RÖPORTAJLAR
28 Ekim 2011 Cuma

Devletin o meşhur memesinden süt emmedik

Yazarımız Gönül Soyoğul’un ‘Patron Gözüyle İzmir’ röportajlarının üçüncü konuğu, Samim Sivri. İzmir iş dünyasının saygın isimlerinden Sivri, yazarımız Soyoğul’la “İzmir’in dünü, bugünü ve geleceği” üzerine konuştu; sakin, olgun cümleleriyle kentin ekonomisi/siyaseti üzerine değerlendirmelerde bulundu…

Devletin o meşhur memesinden süt emmedik

İzmir ekonomisine yön veren/katkı koyan isimler arasında yer alıp sivrilen, buna karşın; soyadının tersine, hiç zaman ‘sivri/kavga başlatan’ çıkışlar yapmayıp…
Hep uzlaşmadan, hoşgörüden, anlaşmadan yana olmuş, 1960’da geldiği İzmir’de adı hep tekstil ve demir çelik sektöründeki çalışmalarıyla gündeme gelmiş ESİAD’ın eski başkanlarından Samim Sivri, bugünkü konuğum.
Halen Enda Enerji Holding A.Ş. ve Deba Holding A.Ş.’nin kurucu ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı olup bu grup içindeki 17 kuruluşun kurucu ortağı veya yönetim kurulu üyeliğini sürdüren, TÜSİAD, ESİAD, EGEV, E.Ü. Vakfı ile Özel Kent Sağlık Hizmetleri San.ve Tic. Aş’nin de yönetim kurulu üyesi olan Samim Sivri ile Deba Holding’teki ofisinde görüştük. Amerika’ya uçmadan bir gün önce, yoğun iş trafiğine rağmen ‘konu İzmir olduğu için’ bana bir saatini ayıran Sivri, kısıtlı zaman nedeniyle daha sorularım başlamadan konuya ‘İzmir-İstanbul kıyaslamasının ne kadar yanlış olduğu’yla giriş yapınca, bana da hemen teybimi çalıştırmak düştü.
Sanırım, sormadan röportaja başladığım ilk konuğum da böylece Samim Bey oldu…
 


SAMİM SİVRİ
: İzmir’de toplum veya belirli kesimler, devamlı İstanbul-İzmir mukayesesi yapıyor. Düşündüğünüzde hiç gerek yok. Çünkü dünyanın bütün ülkelerinde bir başşehir vardır, bir de büyük şehir vardır. İstanbul’a da Büyükşehirlik yakışıyor bu dünya platformunda.
Şimdi, İstanbul’la İzmir’i mukayese etmek iyi değil zaten, yanlış. Yanlışı izlerseniz bu devam edip gidiyor. Biz gençliğimizde 67 vilayetle yetiştik. Zonguldak en son. İşte 01 Adana en başta, ezberlendi zaten. Şimdi, 1965–70 arası o şehirlerde büyüyen varlıklı iş adamları, gerek sanayi olarak, gerek parasal güç olarak, gerek de ticaret olarak veya hizmet sektörü olarak o şehre sığmadıkları için nereye gidecekler? Büyükşehir’e, İstanbul’a. Kocaman şehre. Ve düşünün Adana’dan Zonguldak’a kadar o varlıklı kişiler, hepsi oraya gittiler. Önce biri, sonra on’u, şehrin büyüklüğüne göre, hepsi gittiler.  Bu defa İstanbullular dedi ki, ‘İstanbullular İstanbulluktan vazgeçti.’
O kişilerin İstanbul’a göçen varlıklıların kuracakları yatırımlarda, sanayilerde, ticarette veya hizmet sektöründe çalışacak insan lazım tabii. Anadolu’nun çalışanları, hizmet sektöründe çalışmak isteyen, tabiri caizse ırgatları İstanbul’a göçtü. E, İstanbul çok büyük göç alıyor. Tabiî ki alacak. İstanbul tarihiyle, uluslar arası zenginliğiyle ayrıca değer katan yer. Tabii mevcut hangi iktidar olursa olsun İstanbul’u büyütmek mecburiyetinde. Ben gençliğimde önce Vatan Caddesi’nden başladım. Rahmetli Menderes. İstanbul’un ilk mimarı odur, benim hatırladığım. Belki daha öncesi de vardır, Atatürk’ten beri gelen vardır. Ama Atatürk’ün düşüncesi Ankara’yı yeniden yaratmaktı.
Şimdi biz İstanbul’la İzmir’i mukayese edersek yanlış olur.
 
GÖNÜL SOYOĞUL: Şehirlerin kendilerine örnek şehir seçmesi ayrı, mukayese etmesi apayrı bence. Güzel şeyler görünce, insanın aklından geçiyor, bizde niye olmasın? Fakat başka şehirlerle İzmir’in kıyaslanmasının, özellikle 2000’den sonra arttığına şahit oldum. Mesela 80’li, hatta 90’lı yıllarda İstanbul’a öykünen bir İzmir yoktu neredeyse. Ne oldu da bu gıpta arttı İzmir’de? Sizce?
 
SİVRİ: Bakın şu var. Geçmişi düşünecek olursanız. 60’tan önce, 60’tan sonrayı görelim önce. 60’a kadar İzmir iktidardan nasibini almıştır. Şehirleri büyüten iktidardır. Bunu kabul edelim. Belediyeler değildir. Belediyelerin gücü mahduttur. İster Büyükşehir ister, küçük şehir ister olsun, ister Anadolu kasabası olsun, mahduttur. Bütçesi mahduttur. Ama iktidar tepeden baktığı için, proje yoğunluğu ordadır. O iktidar isterse o şehrin eni-boyu, genişliği, turizme ağırlık, tarihe ağırlık, kongre ağırlığı ne isterse görüş orda toplanır, isterse devam eder. Şimdi düşünün Turgut Özal Antalya’yı büyüttü, kötü mü oldu? Büyütürken belki biz de dedikodusunu yaptık. Kuşadası bir ara öne çıktı, sonra vazgeçildi Kuşadası’ndan farkındaysan. Kuşadası orda kaldı. Bir Efes kadar büyütülüyor şimdi. Bir turizm şehri değil, tarihi öyküsü nedeniyle bu kadarda kaldı. Fazla da büyütülmesine gerek yok. Çünkü gemiyle gelen gemiyle gidiyor. İki günlük, üç günlük bir tur. Ha oradan Kuşadalılar nasibini alıyor mu, alıyor. Gelelim Bodrum, Marmaris… Buralara da ağırlık veriliyor, ama Antalya kadar değil farkındaysanız. Yaz turizmi çünkü.
Şimdi, 60’tan bu güne doğru geldiğiniz zaman, ihtilaller oldu. Doğru yanlış tartışması ayrı bir şeydir. 80’den askeri idarenin yönetiminden sonra Turgut Bey, Demirel bir ara İzmir’i ele aldılar. Turgut Bey bilhassa İzmir’i kendisine göre şey etti ama İzmir’den politik tepkiyi görmedi. Yaşadınız bunu. Turgut Bey İzmir’i, Ege’yi büyütmek istedi. Hatta Ege için Ekrem Pakdemirli’yi seçti bakan olarak. ‘Denizli’den Manisa’ya kadar sorumlu bakansın’ dedi. Ama o biraz da politik tepkileri bekledi, olmadı. Arkasından bir sürü iktidarlar, koalisyon dönemleri geçirildi. Bir ara Ahmet Piriştina’nın belediye başkanlığı döneminde biraz buraya, mevcut hükümetin ekonomik durumuna göre, öne geçirilmeye çalışıldı ama olmadı. Yine İstanbul önce geçti. Şimdi 2002’den beri bugünkü hükümet İzmir’e gözünü dikti. Eğri veya doğru. Ben arkadaşlarıma söyledim: ‘Gelin hükümetle birlikte yol arayalım, bu İzmir’e yatırım getirelim.’ Ama olmadı.
Sağ olsunlar bundan önceki bakanlarımız veya milletvekillerimiz, biraz da bürokrasi tecrübesiyle -politik tecrübe değildi- çalıştılar İzmir için. Ama politik tecrübeyle, bürokratik tecrübeden gelen milletvekili ve bakanların İzmir’e bakış açıları değişiktir. Şimdi farkındaysanız başta Binali Yıldırım, Yıldırım’ın herhalde bir otuz-otuz beş senelik siyasi geçmişi vardır; bu siyasi tecrübeyle başbakan herhalde kararı veren oydu; İzmir senin dedi. Ben politik değilim. Ben partiler üstü çalışan bir kardeşinizim. Her zaman da öyle olmaya çalıştım Şimdi Binali Yıldırım gördüğüm kadarıyla kendine göre bir proje yapmış, parti projesi haline getirmiş. Bir yerden başlıyor. Nereye başlıyor? İşte kaç yıl kaldıysa belediye seçimlerine. İzmir’i başka türlü büyütemezsiniz. Ve bugünkü İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da bunu tepmedi, çatışma istemedi gördüğüm kadarıyla ve ‘ben de seninle beraberim’ dedi. ‘Çünkü ben İzmir halkının başkanıyım, parti dinlemem. İzmir için her şeye varım’ dedi. Yani ben öyle anlıyorum. Tabi böyle demesi mümkün değil ama ben öyle anlıyorum. Turizm Bakanı da aynı şekilde İzmir’e sarıldı. Zaten İzmirlilerden kopuk bir insan da değil kendisi. Benim gördüğüm turizm bakanları içinde şu ana kadar İzmir’e en yakın ilgiyi gösteren bugünkü turizm bakanı...



İzmir’de olay…. Biz yaşatamıyoruz. Bir yirmi 25 yılı doldurdu galiba Kültür Sanat Vakfımız. Dünyanın en meşhurlarını getiriyoruz. Valla İstanbul’da olsa bilet bulunmaz; burada Filiz Sarper ekibiyle beraber bizler de dahil bilet satacağımız yer arıyoruz. Veya bütün büyük destekler, şirketler orada, İstanbul’da olduğu için tabiri caizse para dilenmeye belediyeyle, kültür bakanlığıyla veya göze batan büyük on şirkete yalvarıyoruz buraya destek olun diye. Onlar da eksik olmasınlar destek oluyorlar. Ama ne kadar destek? E, İzmir’de kültür sanat faaliyetleri baya iyidir. Gidin bugün tiyatrolar boştur. Yani üniversiteli gençler kendi bölgelerinde eğleniyorlar veya vakit bulamıyorlar veya para bulamıyorlar.
Bugün Türkiye’nin en iyi sanayi bölgeleri İzmir’dedir. Düşünün bütün etrafımız dolu. Ticaret deseniz Anadolu’ya baya yüklü bir ticaret. Hem dış ticaret hacmi, hem ihracatta, hem ithalatta. Tarım derseniz Çanakkale’den tutun Denizli ovalarına kadar düşünün, ucu bucağı olmayan yerde tarım yapılan bölgeyiz. Niye biz bir şey yapmadık derseniz, tabii ki bizim altyapımız eskidi. Neden? Devletin o meşhur memesinden süt emmedik. İşimiz olunca da Ankara’ya gitmedik. İşimiz derken bölgesel deyin, şehir deyin veya şirketimiz için deyin. Bu şirketler hiçbirimizin değil. Gelip geçici. Kimin içindir? Ekonomi içindir, Türkiye içindir. Burada, ‘sayın bakan benim şöyle bir işim var ‘demeye çekindik. Niye çekiniyoruz? Benim işim değil ki. Arkamda üç bin tane işçi çalışıyor. Hepimizin işi bu. Organize sanayi bölgelerini düşünün. Sadece Kemalpaşa Organize Sanayi bölgesi, en az 6-7 sene sürüncemede kaldı. Bir sürü sanayici, bir belediye başkanının… Neyse diyelim. Sonra hukuku, valisi araya girdi de düzelttiler. On sene önce de düzeltebilirlerdi. Yani düşündüğünüz zaman hep bu gecikmeler aslında, dedikoduyu üreten çevrelerden geliyor.
Hala Basmane çukurunu konuşuyoruz. Yazık değil mi? Dün şurada otelde. Anemon otelinin çatısında görünce üzülüyorum. Bir turist gözüyle düşünün. Anemon oteline gelmiş, çıkmış oraya, bu ne der? Çiçek yetiştirsen olmaz, ağaç yetiştirsen olmaz. Neymiş Çakmur Bey’in… Eğridir, doğrudur. Oturalım masada eğrilerini düzeltelim, yapalım. Hayır! Meslek odaları, şehir plancıları… Gelin oturalım bir masada… Biraz da siz olumlu olun. E tabii ne oluyor, İzmir büyüyemiyor. Ne derdi rahmetli Turgut Özal ‘Siz Karşıyaka’ya otele gidiyorsunuz, sabah da işe geliyorsunuz.’ Bir metro yapılamaz mıydı? Kaç sene oldu. Yirmi sene oldu. Yirmi seneden beri Karşıyaka’yla denizaltından veya çevreden bir metro yapılamaz mıydı? Şimdi eksik, tabii eksik. Aliağa’da en azından bugün Aliağa bölgesinde çalışan işçi sayısı en az on bin kişi. Petkim hariç. Onu da sayarsak yirmi bin kişi. Her sabah gidiyorlar, geliyorlar. Metro daha yeni başladı. İyi ki o çevre yolu açıldı. Şimdi tıkanıklık Menemen’de başlıyor. O çevre yolu niye uzatılmadı? Düşünüyorlar, açacaklar. Belediye kendi imkânlarıyla açmaya çalışıyor veya karayolları.
Biz kendi kendimize İzmir’i konuşuyoruz; ‘büyümedi, küçülmedi’ dedikodusu yapıyoruz. Bence bunlar gereksiz tartışmalar. Oturup anlaşmak lazım. Sivil toplum örgütleri işte mimarlar odası, tıp meslek odaları, eczacı odaları, ziraat odaları, şehir plancılık odaları bir tarafta… Öbür tarafta da sanayi, ticaret ve onunla ilgili esnaf odaları ayrılmış vaziyette. Ben hiçbir zaman bunları bir arada görmem. Kök burada. EGEV kurulurken, nasıl olduğunu bilmiyorum onlar alınmamış EGEV’in içine. Tabii EGEV kurulurken o şekilde kurulmadı. EGEV, İzmir’de üniversite rektörlerinin dahil olduğu bir çevre tarafından, belediye başkanı, vali dahil o gün şehrin ileri gelen sivil toplum örgütleri dahil edilmiş. Ama onlar girmemiş bu işe. Girseler, masanın etrafında otururken düzenlenecek şeylerle ilgili, sohbetle, ricayla ‘bunu şöyle yapsak’ filan derler. Ama sanki İzmir iki kampa ayrıştı. Niye İstanbul’da değil? İstanbul’un taşı toprağı altın deriz, İstanbul’un taşı toprağı tarih. Nereyi kazsalar tarih çıkıyor. Niye orada olmuyor da sadece İzmir’de oluyor? Şimdi düşünün, Burhan Özfatura zamanında Çankaya’da metro istasyonunu geçiremedik. Bir yıl sürdü oradaki. Bir sürü tarihi eser bulundu. Burhan Özfatura çok uğraştı. Metro bitmiyor, metro bitmiyor… Şimdi metro deyince, yerin altına giriyorsun ne olduğu belli değil. Ama yapacaksınız bu işi. Ama keşke 2000’den önce yani 80’de Turgut Bey’in veya Demirel’in dönemlerinde biz bunlara başlayabilseydik ama olmadı.
Şimdi tabii bir sürü proje var. Arkasında mevcut iktidar olduğu için hızlı gidiyor. İktidar buradan ne bekliyor? Tabii ki siyasi bir şey bekliyor olacaktır. İsterse bir oy artsın, isterse on oy artsın, isterse belediye faydalansın. Ama burada iktidarla il yönetimi buluşabiliyorsa, bunlar oluyor.
 


SOYOĞUL: Peki, iktidarla iş çevreleri buluşabiliyor mu? Çünkü bu konuda da bir sarsıntı vardı. Son dönemde iş dünyası AKP’ye biraz daha yakın duruyor ama kendi içlerinde kaynıyorlar. Meslek odaları, Siad’lar…
 
SİVRİ: Ben söyle görüyorum: Mevcut iktidarın 2002’den bugüne geçmişi irdelediğimiz zaman… İçinde Egelinin hoşlanmadığı çatlak sesler çıktı. Biz hemen gerildik. Gerilince… Tabii Türkiye’de dedikodu çok hızlı ürüyor. Basın var, köşe yazarları var, televizyonlar var var… Orada olumlu gördüğümüze olumlu, olumsuz gördüğümüze olumsuz davranaydık işadamları dahil, bugün gerilim olmazdı. Şimdi bugün o gerilim niye kalkıyor? Baktık ki mevcut iktidar devam ediyor, artıyor reyleri. Belki ben öyle görüyorum. Siz ne dersiniz bilmiyorum.
 
SOYOĞUL: Evet, yıpranacaklarına oyları yükseldi..
 
SİVRİ: Demek ki mevcut iktidar da kendisini yeniliyor. O çatlak sesler yavaş yavaş değişiyor.
 
SOYOĞUL: Onlar da mı değişiyor yani?
 
SİVRİ: Değişiyor. Biz oraya yaklaşıyoruz. Biz derken, kafa yapımızla bir noktada buluşmaya çalışıyoruz. Bir kere ben mevcut iktidarın Cumhuriyeti tahrip edeceğine, kadına çarşaf giydireceğine… Kesinlikle böyle bir inancım yok. İnanmıyorum. Böyle bir şey mümkün değil Türkiye’de. Çünkü önce kadınlar sokağa dökülür. Bugün gidin Çeşme’den, Alaçatı’dan başlayın Mersin’e kadar gidin; hangi kadını Allah aşkına şey altına sokabilirsiniz? Tabii bunların içinde yüzdesi düşük bir grup olacaktır. Hoşgörü… İki tarafın da hoşgörüsü lazım. Geçmişte duyuyorduk, zaman zaman yine duyuyoruz... İşte o mahallede içki yasağı olmuş, yanlış. İktidar da yanlışından dönmeli. Biz bu yanlışları söyleyip, iyi yaptıkları konularda da destekleseydik, herhalde iki kampa ayrılmazdık. Ayrılmamanın çaresini aramalıyız veya asgari müşterekte birleştirmeliyiz. Bize düşen görev o! Sivil toplum örgütlerine düşen görev o. Valilere, belediye başkanlarına düşen o. Tabii iktidarlar hızla yıpranır ama işte görüyorsunuz yıpranmadı. Niye? Demek ki bu ülke insanı koalisyon dönemlerini daha unutmadı. Yaşadık bunları hep beraber. Ya öyle veya mevcut iktidar gerekli olan her şeyi yapmaya çalışıyor. Bir de öyle demek lazım. Bir de kendisini yeniliyor. Siz bunu en iyi yaşayanlardan birisiniz. Bugün mevcut iki bakandan biri çıkıyor, dan dan bir şeyler söylüyor. O da cevabını veriyor. Hiç kimse alınmıyor, çekinmiyor. Ben öyle görüyorum açıkçası. Gerçekten bir takım altyapı hizmetleri belediyelerin hizmetleriyle birleşince, İzmir belki geleceğin en iyi şehirlerinden biri olacak. Menemen’in İzmir’le birleştiğini düşünün. Bundan on yıl önce böyle bir düşüncemiz yoktu. Menemen İzmir arasında çok güzel binalar, yeşil alanlar, çevre düzenlemeleri başladı. Organize sanayi bölgeleri çok rahat çalışamaya başladı. Otoyollar… Daha da iyi yapılmalı tabi. Çeşme Alaçatı artık çok değişti. İktidar da değiştirmenin çarelerini arıyor. Şimdi burada şehrin göbeğinde kalmış bir Basmane çukuru veya Salhane bölgesi, İnciraltı bölgesine de artık bir şeyler yapılmalı.
 
SOYOĞUL: Ya yeşil?
 
SİVRİ: Tabii ki yeşilliği muhafaza edelim. Oradaki mandalina bahçelerine gidip bakın. Eğer sahibi olan kişi bakmıyorsa hepsi kuruyup gidiyor. Zenginler aldı, el değiştiriyor. Neden değiştiriyor? Mandalina bahçesi için değiştiriyor. E, oraya canım işte 300 metre karelik bir imar ver. Vermeyin apartman… Zaten apartman da istemiyor o insanlar. Orda yerleşen de istemiyor. Zaten yeşillik için gidiyor oraya. Ama imarsız da bu kaçakla kuçakla da olmaz. Diyorlar ki, yüzde 5’e inşaat yapacaksın. Yüzde 5 deyince de arsa 3000 metrekare olsa, 150 metrekare ev yapabiliyorsun. O evde de o zengin adam yaşayamıyor. Bundan önceki Alaçatı belediye başkanı öyle derdi meclisinde: ‘Ellemeyin zenginler gelsin. Onun çöpü bile zengindir’ derdi. Yani bu bir gerçek. Çünkü parayı onlardan alıyor. O hizmete yatırıyor. Şimdi Çeşme’de Alaçatı’da bir sürü evler yapıldı. Çeşme Alaçatı belediyesi zenginleşmeye başladı. Biraz daha gözlerini açsınlar, o yolları filan düzeltsinler. Veya işletmeciler beraber olmalı, bu işleri düzenlemeli. Hepsini belediyeden beklemenin de bir anlamı yok.
Benim gördüğüm… İzmir, İstanbul kıyaslamasını bırakalım. İzmir’i kurtarmak değil, İzmir zaten düzenlenmiş. Ama tarih öncesi açılan sokaklara bakın. Talatpaşa Bulvarı’na şöyle bir baktığınız zaman, bulvar… Biz dikmişiz yedi-sekiz katı. Ama şimdi kurtaramazsınız, geçti artık. Gidin bakın birbirini dik kesen düzgün caddeler var. Orada yaşayanlar bile bu işin dedikodusunu yapıyor. Kordon için herkes ayağa kalktı biliyorsunuz. Keşke o Kordon’u yüz metre daha doldursaydık.
 


SOYOĞUL: Ne yapmalıydık?
 
SİVRİ: Doldurmalıydık yüz metre daha. Daha yeşili büyütmeliydik orada. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nda o küçücük şerit bırakacağımıza, insanların park veya yürüyüş yapması için yüz metre daha doldursaydık. Madem o dik binaları verdik. Ha madem ki verilmiş, artık bunun çaresi aranır. Çare kolay. Körfezi komple dolduralım demiyorum ama keşke körfezin orası bir yüz metre daha doldurulsaydı. Otoparklarıyla, ağaçlandırmayla… Peyzaj mimarlarının elinden geçen düzgün bir şehir olurdu diye düşünüyorum. Ama sıkıştık kaldık şimdi. Tabii bu şehir Urla’ya kadar gidecek. Kim ne dersin desin. Bugün değil yarın gidecek. Tabii o yeşilliği bozmamamız lazım. Görüyorsunuz işte, birtakım insanlar zeytinlikler, bağlar kuruyorlar. Para var demek ki kuruyorlar. Ya da köylü el değiştiriyor. Gelen adam zaten imar için gelmez oraya. Yeşillik için geliyor. Bunu muhafaza ediyor ülke. Pazarlar kuruluyor. İnsanların gelirinin iyi olduğunu düşünüyorum. İzmir’in zenginliği Ege’nin zenginliğiyle birleşmiş zaten. Bu zenginlik, fikri zenginlikle de desteklenmeli. Gerekiyorsa politik zenginlikle de desteklenmeli. Yıllardır Levantenlerle Musevilerle bir arada yaşamışız.  Hepimizin Musevi arkadaşları var. Hepsi bizler gibi olmuşlar. O yüzden ben, başka bir şey görmüyorum.
 
SOYOĞUL: Mevcut iktidarlarla aynı paralelde buluşulmadığı için İzmir’in büyüyemediğini söylediniz. Şimdi İzmir için çılgın projeler konuşuluyor. Bu konuda öncelik mesela limanın büyümesi mi? Ya da hepsi mi? Hangisi büyütür ya da şahlandırır İzmir’i? Şahlandırır mı?
 
SİVRİ: Sadece limanı büyütmekle ya da nokta vuruşlarla olmaz. Çünkü büyümek, birbirine bağlıdır. Şimdi, limanı büyüttünüz, kara yolları şişmiş. Nasıl indirecekseniz oraya vasıtaları ve ağır yük kamyonlarını veya insansa, insanı taşıyacak şeyi? Şimdi metrosu olmadan, ağır yük kamyonlarını limana indirmeden veya feribot iskelesini anayollarla bağlamadan, mevcut yollar yetmiyor. Bugün Mithatpaşa Caddesi… İlk açıldığı gün hatırlayın üç şerit kim gidecek buradan diyorduk. Şimdi saat sekizden dokuz buçuğa kadar tıkanıyor. Cumartesi Pazar akşamları tıkanıyor. Çünkü eğlence yerleri, gezi yerleri o bölgelerde. Buraları düzenlemeden limanı büyütseniz ne olacak? Büyümüş liman kalır. Ha büyütelim. Düzgün seçilmiş otuz beş proje. Sanayi odası var, ticaret odası var, belediye var. Hepsi var. Bunu öncelikle önünü germeden, tabii önünü gerecek olan odaları ikna ederek, germeden devam etmeli. Gerekiyorsa da yeraltından tünel açacağız. Değişik yerlerde tünel açalım. Ben hep söylüyorum; ne yaparsanız yapın Alsancak’ın altından öbür tarafa geçmediğiniz sürece, orada müthiş bir tıkanıklık olacaktır. 35 proje içinde bu yok. 36’ya koyalım. Nerden girilecekse Şair Eşref’ten mi girilecek veya Konak’tan çıkan bir tünel bir yerde çatal olup bu tarafa mı geçecek, ne yaparsanız yapın, çözüm bulunur. Bugün saat 6’da şurada bekleyin, otobüsten koridor oluyor. Montrö’den Çankaya’ya kadar bütün yolu otobüsler dolduruyor..
 
SOYOĞUL: Aynen öyle oluyor. Bazen iki buçuk saatte gidiyorum Alsancak’tan Buca’ya…
 
SİVRİ: Yazık değil mi? Sarf edilen yakıt, zaman, yorgunluk. O kurşunlu dumanı soluyoruz hepimiz. Halbuki inersin yerin altından, beş dakikada Buca’ya gidersin. Bunlar olmalı, önünü kesmemeliyiz. Önünü kesmemek için Ekrem Demirtaş’ın çağrısı doğrudur, valisi, belediyesi evet demiştir. Burada şehir plancıları, mimarlar odası, SİT kurulu, ‘gelin şu işi beraber çözelim’ demeli. Turan bölgesi Ahmet Piriştina Beyin zamanından beri konuşuluyor, yazık değil mi?
 
SOYOĞUL. Samim Bey, iş dünyası da çok soğuk durdu. Şimdi daha farklı bakış olduğunu görüyorum. Ama şöyle de bir kaygı var iş dünyasında, bunun bir ricat gibi görünmesini de istemiyorlar. ‘Yanaşıyorlar’ denmesin diye bir çekingenlik içindeler. Siz de hissediyor musunuz bunu?
 
SİVRİ: Gönül Hanım, ben ESİAD dönemi başkanlığımda o günkü Erbakan, Tansu Çiller zaman zaman Demirel, zaman zaman Halk Partisi iktidarı ve koalisyonlarında… Genellikle de Erbakan tarafı diyelim. İzmir’i siyasi olarak alırsak diye, hep böyle düşündüler. ESİAD dönemi başkanlığımda bütün arkadaşlara şöyle derdim: Niye öyle diyorsunuz, gelin ilgili bakanlıkla konuşalım, masaya yatıralım çözümü derdim.
Bunu demekle, oyunuzu oraya verin ayrı şeyler. Ama karşındaki bakandır. İster tek başına iktidar olsun, ister koalisyon olsun. Eğer siz soğuk durursanız, karşınızdaki de soğuk durur. Yakınlaşmak lazım. Bana çok laf taktılar o zaman… Başka türlü şehir büyümez, sanayi de büyümez ama. Ben o sıkıntıyı çektim. Atatürk Organize’de fabrika için yer aldık. 230 bin metre kare. Hiç unutmam, metropolitan bölge müdürlüğü var o zaman. Gittik anlattık derdimizi. Olmadı. Recai Kutan’a gittik. Hiç unutmam, Recai Bey bizi ayakta karşıladı meclisteki odasında. Neler anlattı. Sizler istiyorsunuz, bizler siyasiler falan filan… ama sonra fabrikayı kuramadık. Gittik Aliağa’ya kurduk.
Ama Menderes ne yapmış? Çimentaş’a gitmiş, üç dört İzmir zenginini çağırıp burada fabrika kurun, burada taş var demiş.
 


SOYOĞUL: Tam tersi, teşvik mi etmiş yatırımı?
 
SİVRİ: Evet, ‘Ne istiyorsunuz benden?’ Demiryolu istiyoruz. Yapmış demiryolunu geçmiş gitmiş. Ne yapmışız biz şimdi? Demiryolunu iptal etmişiz. Yazık değil mi? Tam tersine o demiryolu geliştirilip en azından işçi taşımak için bile kullanılsaydı ki, limana onların inmeleri lazım. Şimdi ne oluyor, bir ihracatta iki çimento fabrikası yüzlerce kamyonla buraya çimento taşıyor. Şimdi, belediyeler veya bizler bozmuşuz. Bizler, tüm işadamları olarak gidip dikilseydik belediyenin karşısına, o demiryollarını sökmezlerdi. Ben öyle düşünüyorum. Yani, ne olursa olsun mevcut iktidarla iş adamlarının uyumlu çalışması gerekir… Şimdi biz Ankara’ya gittiğimizde bürokratlar diyor ki, siz İzmirliler hiç gelmezsiniz buraya. Bakan’dan girersiniz veya milletvekilinden…’ Onlar diyor ki, ‘sizin bizden başlamanız lazım.’ Bir iş yapılacaksa mevcut hükümetin hangi iktidar olursa olsun o işle ilgili temelde hangi bürokratı varsa oradan gideceksiniz ki, yukarıya düzgün taşınsın. E, bizim işimiz bakanla. Bakana gidiyoruz ama bakan siyasi adam. Öncelikle siyasi tercihlerini düşünecek. Derdimizi bile anlatamıyoruz. Halbuki bürokrasiden gitseydik… E bürokrasi çalışmıyor. Niye çalışmasın kardeşim. Çalıştırmak da senin elinde değil mi? Bugün bazen bir bakıyorsunuz belediye başkanı değişiyor ama belediye harıl harıl çalışmaya devam ediliyor. Demek ki aynı sistem, demek ki baştaki hangi sistemi seçiyorsa öyle yürüyor. Veya iş alemi değişince yine çalışmaya devam ediyor. Niye çalışmasın? En nihayet insandır. O gücü arkasında olduğunu hissettirirsen çalışır. Ama ben geçmişte gördüm. Bazı siyasi iktidarlar değişince yerine gelen siyasi iktidar bilmeden sorumlu bakanlıklar kuruldu, yolsuzluktan sorumlu bakanlıklar kuruldu. Yolsuzluktan sorumlu bakanlık, müsteşarlık falan kurduğunuz zaman hiçbir bürokratı çalıştıramazsınız. Sizin göreviniz yolsuzluğu gördüğünüz zaman tutup kulağından atmaktır. Yolsuzluk olmasın dediğiniz zaman, hiçbir şey yapamazsınız. Şirketlerde de böyledir bu. Ailede de. Ha ben yolsuzluk olsun demiyorum. Benim gördüğüm, ne olursa olsun, sivil toplum örgütleri mevcut iktidarlarla düzgün çalışmalı.
 
SOYOĞUL: Yani diyorsunuz siz; muhalif kalabilirsiniz. Muhalif kalınarak da mevcut iktidarla yakınlaşıp, işbirliği yapılabilir; ama bizde bu ikisi birbirine karıştırılıyor… Böyle mi?
 
SİVRİ: Tabii tabii. Biraz da şöyle düşünelim. Oda başkanları çok dönem oturuyorlar orada. Ben onların çalışmalarının iyi taraflarını alırım. Nedir iyi tarafı? Bugün ne yaparsanız yapın. Ekrem Demirtaş’ın seveni vardır, sevmeyeni vardır. Yoktan bir üniversite yaratmıştır, onun fikridir. Fikir atıyor ortaya. Eğer bu fikir doğruyla sivil toplum örgütleri bu fikrin yanında olmalı. Odalar bir biriyle diyalog kurduğu sürece, bu doğru gider. EGEV niye kuruldu? Bütün meslek odaları o dönemki faaliyetlerine hükümetten birini çağırdı. Bir bakanı birkaç oda birden çağırdığı zaman bakan da şaşırır. Çok büyük salonlarımız var; çağırın, sorunları anlatıp, sorularınızı sorun. Ama olmadı. Kopukluk oldu. Biri onu çağırdı, biri bunu. Mevcut bakanın da on tane kolu yok ki. Bir defa çağrılır, biter.
Şimdi Muğla sosyal parti dönemlerinde mutlaka bir bakan çıkarır. Denizli hiç bakan çıkarmaz, Aydın çıkarır. Manisa’da da devamlı her dönemde bir bakan vardır. İzmir’de yoktur bu. Şimdi bu siyasi bir tercihtir. İstanbul’da muhakkak vardır. İstanbul’dan öyle bakanlıklar getirilir ki yatırımcı bakanlıklar.  Bana göre İzmir’de talih kuşu bulunmuştur. Binali Yıldırım hem şahsiyetiyle, hem de siyasi yetişkinliğiyle... Benim gördüğüm otuz yıllık bir siyaset adamı. Hiç de farkında değilizdir belki yaptığı işlerde ama çalışıyor. Kendi bakanlığıyla ilgili işlerde hiç de ses çıkarmıyor. Gelin konuşalım diyor. Bunu çok iyi kullanıyor. Şu anda valisiyle, büyükşehir belediyesiyle, iş adamlarıyla bunu kullandığını görüyoruz… Evet, doğru yoldayız, bunu devam ettirmeliyiz. Küsmemeliyiz; tam tersine daha yakınlaşmalıyız. Çünkü biz faydalanan grubuz. Faydalanan derken, İzmir’i düşünüyoruz. İzmir bugün mevcut iktidardan faydalanan grup haline gelmeli. Nasıl gelecek? İşte hayalimiz var, inanıyoruz. Bu tercihtir. Ben kesinlikle parti konuşmuyorum. Tercihtir. Bugün bunları iyi kullanmalıyız. Eğer iyi kullanırsak da İzmir’i değiştiririz. Ben böyle düşünüyorum. Sivil toplum kuruluşları, iş adamları ve belediyeler mevcut hükümetlerle iyi geçinmeli. Kahvelerde siyaset bizden daha iyi yapılıyor. Ben hep şunu söylerdim. Köylü memnun değilse, işçi memnun değilse, memur memnun değilse, kim iktidar yapıyor? Geçmişte de öyle oldu. İnsanlar son güne kadar seyrediyor. Bugün artık 24 Ocak kararlarından sonra ekonomi konuşuluyor, tarım konuşuluyor. Her şey konuşuluyor. 70’li yıllarda sendikalarla kavga eden bir toplum, bugün niye sendikalarla barışık? Her iki taraf da birbiriyle iyi. Toplum da öyle. Dün Halk Partiye, bugün Ak Partiye…
 
SOYOĞUL: Sadece bugüne özgü değil ama İzmir’de her şeyi genel ya da yerel olsun, iktidardan beklemek gibi bir alışkanlığımız olduğunu söylediniz satır aralarında. Mesela hep diyorsunuz ki, bunu düşünmeliydik, bunu yapmalıydık, bu böyle olmalıydı… Bu neden böyle peki?
 
SİVRİ: Galiba biz birbirimizi dinlemekten ziyade o örgütün başı olduk. Hangi örgütün başı olursa olsun, ‘orada ben iki yıllık başkan olacağım projelerim bunlar’ deyip oturmalı. İki yıl sonra veya üç yıl, neyse… Bu sanayi odası için de geçerli, ticaret odası için de geçerli, hepsi için geçerli. Öyle olunca arkadan hazırlanan kişinin, yeni projelerle gelmesi gerekiyor. Bu partiler için de böyle olmalı. Kendilerini değiştirmeliler. Ak Parti on yıldır burada; yirmi yıl daha kalacağım diyorsa, bunu yapmalı. Şimdi baştakiler on sene önce gençti, şimdi belirli bir olgunluğa geldiler, abi oldular. Yeni nesli toparlamaları lazım. Bu Halk Partisi için de geçerli, MHP için de geçerli.
 
 
SOYOĞUL: Mutlak iktidarın, uzun süreli iktidarların huyu değiştirdiğini/bozduğunu herkes biliyor. Bu sadece İzmir’e özgü bir şey değil herhalde.
 
 
SİVRİ: Değil. Anadolu’da da var. Ben görüyorum. Zaman zaman gittiğim yerlerde bakıyorum ve görüyorum. Dernek başkanlığı, oda başkanlığı meslek haline gelmemeli. Hatta milletvekilliği de öyle. 2 dönem yeterli. Adamı oradan emekli yapıyoruz. Adam yirmi beş otuz yaşında girmiş ya da kırk yaşına girmiş emekli ediyoruz. Tembelleştiriyoruz. Onlar bir meslekten gelmiş, dönsünler mesleklerine, sektöre yardımcı olsunlar. Gitsinler siyaset okulu açsınlar. Genç yaşta emeklilik kaldırılmalı. Tabii hükümetler bunu birden yapamıyor. Bugün şehirlerarası otobüste çalışacak kişi üniversite mezunu olacak diyemiyor. Tarih koyarsın; dersin ki, filanca tarihte otobüs firmalarında çalışacak kişiler üniversite mezunu olacak. Üniversiteler de bu sorumluluğu alacak. Onlarca kişi taşıyan, onların sorumluluğu alan kişi üniversite mezunu olacak. Üzerine veriyoruz milyonlarca dolarlık malı, bunu al Avrupa’ya şu şehre götür diyoruz. Nerde yattığı belli değil. Ama iktidarlar bunlar için zaman belirlemeli. Şimdi önce yasayı çıkarıyorlar; diyorlar ki sen iki sene içinde arıtma tesisini kuracaksın, yoksa kapatırız diyor. Amerika’da işletmeler kontrol ediliyor, aranan vasıf yoksa tak iki yıldız alınıyor. Adam beş yıldıza çıkana kadar on yılda ne mücadeleler, ne hizmetler veriyor. Bizde hangi belediyede bu kontroller, uygulamalar var? Ama belediye yasasında bu var. Kahvelerde veya lokantalarda eksiklik veya uygunsuzluk varsa kapatılabilir. Hangisini kapattı? Hükümetlerin bir işi de takip etmek.
 


SOYOĞUL: Expo’yla ilgili ne düşünüyorsunuz? Gidişatı, yapılanlar…
 
SİVRİ: Öncelikle şunu söyleyeyim sadece İzmir değil Ege için de önemlidir. Expo sadece İzmir’in veya sadece ilgili bakanlıkların ya da sanayicilerin, ticaret odalarının çalışmasıyla olmuyor. Expo bir yerde maddi olayların döndüğü bir kurumda oluyor ve bitiyor. Adını sanını duymadığımız ülkeler oralara geliyor. Kimin gönderdiği belli bile değil.
 
SOYOĞUL: Önceki Expo’yu öyle kaybettik zaten..
 
SİVRİ: Politika bu işle ilgilenmeli. Başbakanıyla, ilgili bakanlıklarıyla… Diğer taraftan İzmir’e düşen görevdir. İş adamları ilgilenmeli. Expo sadece İzmir için yapılmıyor, Ege bölgesi olarak değerlendirilmeli. İzmir Valiliği bir bölge valiliği niteliğindedir. Denizli’den Çanakkale’ye, Afyon, Balıkesir, Aydın, Manisa, Uşak, Muğla, Kütahya valileri bir ricayla burada toplanıyorlar. Bu çok önemli. Veya İzmir’de misafir edilip bunlar konuşulabilir. Bunlar benim için çok önemli. Bir abi vali diyelim adına. Onlar kabul ediyorlar zaten bunu.
Zamanında İzmirli işadamları valilerle beraber bölgenin oda başkanlarıyla çok defa toplanılmıştır.
 
SOYOĞUL: İzmir valisine önemli bir görev düşüyor.
 
SİVRİ: Evet. Sadece valiye değil, Büyükşehir belediyesine de düşüyor. Bugün Karaburun’dan bilmem nereye kadar bir alan var. Ona da görev düşüyor. Tabi mevcut iki bakan da bana göre Ege’yi kucaklıyor. Bu benim 60’tan beri görmediğim bir şey. Geriye doğru bakın, Ege’ye bu kadar rahat yatırım imkanı doğdu mu? Turgut Özal da çok uğraştı, olmadı. Demirel çeşitli koalisyonlar döneminde uğraştı, çok istedi, olmadı. Ecevit istedi, olmadı. Süleyman Bey koalisyon döneminde Erdal Bey’le biraz yakınlaştı. Cindoruk Bey Ahmet Piriştina var diye biraz kayırmaya çalıştı ama bu kadar yapıldı. Çünkü maddi destek yoktu. Şimdi her şey var benim gördüğüm…

 
O 35 madde rötarı kapatır, İzmir’i uçurmaz
 
Doktorlukla yetinmedi; 10 parmağında 10 marifet
YORUMLAR
Toplam 5 yorum var, 5 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
yalçın tan 27 Haziran 2015 Cumartesi 18:08

Sayın Samim Sivri dört dörtlük bir iş adamıdır. Boş konuşmaz. Yalçın Tan

Yorumu oyla      9      2  
mağdur çalışanlardanım 16 Mart 2013 Cumartesi 14:14

Samim Bey öyle herşeyi iyi değerlendiriyorsa borçlarınıda bilir.Deba onların var oluş sebebidir.Yönetim kurulu üyesi olduğu debanın işcilerinin haklarını yiyerek mi yeni holdinglere yönetim kurulu başkanı oldu'Haklarımız hiç bir zaman helal etmiyeceğiz.Çünkü birgün Onlarda ölecekler...

Yorumu oyla      12      3  
debazede 17 Mart 2012 Cumartesi 22:44

sivriler çok dürüst olduklarından deba çalışanların alacaklarını ödemediler

Yorumu oyla      15      4  
murtaza çağlar 22 Kasım 2011 Salı 23:30

izmir,in duayyen işamlarından olan samim sivri,nin görüşleri her zaman izmir,e ışık tutmuştur.izmir,e ve izmir,liye hizmetlerin gelebilmesi için her zaman çaba sarf etmiştir.o nurlu yüzü,merhamet kokan ses tonu ve dürüst olan kişiliği ile her zaman kendime örnek almışımdır.samim sivri,nin engin tecrübelerinden sadece izmir değil,bütün türkiye faydalanmalıdır.ayrıca gönül hanımıda bu güzel ve insanı doyuran rapörtajından dolayı kutluyorum.

Yorumu oyla      11      6  
Hüseyin Kaya 16 Kasım 2011 Çarşamba 19:28

Binali Beyimiz birde Gemicik olayindan aklansaydi iyi olurdu. Caliskan ama nihayetinde katakulli ile cocuklari gemi sahibi oldu. Benim icin caliskanligin yaninda dürüstlükte önemlidir.

Yorumu oyla      14      5  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
O 35 madde rötarı kapatır, İzmir’i uçurmaz
İzmir’in en önemli sorunları... Ak Parti’nin yaklaşımı… İzmir iş dünyasının ...
Koptu gidiyor kent, engellenemez
Gönül Soyoğul eski ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer'le İzmir'in siyasi ve ekonomik ...
İzmir yanlış pozisyon aldı
Gönül Soyoğul eski ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer'le İzmir'in siyasi ve ekonomik ...
 
Kadın ölümü, terörden 4 kat fazla!
Devletin resmi verilerine göre 2002-2009 arasında terör olaylarında kaybedilen ...
Türkiye’nin temellerini atan neslin hikayesi…
İzmirli Gece Vardiyası Film Yapım tarafından izleyiciye sunulan “Kıvılcımdan ...
'Kocaoğlu'nu istemedim, Tartan için yalvardım'
2009 yerel seçimleri öncesinde CHP İzmir İl Başkanlığı koltuğunda oturan ...
 
Sakin Şehir’den bir başarı öyküsü
Seferihisarlı yatırımcı Özer Türer küçükbaş hayvancılıkta geleceği gördü, ...
'İzmir, artık Büyükşehir’i bize vermeye hazır'
AK Parti İl Başkanı Ömer Cihat Akay, Gönül Soyoğul’a konuştu. Akay, İzmir'e ...
Gıda teröristine dikkat, kadınlardan özür!
Dede mesleği lokantacılığını sürdürürken Türkiye Lokantacılar Federasyonu ...
 
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Yoksulluğun yeni yüzü
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Virüsün öğrettiği dersler ve önlemler
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Ahilik teşkilatı çöktü mü?
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Karantina günlerinde ve akis odalarında
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Maske ve Eldiven’le yaşayacağınız aklınıza gelir miydi?
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Yemek inceliktir, zarafettir
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Belalar
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Global mapus
Işıl Öztürk BULUT
Işıl Öztürk BULUT
Bu filmi izlemiş miydik?
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
Evde ülken ve dünya için yapacakların da var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva