RÖPORTAJLAR
24 Aralık 2012 Pazartesi

“En büyük güç, güçsüzlüğünüzü kabul etmek”

Yollarımız hiç kesişmese de pek çok insan gibi ben de onun ekranlardan yaydığı ışıltının, gözlerinden gözlerimize ulaşan samimiyetin/içtenliğin, kalbe işleyen sıcak sözlerinin/şefkatinin hayranıydım. Ama illa da gücünün… Cesaretinin… Bunu kuşanmayan, taç yapıp gözümüze gözümüze sokmayan mütevazılığının… Ve benim bunlara ihtiyacım vardı. Şefkate, içtenliğe, güce ve cesarete... Ama en çok da umuda… Ve bu genç kadın bunların hepsini üzerinde taşıyordu üstelik büyük bir zarafetle.

“En büyük güç, güçsüzlüğünüzü kabul etmek”

Aktivist, CHP İstanbul Milletvekili, BM insan hakları uzmanı, ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın elinden Uluslar arası Cesur Kadınlar Ödülü almış Şafak Pavey’di konuğum...
Karşıyaka Belediyesi’ne ait Deniz Kafe’de, iki ara bir derede buluştuk.
İnsan Hakları Ödül jürisinin önerisi, Karşıyaka Belediye Meclisi’nin oybirliğiyle 2012 İnsan Hakları Ödülü’nü Başkan Cevat Durak’ın elinden az önce almıştı ve kısa bir moladan sonra, Bornova Belediyesi’nin engellilerle ilgili düzenlediği panele katılacaktı.
Soracaklarım çok ama zamanımız çok dardı.
İstediğim manada bir söyleşi olmasa da Karin Karakaşlı’nın dediği gibi, “Sözünü ve eylemini hep vicdan pusulasıyla yönlendiren ışıltılı bir bireyin, özü insan sevgisine dayanan sıcak enerjisinden nasiplendik…”
 
Umarım o enerji, sizlere de geçer; kalbiniz yumuşacık puf puf olur…

 
 
GÖNÜL SOYOĞUL: En çok sormak istediğim soruyla başlayacağım… Nasıl bu kadar güçlü olunabiliyor, bunun bir tarifi olmadığını biliyorum ama sormadan da edemiyorum… Nasıl bu kadar güçlü olabiliyorsunuz?
 
ŞAFAK PAVEY: Şu ana kadar edindiğim hayat tecrübem kadarıyla şunu düşünüyorum; hiçbir duruma kendinizi hazırlayamazsınız. Durum karşınıza çıktığında nasıl tepki vereceğinizi önceden bilmeniz de mümkün değil… Bunu birçok durumda kendim de öğrendim. Yolculuklarımda çok cesur insanlarla karşılaşmak beni hep çok motive etti. Dünyanın en güçsüz, en korunmasız hayatlarının olduğu mülteci kamplarından tutun engelli haklarına kadar insan haklarının binbir yelpazesi içinde çalıştığınızda; bu faili meçhuller ya da tutuklu hakları olabilir, bu alanlarda çalıştığınızda zaten o korunmasız hayatlarda büyük cesaretler gördükçe yolunuza devam etme cesareti kazanırsınız. Ben ayrıca aslında en büyük gücün, güçsüzlüğünüzü kabul etmeniz olduğunu düşünenlerdenim. Bunun önemli bir prensip olduğunu düşünüyorum. Kendi küçük adımlarımla da insanlığın büyük tecrübesine katkıda bulunmaya çalışıyorum.

 
SOYOĞUL: Bugün burada Karşıyaka’da insan hakları ödülü aldınız… Dünyanın birçok yerinde insan hakları adına çalışmalarınız ve özverili gayretleriniz olduğunu biliyoruz. İnsan hakları ve ihlalleriyle ilgili olarak tüm gördüğünüz yerlerle ülkemizde ortak olan ne? Ve insanın insana yaptığı zulümle ilgili olarak Türkiye, dünya ülkeleri arasında şu anda nerede?
 
PAVEY: Her şeyden önce Olof Palme Meydanı’nda aldığım İzmir’in Karşıyakası’nın bağrından çıkan ve insan hakları adına evrensel olarak büyük bir anlamı olan bu ödül için bir kez daha minnetimi belirtmek istiyorum. İzmirlilere bana bunu layık gördükleri için çok teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca ödül töreninde söylediğim gibi bunu da çok yakın bir tarihte dahil olduğum EXPO 2020 yarışında bir kilometre taşı olarak kabul etmek istiyorum. Çünkü ödüller sahiplerini onurlandırdığı derecede sorumluluklarını da arttırır. Bu ödülü kendime bir sorumluluk sembolü olarak görüyorum ve İzmir’in sağlık başkenti olarak yola çıktığı bu yarışta elimden gelen her türlü katkıyı sunmaya söz verdim. Her şeyden önce bunu söylemek isterim. Olof Palme Meydanı’nda almam benim için çok değerli… Ben 8 yaşında iken Olof Palme öldürülmüştü. Hala katilleri ortaya çıkmadı ve büyük bir insan hakları sembolüydü… O yüzden büyük onur duydum. Ayrıca Aziz Nesin, Uğur Mumcu gibi birçok değerli isimle aynı ödülü paylaşmaktan… İnanın benim için çok önemli…
Türkiye’nin insan hakları bilançosu ve dünyayla ortak olarak ‘Neden insan haklarında zorluk çekiyoruz?’a gelince… En derin felsefi bakışla bence güçlünün güçsüz üzerinde hüküm sürmesinden yola çıkıyor. Bu kadın-erkek ilişkisi, kadın-çocuk ilişkisi ya da çocuk-hayvan ilişkisi olabilir. Bundaki şiddet… İnsanın kendisinden güçsüzü hırpalama içgüdüsüne yenik düşmesi diyorum ben insan haklarındaki taciz bilançosunun artmasında… Dolayısıyla maalesef Türkiye’nin çeşitli insan hakları alanlarında duruşuna baktığımızda çok umutlu bir tabloyla karşılaşmadığımız kesin… Çin ve İran’dan daha fazla gazetecinin şu anda ülkemizde tutuklu olmasından; suçlarını bile bilmeden, 8 tane milletvekilinin tutuklu tutulmasından yani seçilmişlerin tutuklu tutulmasından, son Birleşmiş Milletler raporunda kadının statüsü konusunda 124.sıraya düşmüş olmamız… Çok büyük bir utanç gerçekten… Kadın ve erkek eşitliği sıralamasında Yemen, Bahreyn ve Katar’la aynı sırayı paylaşıyoruz. Bu kadar emek nereye gidiyor çok merak ediyorum. Neden birbirimizi hırpalamaktan vazgeçip değiştiremeyeceğiz şeyler üzerine değil değiştirebileceğimiz şeyler üzerine emek harcamıyoruz? Çünkü insan hakları adı üzerinde ‘insanlar insanları koruyamadığı için’ ortaya çıkan haklar bütünü ve maalesef bir bildirge, 30 madde bizi devletler olarak bağlayamamış, ayrı ayrı spesifik haklar olarak da sözleşmeler çıkarmak zorunda kalmışız. Ben aslında ileride doğa ve insan hakları diye de bir sözleşme çıkacağını düşünüyorum. Çünkü insanın doğayla ilişkisinde de güçlünün güçsüzü ezmesi ekseninde en büyük tacizlerden bir tanesi yaşanıyor.
 
SOYOĞUL: Türkiye birçok uluslar arası sözleşmeye imza atıyor. Atıyor ama… Niye biz amanın sonuna üç nokta koymak zorunda kalıyoruz? Bu konuda iktidar, muktedirler samimi mi değil? Sadece AK Parti için söylemiyorum; bizim geçmişteki karnelerimiz de çok iyi değil… İşkencelerle dolu bir darbeler geçmişimiz var. Bu noktada Türkiye’nin son dönemdeki sözleşmelerini de düşündüğümüzde eksik olan ne? Samimiyetsizlik mi?
 
PAVEY: Ben samimiyetle olmayan her işin aynı gerçek gibi bir şekilde ortaya çıkacağına inanırım. Elbette insan hakları sözleşmelerinin tümünü yüzümüzün akı için imzalıyor olabiliriz. En son çıkan kadına karşı şiddet sözleşmesini ilk imzalayan ülke olduk ama aynı gün bu ülkede 24 reşit erkeğin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki bir kız çocuğumuzun, ‘bu suçta payı olduğu’ yargı tarafından onaylandı. 24 tane tecavüz eden erkeğin cezası, ‘bu kız çocuğunun kendilerini kandırdığı’ sebebiyle düşürüldü. Şimdi aynı gün, hem kadına karşı şiddet sözleşmesini imzalayarak Türkiye ilk imza koyanlardandır diye dünyaya duyuruyorsunuz; hem de aynı gün yargıdan çıkan bu karara devlet olarak hiçbir şekilde tepki vermiyorsunuz. O zaman demek ki, sizin dediğiniz gibi bir samimiyet sorunumuz var. Çok uzun zamandır bu yolculukta tökezlemelerimiz çok fazla, şimdi de tırmanarak devam ediyor diye düşünüyorum. O yüzden her insan hakları savunucusu gibi ben de bu konuda endişe duyuyorum. Toplumdaki gerginlik beni çok endişelendiriyor ve bunun üstüne gerçekten samimiysek kültürel kampanyalarla çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Kültür dönüşmeden istediğiniz kanunu getirin, sokaktaki gerçeği değiştiremiyorsunuz. İşte kadına karşı şiddet en büyük gerçeğimiz… Efsaneler ve gerçeklerimizle yüzleşmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.

 
SOYOĞUL: Sohbete başlamadan önce Silivri ziyaretinden geldiğinizi söylediniz. İnsan hakları ödülü almış ve bunu layıkıyla hak etmiş bir olarak neler gördünüz Silivri’de?
 
PAVEY: Arkadaşlarımla birlikte Silivri Cezaevi’ni ve tutuklu milletvekillerini ziyaret ettik. Bu arada Sayın Mustafa Balbay’dan İzmir’e selam getirdim. Sayın Mehmet Haberal’ı ve aynı zamanda MHP’nin tutuklu Milletvekili Engin Alan’ı da ziyaret ettik. Hiç delil istenmeden, söz hakkı verilmeden hatta Sayın Balbay 16 davada söz hakkından men edildi, gizli tanıkla açık tanığın klonlanması dediğim bir durumun olduğu; yani gizli tanıkla açık tanığın aynı insan olduğu, dolayısıyla ifadelerin çoğaltılması için bu tekniklerin kullanıldığı, tanıkların sadece iddianameleri doğrulamak için sorgulandığı ve yönlendirildiği bir ortamda ‘acaba nasıl bir karar çıkabilir’ diye çok düşündürdü beni… Dava süreci açısından… Bu bütün uluslar arası insan hakları kurumlarını da çok düşündüren bir konu… Çok kuşkulu bakılan bir dava… Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da kesinlikle bu konuya çok dikkat edilmesi gerektiği yazıldı. Seçilmişlerin tutuklu olduğu başka bir ülke yok. Büyük bir utancımız! Ben gerçekten adaletin yerini bulmasını temenni ediyorum. Sayın Balbay’a söz hakkı verilmediği için burada kendisi adına sözlerini tekrarlamak isterim. Hukukun artık siyasetin bir pazarı, aracı olduğuna inanıyor. Hukuk bu durumdaysa hukuktan bir şey beklemekte çok zorluk çekiyoruz. Ama ben yine de adaletin varlığına inanıyorum. Silivri Cezaevi bana şunu da çok düşündürdü. Acaba Sayın Başbakan kendi cezaevi döneminde bu koşulları kabul eder miydi? Biz rövanşlar üzerinden geleceğimiz kaybetmeyi göze almamalıyız. Her adım rövanşla atılırsa, inanın bana insanlarımızı, çocuklarımızı, ağaçlarımızı, her şeyimizi ziyan eden bir ülkeye döneriz. Koşullar gerçekten çok ağırdı… Engelli birinin Silivri Cezaevi’ni ziyaret etmesi de hiç kolay değil… Açık görüş odaları son katta…
 
SOYOĞUL: Fiziken ne gibi zorluklarla karşılaştığınızı soracaktım ben de…
 
PAVEY: Benim girişime çıkışıma özen gösterildi… Ama çok soğukta bekliyorsunuz, cezaevi kapısında bekliyorsunuz, içeri giriş-çıkışta çeşitli sıkıntıları var. Sonra mesela üst katta tüm açık görüş odaları… Sadece sanıkların avukatlarıyla buluşabildiği tek kişilik odalara girebiliyor engelliler dediler, ben o odaları göremedim. Ben hep üst kata alındım. Yani çileli bir süreç… İçerideki tutuklu vekillerin, ya da sebebini bilmeden tutuklu bulunanların ve tutuklu hükümlülerin yaşamla tek bağı olan ziyaretçileriyle buluşurken neler çekildiğini bana hatırlatmış oldu. Bunu da muhakkak ileride mutlaka değişime uğrayacak şekilde notlarımın arasına koydum. Vicdanım çok rahatsız oldu açıkçası Silivri’de…
 
SOYOĞUL: Biliyorum vaktiniz az… O yüzden hemen İzmir adına Paris’te yaptığınız sunuma geçmek istiyorum. O kadar güzel bir sunum yaptınız ki, o kadar hoş şiirsel bir anlatımdı ki; gerçekten hepimizin gözleri doldu. Siz İzmir’i bir İzmirliden bile daha güzel nasıl anlattınız? Bu kadar kısa sürede bu konuşmayı nasıl hazırladınız?
 
PAVEY: İnanın bana İzmir’i anlatmak için hiç özel bir çabaya gerek yok, İzmir’e ve insanlarına bakmanız yeterli… Çok mutlu oldum. Eğer İzmir’e bu yarışta bir katkım olursa bu bana çok büyük bir mutluluk verecektir. Bu ulusal bir meselemiz. İzmir için herkes gözünü EXPO 2020’ye dikmiş durumda… Ben de bu yarışın bundan sonraki aşamalarında da bir katkı sunabilirsem çok çok çok mutlu olacağım. Bir şehir hem flamingoları, hem vahşi ormanları, hem de bir kent yaşamını nasıl buluşturabilir? Bunların hepsi mucize… Eski antik çağlardan gelen kültürü bugünün insanının yüzüne yansımış, ayrımcılığın yaşanmadığı çok nadide köşelerden birisi İzmir… O yüzden bunu anlatmaya çalıştım konuşmamda…

 
SOYOĞUL: İzmir’le geçmişte bağlantınız ne kadardı? Yani İzmir’e geliş-gidişiniz ya da İzmir’den tanıdığınız dostlar… Size İzmir’i ilk gösteren neydi?
 
PAVEY: İzmir’le hep bir bağım vardı oldu, akraba ilişkilerim… İzmir’le yaşamışlığım olmasa da zamanında solcu ailemin sığındığı yerlerden birisidir… 70’lerdeki durum nedeniyle belki annemin karnında çok yolculuk yaptığım bir yer… Dolayısıyla İzmir’le bağım çok küçüklüklerden beri annemin karnından beri devam eder. Az görüşsek de uzun bir ilişki diye düşünüyorum. Gerçi bu sene oldukça ziyaret etme fırsatı buldum.
 
SOYOĞUL: O konuşmayı ne kadar sürede hazırladınız, nasıl tasarladınız?
 
PAVEY: Paris’e gitmeden yaklaşık bir hafta önce Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay tarafından davet edildim. İşte o bir hafta içinde elimden geldiğince dersimi çalışıp yazmaya çalıştım. Daha çok gönülden yazılmış bir konuşma… Çok büyük ansiklopedilere ihtiyacınız yok bu şehri hissedebilmek için… Şehrin insanlarına şehrin doğasına bakmaktan geçer diye düşünüyorum. O yüzden İzmirlilerin ve kentin bana gösterdiği yüzüne bakmak yeterli oldu. Bir de tema sağlık… Sağlık çok değerli bir insan hakları alanı aynı zamanda… Ben ayrımcılığın yaşanmadığı, özgürlüğü soluyabildiğiniz İzmir’in bir de sağlık temasıyla buluşmasına çok mutlu oldum. O yüzden çok içten hissederek, çok uzun zamandır bir hasta olarak da biraz içine katmaya çalıştım şifaların değerini, bilimin değerini…
 
SOYOĞUL: İzmir’in artılarını çok güzel anlattınız… Peki İzmir’de neler eksik size göre? Gözünüze hemen çarpıverenler neler?
 
PAVEY: Eksik diyemem ama belki doğasını korumak için daha fazla uğraşmamız gerekli… Eksik asla diyemem… Ben doğa haklarıyla insan haklarının iç içe olduğunu, İzmirlilerin bir mucize kentte yaşadıklarını ve doğayla iç içe yaşama haklarının ileride de kaybolmaması için şimdiden daha örgütlü, daha sıkı çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Belki bunu ekleyebilirim… Koruma alanlarının, yeşilinin devam ettirilmesi… Çünkü yeşille şehrin buluşabildiği nadir kentlerden bir tanesi… Meydanların hala var olduğu bir kent… Mesela bir İstanbul Milletvekili olarak İstanbul’u ‘başka bir sevgiliye yar olmasın diye yüzüne kezzap atılan bir kadına’ benzetiyorum. Bütün meydanlar taarruz altında… İstanbul’u nasıl toparlayabileceğimizi bilemiyoruz. Ya kapatılıyor, ya yol ya da bir tane daha TOKİ evi yapılıyor. İzmir’de şu anda var olanların daha geliştirilerek korunması benim için en değerli şeylerden biri… Yeşilin, meydanın katlanarak büyümesi hepimize umut olur.
İnsan şiddeti Türkiye’nin en sıkıntılı sorunlarından bir tanesi… İnsanın total olarak doğaya yaptığı şiddet… Tüm bu güçlünün güçsüz üstündeki şiddeti ve ülkemizde maalesef artan şiddet haritası… Mesela Ekim ayında 78 işçiyi kaybettik… Savaşlardan daha fazla insanı iş kazalarında kaybeden bir ülkeye döndük. Tüm bu şiddet haritasının gölgesinde bence doğa ve şehri buluşturan projeler yapmak çözüme de çok yardımcı olacaktır. Doğayı korumak insanın şiddete başvurmamasının da bir yolu… Mesela komün bahçeler diye bir proje var. Ben İzmir’in çeşitli belediyelerinin de alternatif enerjilere verdiği değeri böyle projeleri canlandırmak istediğini biliyorum. Bence hep gözümüzü iyi örneklere dikmeliyiz. Mesela Brezilya’da sokaklardaki ve gettolardaki şiddeti komün bahçeler yaparak çözdüler. İzmir’in şiddet sıkıntısı çeken bölgeleri varsa o bahçeye birbirini tanımayan, beton binalarda sıkışık hayatları olan insanları getirdiğinizde sohbet fırsatı da buluyorlar. Düşmanınızı bile tanıyıp insan olduğunu anladığınızda bir tarafınıza dokunur o ve şiddete başvurmaktan vazgeçebilirsiniz. İşte böyle komün bahçe projesi diye bir şey bulundu şehircilikte… Bunu deneyebilir İzmir belki… Böyle iyi projelere gözümüzü dikmemiz gerektiğini düşünüyorum.
* * *
 

(23 Aralık Pazar akşamı Ege TV’deki ‘NOKTA’da yayımlanan bu röportajın tekrarı, GECE VARDİYASI ekibinin patronu sevgili Göker Göktepe’nin duygulu sunumuyla, 27 Aralık Perşembe akşamı saat 21.30’da ekranda olacak. Bilgilerinize… )

 
“Kılıçdaroğlu’nun beni anladığını hissediyorum”
 
Olay adam ‘Bekçi Celal’in film gibi öyküsü…
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Saygın Duran 26 Aralık 2012 Çarşamba 14:40

Şafak Pavey'i bu ropörtajla daha iyi tanıdım.Çok insancıl ve ülke sorunlarına çok duyarlı biri.Keşke bu yazıyı ona hakaret edende okusada kendinden utansa.Acaba utanır mı?

Yorumu oyla      13      2  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
“Kılıçdaroğlu’nun beni anladığını hissediyorum”
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile yavaş yavaş ‘sakin şehir’den ...
OTOKENT'in vizyonunu güneş enerjisi çizecek
İkinci el araç satışında Türkiye’nin önde gelen merkezlerden biri olan ...
Yüksek öğretimde kalite rekabetle gelecek!
Doğanata Eğitim ve Kültür Vakfı’nın Kurucusu rahmetli Necdet Doğanata ...
 
O arkadaşları uyardım!
Son bir ayda 7 gününü İzmir’e ayıran ve kentin siyasi fotoğrafını derinlemesine ...
Butik şarapçılıkta cennet vadisini yarattı
Son yıllarda hızla gelişen butik şarapçılık sektöründe, ‘Urla Şarapçılık’ ...
Sorun işsizlik değil mesleksizlik!
Onunla yoğun bir işgününde, iki toplantı arasında, sahibi olduğu İzeltaş’ta ...
 
Batıçim’de üçüncü kuşak güçbirliği yaptı
Türkiye’nin önde gelen çimento ve yapı malzemesi fabrikalarını bünyesinde ...
Yeni CHP demedim, demeyeceğim!
Türkiye’de ulusalcı kesimin öne çıkan simalarından biri olan ve son dönemde ...
Gazetecilikle başladı… Pazarlama sektörünün Gözde’si oldu
Kadın girişimci sayısının her geçen gün arttığı İzmir’de, pazarlama ve ...
 
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Futbolda etik tepki!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Keser döner, sap döner
Kemal ARI
Kemal ARI
Almanya’dan ağır suçlama
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Sanatçıları döve döve nereye kadar?
Hüseyin ASLAN
Hüseyin ASLAN
Ekonomi büyüdü, halk yoksullaştı, işsizlik, pahalılık ve borçlar arttı
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Modası geçmez bir Manifesto
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Ödüller
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Mazeretim var, solcuyum
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Ne kadar zengin bir ülkeyiz
Ümit YALDIZ
Ümit YALDIZ
Yeni parti, yeni siyaset üzerine...
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva