parçası oluruz” diye yapıyoruz. Mesela diyoruz ki, ‘aşılama kampanyası yapılması gerek, tercümanlığını biz yapabiliriz.’ Bir sürü gönüllü tercümanımız var Arapça, Kürtçe, Farsça bilen. Birçoğu üniversite öğrencisi Suriyeliler. Bizim derneğimizde kendi vatandaşlarına yardımcı olmaya çalışıyorlar…

- Devletten bir cevap alıyor musunuz?

TERZİ:
Bugüne kadar reddetme ya da muhatap almamak gibi bir şeyle karşılaşmadık. Bazı önerilerimiz dikkate alındı, bazı şeyler de yapıldı. Örneğin İl Sağlık Müdürlüğü’ne Suriyelilerin yaşadıkları bölgedeki aile hekimine kaydolma imkanları yok. Dil bilmiyor, aile hekiminin nerede olduğunu bilmiyor, aile hekimi onu kaydetmek istemiyor çünkü takibi çok zor. ‘Lütfen bunlara özel Suriyeli poliklinikleri kurun. Başka türlü çözemeyiz’ dedik. Bir ay bununla mücadele ve 1 ayın sonunda Suriyeli poliklinikleri kuruldu ve bu çok büyük bir rahatlama sağladı. Yine il halk sağlığı müdürlüğüyle aşısız çocukları belgelediğimiz için aşı kampanyası yapılmasına ikna ettik ve yapıldı. Biz de tercüman vererek o aşı kampanyasına aktif destek olduk. Ama bunu sürekli hale getirmemiz lazım. Mesela o aşıladığımız çocuklar gitti, onların yaşadıkları eve yeni Suriyeli insanlar geldi ve hepsinin bebekleri var. Dolayısıyla benim şikayetim şu devlet kurumlarıyla ilgili: İzmir’i mülteciler için çekim merkezi yapmamak gibi bir karar almışlar. Zannediyorlar ki, onlar sahaya çıkarlarsa ve birtakım hizmetler götürürlerse bu kulaktan kulağa yayılacak ve bütün mülteciler buraya gelecek. Bunu engellemek için de mümkün olduğu kadar sorunlara gözlerini kapıyorlar. Bu çok acı. Tamamen gerçek dışı bir yaklaşım.
- Tersten düşünür/sorarsak eğer; hizmet yapılırsa İzmir mülteciler için bir cazibe merkezi olur mu?

TERZİ:
Zaten 8 bin yıldır cazibe merkezi! Buradan daha çok göç almış bir kent yok ki… 90’larda Bulgarlar da İzmir’e geldi. Çünkü birincisi iklim, iki kıyı karşıya geçecek. Üç, her kültürden insan var. Kendini çok daha rahat ve güvende hissediyor. Demokrat bir şehir. Her çeşit insana hoş geldin diyebilen bir şehir. En önemlisi de ekonomik imkanlar var. Dayıbaşıları bu insanları Antep’ten otobüslere bindirip Foça’ya getirip tarlada çalıştırıyorlar. Görünce kalmak istiyorlar. Bir tarım sektörü var, onun için de işçiye ihtiyaç var.

- İzmir’de mülteci nüfusunun artması, ne gibi sonuçlar doğurur diye sorsam?

TERZİ:
Bence devlet yaklaşık iki üç hafta önce politika değiştirdi. Bunun İzmir’e de yansıdığını göreceğiz. Suriyeli mültecilerin bugüne kadar geçici misafir olduklarını ve bunların gideceği, gitmeseler bile sadece sınır illerinde tutulacağı topluma anlatıyordu. Şu anda bence artık devlet 3 milyona ulaşmış olan bu nüfusun sadece sınır illerinde tutulamayacağını, bütün Türkiye’ye ekonomik gerekçelerle yayılacağını ve bunun da zaten dünyada başka bir halinin olmadığını, insanlar ekonomik olarak entegre olmadıkça sosyal entegrasyonun da imkansız olduğunu gördü, kabul etti. Ciddi bir politika değişikliğine gidecek. Bu 3 milyon insanın toplumsal entegrasyon sürecine geçiyoruz. Bu da topluma anlatılacak, bunu da en yetkili ağızlar söyleyecek. Geçen ay SGK ile ilgili çıkan yönerge ilk işaretiydi. Göreceksiniz önümüzdeki 6 ay içerisinde Türkiye insanı anlayacak ki, artık bizim misafir falan değil toplumsal entegrasyon sağlamamız gereken 3 milyon insanımız var. Devlet bu politikaları yavaş yavaş alıştırarak ve birtakım organizasyonları da yaparak söyleyecek. Tabii ki İzmir de bu 3 milyon insanın toplumsal entegrasyonundaki en önemli illerden biri olacak. Buradaki mülteciler sayıca da artacaktır. Bundan kaçış yok. Bunu bir devlet politikası olarak göreceğiz. Bu iyi bir şey. Çünkü bu çapta bir sorunla devletin dışında hiç kimse uğraşamaz. Bizim yaptığımız denizde damla bile değil. STK’larla olacak iş değil. 3 milyon nüfus birçok Avrupa ülkesinin nüfusu. 100 bin yeni doğan var Türkiye’de. O yüzden devletin mutlaka sistematik bir yaklaşım getirmesi ve bunun da uluslar arası yardımları da kucaklayarak yapması gerekiyor ki gidişat da o yönde. Burada bir sorun daha var. Bir ülke 3 milyon mülteciyi alamaz. Böyle bir saçmalık yok. Biz aldık ama biz bunların bütün mülteci hakları kapsamındaki haklarını karşılayacak bir ekonomik ve sosyal entegrasyonu yapamayız. Bunun bölüşülmesi gerekiyor. Avrupa’nın da dahil olması gerekiyor. “Ben sınırlarımı kapatayım, Türkiye’ye de para vereyim” olmaz ki. Halbuki Avrupa ülkeleri Mısır ve Lübnan’dakiler de dahil olmak üzere bütün bu mültecileri bölüşseler ve bölüşüm de o ülkenin gayrisafi milli hasılasına göre yapılsa… Bu jenerasyonlarca sürecek bir mesele bu haliyle. Avrupa Birliği Türkiye’yi resmen esir kampı gibi kullanmak istiyor. 


- Ne yapılması gerekiyor?

TERZİ:
Türkiye bir kere sınırlarını açarak ve her grup insanı etnik kökenine bakmadan kabul ederek doğru yaptı. Tarih bunu böyle yazmak zorunda. Gelenlere de baktığımızda yüzde 90 Sünni Arap, yüzde 10 Kürt, yüzde 1 de Türkmen görüyoruz. Ama sonrasını iyi hesaplamamız gerekiyordu. Türkiye’nin uluslar arası bütün mekanizmaları devreye sokması ve ortak çözüm için onları zorlaması gerekiyordu. Bütün sorumluluğu üstlendi, nasılsa savaş bitecek ben onları geri gönderirim’ diye düşündü ama öyle değil. Ortadoğu’’da savaş bitmiyor. Şimdi o hata realize oluyor. Geçici değil kalıcı oldu. Ben de diyorum ki ne çözüm üretirseniz üretin, bu rakamla başaramazsınız. Dünyayı buna zorlamalı. Diyelim ki ateşkes ilan edildi. 20 tane grup var Suriye’de barış görüşmelerine katılan. Bu insanlar kime güvenip dönecekler? Döndüklerinde evleri yok vs. 20 sene kimse dönmeyecek o belli. Başka büyük bir tehlike: yerinden olmuş 7 milyon Suriyeli daha duruyor. Bu da 7 milyon mülteci adayı demek. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri almıyor. 3 varsıl ülke almazken Mısır alıyor, Lübnan alıyor, Ürdün ve Türkiye alıyor. Bunlar içerisinde en çok alan da Türkiye. O yüzden kafamızı kuma gömmeyelim. Bu Türkiye’nin en önemli sorunu şu anda. Biz de çok alanda olduğumuz için farkındayız. ‘Niye AFAD kampında kalmıyorsun İzmir’e geldin’ diyorlar. Herkese sordum. ‘Kampta kalacağıma ölürüm daha iyi’ diyor. Çünkü hiç kimse etrafı telle çevrilmiş, kapısında güvenlik olan bir yerde yaşamak istemez. Herkes kaçıyor kamptan. “Kamp demek ölüm demek” diyorlar. Ben bir üniversite öğrencisiyle görüştüm. 7 kere deniz yoluyla geçmeye çalışmış, 7 kere botu batmış “ölene kadar devam edeceğim” diyordu. Daha geçen hafta 38 haftalık gebe, doğurmak üzere olan bir kadına “gitme yolda doğuracaksın” diye yalvardık. ‘Ölsem de gideceğim’ dedi. Tam Kuşadası Midilli arasından bize konum göndermiş. Geçti. Zaten hepsi ölümden geliyor ya kocası ya babası ölmüş, bambaşka bir psikoloji içerisindeler. Onların gerçeğini ancak onlarla temas ettiğinizde anlıyorsunuz…

- Mülteciler için bir şey yapmak isteyip fakat ne yapacağını bilmeyen veya sizden haberi olmayan bir kesim var. Onlar ne yapabilir?

TERZİ:
Bu toplumsal kesimlerin her biri için farklı çözümler geliştirmek gerekiyor. Birincisi Basmane. Basmane’yi ortadan kaldıramayacağınıza ve orada insanlar sokaklarda yaşadıklarına göre gelip geçici olarak kullanıyorlar. Onlar için fuarın içerisinde bir çadır alanı kurulabilir. O çadır alanında mobil sağlık hizmeti konabilir. Basmane’deki insanlar tuvaletlerini sokağa yapıyorlar. Bu bulaşıcı hastalıkların şehre yayılması demek. Halbuki siz fuarın içerisinde bir alan kursanız, fuarın tuvalet ve duşlarını kullansalar, bir sağlık kabini kursanız...Yüz kere Konak Belediyesi’ne de Büyükşehir Belediyesi’ne de dedik: Doktor ihtiyacını gönüllü biz karşılayacağız, hiçbir yük olmayacağız yeter ki kullanıma açın. 


- Ne cevap aldınız?

TERZİ:
 “Yasalar elvermiyor” diyorlar. Eğer belediye böyle bir şey yaparsa, valilik izin verdiği takdirde bütün sivil toplum örgütleri de pervane olur oranın iyi çalışması için. İnsanlar gıda da giysi de götürür. Geri kalanı STK’lar halleder. Kapıları kilitlediler, mülteciler fuara giremiyor şimdi. Konak ve Agora’da ise büyük bir barınma problemi var. O evler yaşanacak gibi değil. Bunları söylerken utanıyorum ama bir eve gittik. Türkmen bir aile. 4 çocuk anne ve eşi var. Çatı yok, mutfak yok, pencere yok, kapı yok, elektrik yok, su yok. Bir yere böyle sığınmışlar. 100 lira da kira ödüyorlar. 4 gün içerisinde çatısını yaptık gönüllü. Bir arkadaşımız geldi cam çerçeve kapı, usta bulduk mutfağını yaptık, tuvaleti kullanır hale getirdik, gençler gitti boyayı yaptı. Kullanılır hale getirdik. Biz birini yaptık ama böyle binlerce ev var. Hemen yanındaki adam bakıyor “onu yaptınız ama bizim kabahatim neydi bana niye yapmadınız” der gibi... Okul meselesi Milli Eğitimin mutlaka çocukları tespit edip okula kaydetmesi gerek. Yeni okullar yeni sınıflar açılacak Suriyelilere özel anadillerinde eğitim alabilecekleri… İş meselesi için bütün iş camiasına belli kotalarda mülteci çalıştırmak üzere devlet birtakım süspansiyonlar yapacak başka alanlarda yaptığı gibi. Bu insanlara Türk işçilerin de hışmını çekmeden çalışma imkanı sağlanacak. Bunlar yapılmadan İzmir’deki sorun hallolmaz. Gördüğünüz gibi konuştuğumuz her konuda devletin devreye girmesi gerekiyor. Sorun o kadar büyük. Ama bizim görevimiz de bunları dillendirmek, görünür kılmak, nasıl yapılacağına dair sahadan edindiğimiz tecrübeleri bürokratlara aktarmak. Bizim 1 yıldır yaptığımız bu. Yoksa biz bir Türkmen evini onarmışız... 300 tane daha öyle ev var.

- Çadırlarda yaşayanlar, sokaklarda yaşayanlar var...

TERZİ:
(evi tamir edilen)Türkmen Ali bizi her gördüğünde sarılıyor. Ben aklımdan, ‘biz seninle tesadüfen karşılaştık ama yan ev? o adam öyle bakıyor ‘bana niye gelmediniz’ diye.

- İyi bir cerrahsınız, haftanın 5 günü tam mesai çalışıyorsunuz. İki gününüzü de bu anlattıklarınıza ayırıyorsunuz. Hasta takipleriniz de var bu arada... Yani siz yapabiliyorsanız, herkes yapabilir diye düşünüyorum. Ama nasıl? Nasıl bir çağrıda bulunacaksınız buradan? Derneğe üye olmak mı gerekiyor bir şeyler yapmak için?

TERZİ:  
Derneğimizin üyesi olmadan da dernek faaliyetlerine katılmak mümkün. Biz her pazartesi kamuya açık toplantılar yapıyoruz. Ve her toplantımıza yepyeni hiç tanımadığımız insanlar geliyor. O hafta planlıyoruz yapılacak işleri, insanlar gelip bir parçası oluyorlar. TMMOB bize bir iyilik yaptı Bayraklı’daki Tepekule Kongre Merkezinde kocaman bir odayı bize bir depo olarak kullanmak üzere verdi. İzmirlilerin bize verdiği bütün malzemeleri güvenlik görevlileri alıp oraya koyuyor. Biz her hafta sonu gidip onları tasnif ediyoruz. Dağıtım yapacağımız zaman gönüllüler geliyor araçlarıyla beraber. Torbalara koyup evlere dağıtıyoruz. Bir parçası olmak mümkün. Üyesi olmadan da sadece etkinliklerini sosyal medya araçlarından takip ederek, malzeme katkısı veya malzeme tasnifinde emek olarak çalışabilirsiniz. Sağlık çalışanlarının yanında tercümana, bunu kayıt altına alan insan gerekiyor. Eczaneden ilaç alıp oraya getirecek insan gerekiyor. Yani her sağlık heyeti 7 kişiden oluşuyor. Bu ekipten sadece 1 kişi doktor. Ama biz bunlarla mültecilerin bütün sorunlarını çözemeyiz. Bütün bunlar bir insanlık dramı var ve buna seyirci kalmıyoruz. İkincisi, yardım zincirine katılan her insanda bir farkındalık oluşuyor; sonra dönüp siyasetçisine bürokratına ‘bu işi çözün ve şöyle çözün’ diyor mesela. Çünkü ne olduğunu görüyor artık. Ne kadar Suriyeliye ulaştığımız kadar, ne kadar Türkiyeliye ulaştığımız da bizim için çok önemli o yüzden. Aksi takdirde onlara verilen şablon bir klişe olarak kalacak. Yani Suriyeliler oy kullanacak diye bir şey yok. Adamlar can derdinde. O nefretten ve o mitlerden kurtulmak, sorunun boyutlarını vatandaşın da farkındalığını sağlamak da bizim derneğin görevlerinden biri. Bunun için paneller yapıyoruz. Şimdi bir mültecinin akrabası denizde boğuldu diyelim. Adam cenazeyi istiyor öldüğüne inanmıyor, yasını tutamıyor… Bize sürekli başvuru var diyor ki ”Kuşadası’ndan şu kadar mesafede oldu. Cenazeyi çıkarın başka hiçbir şey istemiyoruz, onu alıp gideceğiz” Gömmek istiyor. Denizin dibinde, deniz mezarlık olmuş. Bu insanların bu dertleriyle de birilerinin ilgilenmesi lazım mesela. Diyanet’in devreye girip orada bir cenaze töreni düzenlemesi gerekiyor. Bir sürü kayıp çocuk var. Düşmüşler denizde, acaba onlar da bir Yunan adasından çıkmışlar mıdır… Adalarda da bir sürü sahipsiz çocuk var. O kayıp insanların organizasyonlarının kurulması gerekiyor. Beni bekleyen bir anne baba var. 5 ve 6 yaşında çocukları Karaburun’dan geçerken tekne devriliyor anne baba kurtuluyor ve çocuklar batıyor. Öldü diye düşünüyorlar yas tutuyorlar vs. Sonra Facebook’tan mesaj gelmiş ‘biz sizin çocukları Midilli Adasında gördük” diye. Bizim derneğe gelmişler, bizim çocuklar hayatta mı diye ellerinde de fotoğraf… Bir Yunan arkadaşı çağırdım. Midilli’yi arayacağız. O aileyle Midilli’yi görüştüreceğim tercüme yaparak. Ben bunu dernek olarak kaç kişiye yapabilirim… Resmi bir organizasyon olacak…

- Bunlar psikolojik olarak çok yıpratıcı meseleler. Nasıl baş ediyorsunuz?

TERZİ:
Yaparak… Hiç olmazsa karşılaştığın şeyin peşini bırakma, bir tane de olsa onu sonlandır. Bizim dernek olarak bulaşıp da sonlandıramadığımız tek bir iş yok. Her işi sonuna kadar takip ediyoruz. Zaten ancak o zaman huzur buluyorsun. Bu insanlar bizi buldu mesela. Bizim ilan ettiğimiz böyle bir görevimiz yoktu şimdiye kadar. Duymuş gelmişler. Bir şekilde öğreneceğiz gelen haber doğru mu değil mi diye…

- Bodrum’da cesedi kıyıya vuran Aylan bebeğin fotoğrafı çok etkili oldu insanlar üzerinde ama yaşayanların çektikleri çileler fotoğraf karelerine girmiyor. Anlatmak isteseniz ne derdiniz?

TERZİ:
O çok etkileyici bir fotoğraftı tabii. Birçok olayın sembol fotoğrafları olur. Suriyeli dramının simge fotoğrafı da o. Ama herkes biliyor ki kıyıya vurmadığı için fotoğrafını göremediğimiz binlerce bebek dipte. O bizim yüzdüğümüz kıyılar, balık avladığımız yerler bir mezarlık olmuş durumda. Denizden değil, bir insan mezarlığından bahsediyoruz artık. Türkiye bu dramın en ağır yaşandığı ülkelerden biri. İnsani olarak ne yaptık. Hiçbir hukuk çalışmadı, komşuluk hukuku çalıştı Türkiye’de 3 yıldır. 3 yıldır bu insanlara Türkiye halkları bakıyor. Herkes yiyeceğinden giyeceğinden veriyor. Yoksa nasıl 3 milyon insan hayatta kalacak? Buna komşuluk hukuku diyoruz. Helsinki hukuku, Avrupa hukuku çalışmadı ama komşuluk hukuku çalışıyor. Bu ülkenin insanı elinden geleni yaptı ama her şeyin bir sınırı var. O sınırlara yaklaştık. Bu daha fazla tolere edilebilecek bir şey değil. Artık başka bir şeye ihtiyacımız var. Batının bu ikiyüzlü tavırdan, timsah gözyaşlarından vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye’nin de bunu bir insanlık dramı olarak ele alıp siyaset malzemesi yapmadan halletmesi gerekiyor. Bizim serbest vize hakkımızla Suriyeli mültecilerin ne alakası var ya? Niye pazarlık yapılıyor? Varsın Avrupa vizesi bir 10 sene daha olmasın, yeter ki şu insanların sorunları çözüm bulsun. Bunlar gitmek istiyor, bırakın gitsinler ya… 


- Bu konuyla ilgili dileğiniz ne?

TERZİ:
Dileğim Suriye’de bir an önce ateşkes. Artık haklıyla haksız her şey birbirine karıştı. Bu büyük savaşlarda böyledir. Bir noktadan sonra kim nerede duruyordu, bu savaş neden çıkmıştı o bile hatırlanmaz olur. İnanın şu an öyle bir noktadayız. Birinci çağrım Birleşmiş Milletlere. Bunun için kurulmuş bir organizasyon. Bunun için bir ateşkes sağlasın. Bu mülteci akını dursun bir yerde. İnsanlar ölmesin.
İkinci çağrım hükümete. Bu meselenin bir geçici misafir meselesi olmadığı belli. Topluma bir an önce bunun anlatılması ve gereklerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Sağlıkta nasıl SGK kapsamına alındıysa eğitim ve iş imkanları açısından da benzer şeyler yapılmalı. 100 bin çocuğa lütfen nüfus cüzdanı verin. Bunlar Türkiye’de doğdu. Daha önce Afganistan’dan ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlere yapmıştık. Bunlara da yapabiliriz. Bu çocuklar Suriye’den nüfus cüzdanı yaşayamadı ve ömür boyu kimliksiz yaşayamaz.
Avrupa Birliği’ne çağrım da bu sorunu siz Türkiye’yi bir esir kampı haline getirerek çözemezsiniz. Bunun bedeli çok ağır olur. Küçük kısa dönem siyasi hesapları bir yana bırakıp, Avrupa medeniyeti denen mesele hala geçerliyse bu mültecileri ülkelerin gayrisafi milli hasılasına göre bölüşün. Bizim hakkımıza düşeni de biz alalım. Her şekilde o kişilerin toplumsal entegrasyonunu yapalım…

- Olmayan ekmeğinin paylaşılacağı korkusunu/endişesini yaşayan vatandaşa ne dersiniz?

TERZİ: Vatandaşa teşekkür etmekten başka söylenecek bir şey yok. Ne nefret suçu, ne saldırı, ne başka bir şey var. Bu insanlar 3 senedir mültecilerle ekmeğini bölüşüyor. Türkiye’deki vatandaşa söylenecek tek şey “teşekkür”dür, başka bir şey değil…

(NOT 1: Bu söyleşi yapıldığında Türkiye’nin harcadığı rivayet olunan ama hiçbir resmi kaydı bulunmayan 8 milyar dolara karşılık olarak AB’nin yükün paylaşımı adı altında öngördüğü 3 milyar euro’luk anlaşma henüz imzalanmamış; Türkiye, Ortadoğulu mültecileri durdurma göreviyle ‘Avrupa sınır muhafızı’ olarak atanmamıştı. Bilgilerinize.)

(NOT 2: Halkların Köprüsü Derneği’ne halklarınkoprusu.org adresinden ulaşabilir, sürekli yenilenen ihtiyaç listelerini bulabilir, katkıda bulunabilirsiniz.)

 
Güç baştan çıkarır!
 
Kocaoğlu+Yıldırım=İzmir kazanır!
YORUMLAR
Toplam 5 yorum var, 5 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
eğitim istihdam ve barınma kampı 18 Aralık 2015 Cuma 11:21

Neden kültürpark diye ısrar ediliyor. Sosyal bir devlet olduğumuz iddiası var. Kapıları açtığımız yardım ettiğimiz söylencesi dolaşıyor. Ancak yapılması gerekenin tamamen eğitim barınma ve istihdam edilebileceği bir yere yerleştirilmesi. Verilecek para ile bu yapılabilir ve hem insanların acısı biter hem de sağlıklı bir yapı kurulabilir. Önemli olan bu insanların İzmirin dış kasabalarından tarıma ve sanayiye uygun bir alana yerleştirilmeleri ve okuma eğitim hatta istihdam sağlamalarıdır

Yorumu oyla      9      2  
10 Aralık 2015 Perşembe 10:57

İzmirde dolaşamaz olduk. Bu kadar da olmaz. Benim ülkemde 3milyon mültecinin ne işi var kardeşim? Milyonlarca Türkün sorunu yetmedi birde 3milyon mülteciye bakacakmışız. Hadi canım sende.

Yorumu oyla      11      3  
Hür Düşünce 3 Aralık 2015 Perşembe 12:56

Gönül hanım yaptığınız bu önemli söyleşinin sadece Egede Son Söz okurlarının değil- ülke çapında da yayınlamasını/okunmasını tüm vatandaşlarımızın bilgisine sunulmasını sağlayabilirmisiniz ? İnsanlarımız ne olup bittiğinin farkına varabilirler.

Yorumu oyla      13      2  
muhalf 3 Aralık 2015 Perşembe 10:51

sn.terzi, kusura bakmayın ama kültürpark alanını," mülteci çadır kampı" olmasına müsaade edemeyiz. böyle bir çadır şehir düşünülüyorsa ancak şehir dışında olabilir, basmanede değil......

Yorumu oyla      15      7  
İbrahim Yüncü 3 Aralık 2015 Perşembe 06:44

Hocamıza teşekkürler, kimsenin taşımak istemediği yükün altına girmek insanlık örneği... AB kabul etmiyor, insanlar geri gitmiyor... Bunca göçmenin yanında getirdiği para bir gün bitecek biran önce tedbir almak gerek... Atatürk'ün yaptığı ile işe başlamak gerek. Sümerbank'lar- Basma- şeker fabrikalarının kurulma nedenlerinden biri de buydu zaten o günkü işsiz halka iş sahası yaratmak... Anadolu haritasını önümüze koyup planlamak gerek bunca insanı. Allah bize kolaylık versin, işimiz çok zor. Gördüğüm kadarıyla Arap alemi, eğitimsiz bu bakımdan da şansızız...

Yorumu oyla      13      2  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Güç baştan çıkarır!
Hanzade Ünuz, “Duayenler Anlatıyor” adlı yazı dizisinde Dr. Ali Nail Kubalı ...
Nasıl Uğur Yüce oldu?
Hanzade Ünuz, “Duayenler Anlatıyor” adlı yazı dizisinin ilk konuğu olan ...
Dünya 0 ve 1 değil... Arada sonsuzluk var…
Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Zeki Yüncü ile ‘galip’lerin ve ‘mağlup’ların dünyasını konuştuk…
 
İzmir inşaatın yıldızı olacak
Hanzade Ünuz Ege’de Sonsöz için sordu, Müteahhitler Federasyonu Başkanı Necip Nasır yanıtladı…
Umudun adresi CHP
Hanzade Ünuz Ege’de SonSöz için sordu... CHP Genel Başkan yardımcısı ve ...
Sevmek yetmez, oy verin
Hanzade Ünuz, Ege’de SonSöz için sordu... MHP İzmir 1. Bölge milletvekili ...
 
Numunelik kadın kontenjanı!
EGİAD Başkanı Seda Kaya ülke ve kent gündemine dair soruları yanıtladı.
Normal bir vekillik istiyorum…
Gönül Soyoğul sordu, Zeynep Altıok yanıtladı...
Biz dikme çiçek değiliz
Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne konuk olan CHP İzmir 2. Bölge milletvekili ...
 
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Ama Olmadı Sayın Soyer!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
ABD’den Birleşik Krallığa Huawei tepkisi
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Mare Nostrum; Hektor-Akhilleus ikilemi
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Sağlıklı ekmek üretimi için neler yapalım?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Sahtekârların tehdidi her yerde
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
‘Umut sürüsü’ sevgi ister!
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Foça
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
İstanbul-Yarımada hattı ve acele kamulaştırma
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Ruh Eşi Kalp Eşi Sevme İşi
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Burak Oğuz’un özrü
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva