RÖPORTAJLAR
9 Ocak 2015 Cuma

Ben Erdoğan değilim, yerime Davutoğlu bırakmam

Ege’deSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Atilla Sertel, gazeteci Ümit Yaldız, Fahrettin Dokak, Gönül Soyoğul ve Hanzade Ünuz’un sorularını yanıtladı.

Ben Erdoğan değilim, yerime Davutoğlu bırakmam

Atilla Sertel, gazeteci olmaya henüz 15 yaşında karar verdi. Çeşitli gazetelerde çalıştı, çok sayıda ödül aldı. Bugün Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı olarak yaklaşık 25 bin gazeteciyi temsil ediyor. Aynı zamanda İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini de sürdüren Atilla Sertel, politikaya hep yakın oldu. CHP’li kimliğini gizlemedi.

Türkiye’de gazeteciliğin ciddi erozyon yaşadığına yönelik çarpıcı eleştiriler yapan Atilla Sertel, habercilikte yeni bir kulvar olan internet medyasının patron zincirini kıracak özgürlüğün güvencesi tek çare olduğunu söyledi. Sertel, önümüzdeki süreçte yapılacak İzmir Gazeteciler Cemiyet seçimlerinde yerine herhangi bir adayı işaret etmeyeceğini, gazetecinin lider ruhlu olması gerektiğini ve halefinin Başkanlık koltuğunu yarışarak kazanacağını vurguladı.

Ege’deSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Atilla Sertel, gazeteci Ümit Yaldız, Fahrettin Dokak, Gönül Soyoğul ve Hanzade Ünuz’un sorularını yanıtladı.


ÜNUZ
: Atilla Sertel nasıl gazeteci oldu diye sorarak başlayalım…

SERTEL:
Anlatayım, Eskişehir’de gazetecilik açısından çok önemli isimler vardı. Altan Aşar vardı, Kemal Özuğur vardı, Önder Baloğlu vardı. Ben lise öğrencisiyken 15 - 16 yaşlarımda bu isimlerle tanışıyordum. O dönemde bende de yazma isteği vardı. Matematik derslerimin hepsi zayıftı, edebiyat derslerimde ise notum hep 9-10’du. Ben işte o dönemde yazmaya başladım. Hey Dergisi’nin açtığı bir yarışmaya katıldım. “Gençliğin Sorunları” konulu bir yarışmaydı. Mahallede abilerimiz bizi sol literatürle yetiştirmeye başlamıştı. Herhalde katılan da azdı, ben o yarışmada Türkiye ikincisi oldum. İyi de bir para kazandım. Bir ay boyunca istediğim gibi harcadım, istediğim sinemaya gittim. Kız arkadaşlarla yedik. Hoşuma gitti yazmak benim. Sonra 1970-71’de Teknik Çağ gazetesinde mizah yazmaya başladım. O dönemde kafamda gazeteci olmak belirdi. İzmir’de Gazetecilik Yüksek Okulu’nu kazandım ve İzmir’e geldim. Gazeteciliği bilerek, isteyerek seçtim yani.

YALDIZ: Doyasıya gazetecilik yapabildiniz mi peki?

SERTEL
: Kısmen, 1980’li yıllardan 1991’e kadar doya doya yaptık. Gazetecilikle ilgili yapabildiğimiz her şeyi yaptık. Muhabirlik, haber müdürlüğü yaptım. Hürriyet’te, Güneş’te, Yeni Asır’da çalıştım. O zamanki gazetecilikte kalemini tutan birileri yoktu. Yazdığın zaman gazeteye girerdi. O zaman en özgürce yazdığımız gazetelerden biri Yeni Asır’dı. Yazardık ve girerdi. Şunu çıkar, bu cümleyi çıkar yoktu.

YALDIZ: Gazeteciliğe erken mola verdiğinizi düşünüyor musunuz, hiç pişman oldunuz mu?

SERTEL:
Oldum. Çünkü Çetin Emeç beni Hürriyet gazetesine almıştı . 1988 yılıydı, oğlum o yıl ilkokul birinci sınıfa başlamıştı. Evimi gazeteci maaşımla daha yeni almıştım. O zaman yüksek ücretler alıyorduk. Çetin Emeç, bizi sözlü bir sınav yaptı. Bana “Sen çok iyi bir gazetecisin, seni İstanbul’a alıyorum. Maaşın 850 bin lira” dedi. Ki ben Yeni Asır’dan ayrıldığımda 450 bin lira alıyordum. Barış Selçuk ile birlikte Yeni Asır’dan istifa etmiştik. İki ay işsizlikten sonra bu teklif gelmişti. 15 yıllık bir Hürriyet muhabirine bedel bir maaştı. Çok iyi bir paraydı. İzmir Hürriyet’te başladım, “Düzenimi kurayım, sonra İstanbul’a geleyim” dedim. Ama 8 ay sonra seçim oldu. Yüksel Çakmur beni gecenin bir yarısı çağırdı. İş teklif etti, kabul etmedim.

ÇAKMUR’UN ELİNE DÜŞEN KURTULAMAZ

ÜNUZ: Nasıl kabul ettirdi sonra?

SERTEL:
Çakmur’un eline düşen kurtulamaz. Çok ısrar etti. Kapalı bir odada yalnız kaldığınız zaman sizi bir şekilde mutlaka ikna eder. İkna odası vardır. Ama ben ikna olmadım, “Eşimle konuşmam lazım” dedim. Sonra eşi Gülay abla da çok ısrar etti. “Yüksel çok yalnız, çok güzel bir gelecek olacak” diye beni belediyeye aldılar.

YALDIZ: Yıl 1989…

SERTEL:
15 Nisan 1989. Sonra ben 1991’de milletvekili adayı oldum, o zaman ayrıldım ve bir daha belediyeciliğe dönmedim.

DOKAK: Dünün gazeteciliği ile bugünün gazeteciliği arasında nasıl bir fark var?

GAZETECİLER MUTSUZ

SERTEL:
O dönemde patronlar gazeteciydi. Bugün iş ilişkileriyle beraber başka işler giriyor. Kurumsal olarak baktığınız zaman Aydın Doğan’ın ticari ilişkileri, NTV’deki Ferit Şahenk’in ticari ilişkileri, öbür tarafta Turgay Ciner’in ticari ilişkileri… Bundan kaynaklanan insanların üzerinde oluşturduğu bir otokontrol sistemi var gazetecilerde. Aslında en kötü sansür de insanın kendine koyduğu sansürdür. “Ben bunu yazamam” diye kafasında klasör oluşturması ve giderek de o klasörlerin kütüphaneye dönüşmesi. “Ben bunu biliyorum ama yazamam” diye gezen bir gazeteci. Bunun kadar kötüsü yoktur. Kendini kendin engelliyorsun. Hayatını idame ettirmek için bir takım özverilerde bulunuyorsun ve mutsuz oluyorsun. O mutsuzlukla da gazetecilik yapılacağına inanmıyorum.

YALDIZ: Size göre bugün gazetecilerin ne kadarı mutsuz?

SERTEL:
Valla hemen hemen yüzde 90’ı mutsuz bugün. Eskiden gazete yazdığı zaman doğru yazar ve manşet yaptıysa insanlar “Oooooo, amma oturtmuş” derdi. Şimdi manşet yapınca, “Bunun altında bir çapanoğlu var” diyorlar. Güvenirlilik, inandırıcılık kalmadı. İnternet siteleri için de güvenilirlik ve inandırıcılık çok önemli bir hadise.


DÜNYANIN HER YERİNDE EGEDESONSÖZ’Ü OKUYORUM

ÜNUZ: Siz kimleri okuyorsunuz?

SERTEL:
Benim okumazsam olmaz dediğim köşe yazarları var, onları mutlaka okuyorum. Bir de benim mesleğim gereği, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olunca her an bir telefon gelip o konuyla ilgili bir cevap istendiğini düşünürseniz… Ben o konuyu bilmiyorum deme şansınız olmaması söz konusuysa, gündemi sıcak takip etmek zorundasınız. Yanıtını vermek zorundasınız. Ben gece yarısına kadar sosyal medyadayım, internet sitelerini takip ediyorum. Yerelde, dünyanın neresine gidersem gideyim ben Ege’de Sonsöz’ün haberlerini açarım, bakarım. Mutlaka okurum. Buradayım diye söylemiyorum, sizin haber alabileceğinizi düşündüğünüz site sizin için adres oluyor.

SOYOĞUL: Siyasal anlamda etkin olmak gazetecilikle çelişmiyor mu? Bir yanın siyasetçi, bir yanın gazeteci olunca… Gazeteciler neden siyasete kayıyor?

SERTEL:
Tarihi boyunca bütün gazeteciler siyasidir. Gazeteci insan, düşünen bir insan. Bunu gizlemek ya da gizlememek… Yani doğrusu ne? Bugün ben siyasi düşünmüyorum diyen hiçbir gazeteci yoktur. Ben spor muhabiriyim dese bile, muhakkak kafasında beğendiği ve inandığı bir siyasi düşünce vardır.

BEN AÇIK BOYACIYIM

ÜNUZ: Objektifliği korumak anlamında …

SERTEL:
Biz açık boyacıyız. Bizim her şeyimiz, bütün hayatımız ortada.

YALDIZ:
CHP’li olduğunuz ve zaman zaman CHP’de görev talepleriniz olduğu için CHP’li olmayan gazetecilerle sorun yaşamışlığınız var mı? O dengeyi nasıl koruyorsunuz?

SERTEL:
Denge sağlanıyor. Ben şöyle yapmıyorum. Mesela belli bir makama oturup, o makamı kullandığı iddiasında bulunanlar var. Ben o makama gelirken hiçbir şeyi gizlemediğim için çok müsterihim. İki genel kurulda da, “Ben Cumhuriyet Halk Partili’yim, inancım bu. Beni seçersiniz ya da seçmezsiniz takdir sizin” demişimdir. Hiç gizlilik yok. Ama biri genel yayın yönetmenliği makamında otururken, gizliden gizliye o makam aracılığıyla adaylık arıyorsa, o daha ayıp değil mi? Yani bu işi saklı gizli yapmak, etik kurallarına uygun yapmamak onu daha ayıp noktaya düşürmüyor mu?
Beni hiç olmazsa millet biliyor. Ben açık boyacıyım. “Bu arkadaş, Gazeteciler Cemiyet Başkanı, kökünde siyasi ve Cumhuriyet Halk Partili. Cemiyet Başkanı olmadan, milletvekili olmak için burayı kullanıyor” diyenler için söylüyorum. 1991 yılında milletvekili adayı olurken, biz Cemiyet Başkanı değildik. Daire Başkanlığı’ndan istifa etmiş, gazeteci kökenli genç bir insandık. Necati abi birinci sıra çıktı, ben ikinci sıra çıktım ön seçimle. Ben 33 yaşımda milletvekili adaylığını üzerime şerefle almışım. Çok genç yaşta milletvekili adayı olma onuru yaşamış bir insanım ve hep o sorumluluğu üzerimde duyarak yaşadım. 1999 yılında ön seçim oldu, ben yine seçildim. Bu kez de ülke barajı oldu.
Cemiyet Başkanı olarak makamını kullanıyor diyenlere ben yine şunu söylüyorum. Kullanmadığım şuradan belli ki, bu dönemde ne kurultay delegesiyim, ne partinin herhangi bir resmi kuruluşunda görev alıyorum. Cemiyet Başkanı, Federasyon Başkanı olarak partinin kurullarında hiçbir görevim yok, sade bir üyeyim.
Enis Berberoğlu, Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni’ydi. Demek ki , onun içinde de bir siyasi kurt varmış. Ama o, bu durumu gizli tutmuş. Görevi bitince, küt diye koymuş ortaya. Şimdi Enis Berberoğlu kınanıyor mu, ayıplanıyor mu? Aksine ben de takdir ediyorum, başkaları da. Birikimini partinin başarısı için harcıyor. Demek istediğim herkesin bir siyasi görüşü var. Kimi açıklıyor, kimi gizli tutuyor.

DOKAK: Sizin bir de Federasyon Başkanlığınız var. Orada bir sıkıntı oluyor mu?

SERTEL:
Yönetim kurulunda şu anda AKP’li gazeteciler var, MHP’li gazeteciler var.

YALDIZ: Düşünce olarak mı AKP’li?

SERTEL:
Hayır, üye bazında. Bırak üyeliği mesela Balıkesir Cemiyet Başkanı Ramazan, şu anda Balıkesir Belediye Başkanı’nın yanında. Ama federasyon seçimlerinde benim yanımda yer alıyor. Mesela MHP’liler beni çok seviyor. Ordu Cemiyet Başkanı Recep, MHP’nin il yönetim kurulu üyesiydi. Ben şimdi arkadaş, sen BDP’lisin yanıma yaklaşma… diyebilir miyim? Olur mu hiç öyle şey?



PADİŞAHIN UŞAĞI, KÖLE GAZETECİLER

SOYOĞUL: Gazetecilik yapmakla, bir partinin üyesi olmak birbiriyle çelişir mi demek istemiştim…

SERTEL
: Gönülcüm, partinin üyesi olsun. Namuslu, onurlu üyesi olsun. Uşağı olmasın. Gazeteciyim diye koca koca, dev isimler… Kimler uşaklık yapıyor bu ülkede? Resmen para karşılığı bedenlerini satan insanlardan, ki ben onlara çok saygı duyuyorum, yemin ederim o beden işçileri onurlu insanlar. Ama bunlar onursuz. Hem bizi suçlayacaklar, hem para karşılığı padişahın uşaklığını yapacaklar. Köleliğini yapacaklar ve çok zengin olacaklar. Karun kadar zengin olacaklar, “Para her şeydir” diyecekler. Nasıl bir anlayıştır bu? O partiye üye olsa ne olur, olmasa ne olur? Hangi gazeteci var, siyasi iktidara hizmet edenler? Bunları alt alta yazmaya kalksak bu dönemde ve bu Türkiye’nin gidişatında yarın sorumlu tutulacaklar. Berkin Elvan’ın annesiyle ilgili hadiseyi kendi gazetelerinde nasıl verdiklerine bir dönüp baksınlar. Vicdanen baksınlar. Partiye üye olsunlar, olmasınlar. Partiye üye olmak onurludur. Ama uşak olmak onursuzdur. Ben CHP’nin içindeyim ama gazetecilik nosyonu içinde CHP’nin yaptığı hataları, kusurları da hem dile getirmek, hem de yazmakla mükellefim.

ÜNUZ: Siz bugün CHP ile ilgili aklınızdan geçen her şeyi yazabiliyor musunuz?

SERTEL:
Yazıyorum tabi, yazdım tabi. Bu partide demokrasiyi, özgürlükleri, önseçimi, sandığı benim kadar savunan, yazan var mıydı? Ben köşe yazılarından ziyade bir de özel mektuplar yazarım. Kemal Bey’e özel mektuplar da yazdım. Bu partide önseçimi büyük illerde, İzmir’de uygulayın diye. demokrasiyi getirin, yapmayın etmeyin diye. Yazarım ben. Sorun olduğu zaman o sorunu göstermekle mükellefim.

ÜNUZ: Gördüğünüz sorunları yazıyor musunuz?

SERTEL:
Tabi, mesela 104 ekranı manşetten verdik. İktidara, umuda 104 ekranla mı gidilir diye yazdık.

BAYKAL: ANADOLU’YU NASIL KAZANDIN, ANLAT?

YALDIZ: Türkiye’de kutuplaşmanın had safhaya geldiği noktada, CHP’li bir gazetecinin Gazeteciler Federasyon Başkanı olmasına nasıl izin verdiler?

SERTEL:
İzin vermediler ki. 2009 yerel seçimlerinde ben Bornova Belediye Başkan aday adayı oldum, o zaman ön seçim yoktu. Deniz Bey bizi belediye başkan adayı yapmadı, Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ı aday yaptı. Ben de arkadaşların ısrarı üzerine Cemiyet Başkan adayı oldum, seçildik.
Arkasından Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlığı seçimi söz konusu oldu. Zaten muhalif bir kesim birikmiş. 15 civarında cemiyet başkanı muhalif duruyordu. Bana teklif ettiler. Ben de Karadeniz’de çok kullanılan bir sözü söyledim, “Bakın arkadaşlar, derenin derinini deliye ölçtürürler derler. Bana derenin derinliğini ölçtürecekseniz, ben bu işin içine girmem. Ben deli değilim” dedim. Kazanma şansımızı görmem lazım, adam 12 yıldır orada oturuyor. Bütün delegasyonu kendi yazmış. Kazanma şansımız sıfır gibi. 300 delege var, en az 100’ü bulsak 50 de gayretle çıkarırız diyorum. Bütün Anadolu’yu karış karış dolaştım. Tunceli, Batman, Erzurum… Bize oy versin vermesin, bütün delegeleri dolaştım. Uzatmayayım, biz müthiş bir mücadele ile 155 oy ile biz kazandık.
O tarihte de Deniz Bey CHP Genel Başkanı. Deniz Bey Genel Kurul’a gelip konuşma yapacakmış, MYK’da konuşuluyor olay. Yılmaz Ateş, “Nazmi Bey ezer geçer. Siz gidin orada konuşma yapın” demiş. Önder Sav da, “Atilla Sertel var karşısında, o da bizim partilimiz. Gitmek konuşmak etik olur mu?” diye sormuş. Deniz Baykal gelmedi kongreye gerçekten de. Rauf Denktaş geldi, Hüsamettin Cindoruk geldi. Nazmi Bilgin’e destek veren bütün Türk siyasi büyükleri geldiler.
Ama biz müthiş bir mücadeleyle kazandık. İki gün sonra Deniz Bey beni davet etti, makamında kabul etti. Bana aynen sorduğu soru şudur, “Anlat bana” dedi. “Anadolu’yu nasıl kazandın, anlat.” Ben de sayın Genel Başkanım, sandık konuldu ve sandık sonuç verdi dedim. Siz sandık koydunuz ben sizi hiç mahcup ettim mi dedim, konu kapandı. Deniz Bey, “Sen Ankara’nın yollarını öğren, sen bize lazımsın” dedi ama sonra arkadan başka bir şey patladı.

YALDIZ
: Kongreyi iki defa kazandınız ...

SERTEL:
Anıtkabir’i tam karşıdan gören bir daire aldık federasyona. Bayram gazeteleri çıkardık.


ASIL PARALELCİ İKTİDAR

YALDIZ:
Alternatif bir federasyon kurdurma çalışmaları var…

SERTEL:
Ele geçiremiyorlarsa başka bir şey kurarak onu yaşatmaya çalışıyorlar. İstanbul’da da Medya Derneği’ni kurdurdular. Yarın ek bir Baro da kurdurabilirler. Her şeyi yapıyorlar çünkü. Yenemedikleri zaman yerine yenisini kuruyorlar.

YALDIZ: Paralelini ya da…

SERTEL:
Asıl paralelci onlar, asıl paralelci iktidar… (Kahkahalar)

YALDIZ:
Atilla Sertel Silivri süreciyle beraber başka bir boyut kazandı…

SERTEL:
O bizim görevimizdi. Benim yerime hangi İzmirli gazeteci olsa, kim olsa öne çıkar yola koyulurdu.

SİLİVRİ’Yİ YAZMAYI DÜŞÜNMEDİM

SOYOĞUL:
Balbay’ı tanıyor olman etkili oldu mu?

SERTEL:
Olmaz mı, ben zaten Balbay için gittim. Ben Balbay tutuklandığında Cemiyet Başkan yardımcısıydım. Önce yazdığım mektuplara yanıt gelmedi. O da hiçbir suç kondurmadığı için, “Bugün yarın çıkarım, dışarıda konuşuruz” diyormuş kafasında. Cemiyet Başkanı seçildikten sonra atladık, gittik. Savcı önce sadece bir kişi girebilir dedi. Ben dil döke döke izni beş kişiye çıkardım. Giriş o giriş… Balbay sözünün eri bir adamdır. Ben onun darbe ilişkileri içinde olacağını zerre kadar düşünmem. Türkiye’yi nasıl kurtaracağız diye herkes düşünüyor. Bu melun iktidardan nasıl
kurtulacağız diye herkes fikir üretiyor. Onlar da üretmiş olabilirler.

DOKAK: Balbay ile sınırlı olmaktan çıktı Silivri ama…

SERTEL:
Neden çıktı? Çünkü Balbay’a gidince, Tuncay’ı tanıdık. Tuncay’ı tanıyınca, Nedimler girdi içeriye. Bütün gazeteciler girdi içeriye. Adalet Bakanlığı’ndan açık görüş izni aldım, tüm gazetecileri taşımaya başladım. 200 civarında gazeteci götürmüşüz Silivri’ye, ki çok önemli bir rakam.

YALDIZ:
O süreci yazacak mısınız?

SERTEL:
Ben onu yazmayı ve anlatmayı düşünmedim. 180 sayfa notum var ama anlatmayacağım. Çünkü o farklı bir şey. Orada yaşananları yazdığın zaman ve kendini de işin içine kattığın zaman toplum tarafından yanlış yorumlanabilir. Bu adam buradan bir şey çıkarmak istiyor denebilir. Çünkü o hikayenin içinde çok acılar var. Çok sancılar var, çok vahim, travmatik olaylar var. Belki çok uzun yıllar sonra yazılabilir. Orada yaşananları kişiliğiyle korumak lazım. Bizi ağlatan onca olay var ama biz şöyle ağladık diye yazmam yani. Yazılır mı? Çok doğru bulmuyorum. Kadınlara zulüm yaptılar. Genç kızların iç çamaşırlarının kopçaları ötüyor diye zorla dışarı çıkardılar.

ÜNUZ: Silivri’de bir nefret var mıydı?

SERTEL:
Olmaz mı? Oraya özel teşkilat kurmuşlardı. Gardiyanlar, müdürler bile özel tayin edilmişti.

ÜNUZ:
Peki siz hapse atılırım korkusu yaşıyor musunuz?

SERTEL:
Yok, beni atsalardı atarlardı. Ben hiç korkmam. Ben de böyle bir korku yok ama hanımda vardı. Kaynanamda da vardı. Belki çocuklarımda da vardı. Ama o süreci aşmak lazım. Siz kendinizi düşünmeye ve kendinizi alıkoymaya başlarsanız yapamazsınız. İnanacaksınız, kararlı olacaksınız ve o yolda yürüyeceksiniz. Başka yolu yok bunun. Sizin de başınıza gelebilir, oradaki arkadaşlarımızın başına gelmiş. Mesela Nedim Şener, bana kalsa dünyanın bir numaralı gazetecilerinden biri. Ben o adamı özenle korurum, kılına zarar getirtmem. O adam, Hrant Dink cinayetini aydınlatmak için namlunun ucuna hayatını koymuş yazan çizen bir adam. Ben o adamı korurum. Ahmet Şık sosyalist kökenli, inançlarını yaşayan bir gazeteci. Bunları niye içeri atıyorsun? Hiçbirinin, hiçbir şeyle bağlantısını kuramadıkları gibi hiçbir şeyini bulamadılar.

EKREM DUMANLI DA TUTUKLANMASIN

YALDIZ: Dün Silivri’de yatanlarla bugün Silivri’de yatanlar arasında….

SERTEL:
Bana göre dün Silivri’de yatanlar da, bugün Silivri’de yatanlar da mağdur. Ama mağdur edenler mağdur oldu şimdi. Bugün yatanların hakkını da savunuyorum. Hidayet Karaca da, Ekrem Dumanlı da tutuklanmasın bu ülkede kardeşim.

DOKAK: Gazeteciler için toplu tutuklamalardan bahsediliyordu…

SERTEL:
Bakın Zaman gazetesi benimle röportaj yaptı, orada şunu söyledim. “Siz bu gazeteyi çok kötü kullandınız. Bizim arkadaşlarımıza karşı acımasızca bir kamuoyu oluşturdunuz. Gazeteci arkadaşlarımızın tutuklanıp yargılanmasına neden olan bir kamuoyu oluşturdunuz. Bu son derece yanlıştı. Şimdi bir takım gazeteler de sizinle ilgili aynı tavrı benimsiyor. Ama siz Ergenekon davasında kusur işlediniz. Bunu yazabilir misiniz” dedim. Hakikaten yazdılar. Kendi kusurlarını görmeleri lazım. Samanyolu TV’de söylüyorum, “Siz hata yaptınız. O zaman iktidarın tutuklamalarına alkış tuttunuz. Cesaret verdiniz. Operasyonel bir olayın içinde olduğunuz söyleniyor. Şimdi sizin başına geldiğinde medet diyorsunuz, yardım diyorsunuz” dedim. Biz gene sizin yanınızdayız. Ekrem Dumanlı’nın sürekli basın kartı alması için mücadele ettik. Alması gerekiyor çünkü. Dosyası bir şekilde kaybolmuştu. 7’ye 4 aldı sonunda.

İLKER BAŞBUĞ: “BENİ BIRAKIRLAR MI?”

DOKAK: Silivri’de gazeteciler dışında ziyaret ettikleriniz de oldu mu?

SERTEL:
Oldu, İlker Başbuğ ricada bulundu. Mahkeme salonunda, “Bizi de ziyarete gelin” dedi. “Komutanım, nasıl yapayım. Biz ancak gazeteci arkadaşlarımızın yanına girebiliyoruz” dedim. “Sizi ordu yalnız bıraktı” dedim. “İzin isteyin, anlatacaklarım var” dedi. Sonra onları da ziyaret ettik. Onların da ayrı maceraları var tabi. 70 yaşında adam Hurşit Tolon, Ege Ordu Komutanı, Kuvvet Komutanı. Diğeri Genel Kurmay Başkanı, aynı hücrede kalıyorlar. “Komutanıma bulaşık yıkatmam” diye 70 yaşındaki Hurşit Tolon, Başbuğ’un bulaşıklarını yıkıyor.
Onların da çok dramatik ve travmatik öyküleri var. Mesela bir gün tam çıkarken İlker Başbuğ durdurdu bizi, bir saat kadar konuşmuştuk. “Bir dakika, bir şey soracağım” dedi. “Buyrun paşam” dedim. “Beni bırakırlar mı” diye sordu. Düşünsene koskoca Genel Kurmay Başkanı, iki gazetecinin ağzından çıkacak lafa bakıyor. “Komutanım 5 – 10 gün içinde serbest kalırsınız, filmin sonu geldi” dedik. Hakikaten 10 gün sonra serbest kaldılar. Ben son dönemde kime gittiysem 3 – 4 gün sonra serbest kaldı. O nedenle komutanlar beni çağırdı, hani Yılmaz Özdil’in komutanları vardı ya, sıklıkla yazdığı Maltepe’dekiler. Gittik, “Abi sen uğurlusun, nereye gitsen serbest kalıyorlar. Biz de çıkacak mıyız” dediler. Ben de, “Bir haftaya çıkacaksınız” dedim moral vermek için. Ne yapayım? Hakikaten de çıktılar, hepsi serbest kaldı, halbuki benim bir şey bildiğim yok (Kahkahalar…)



ÖZGÜRSEN MUTLUSUN

YALDIZ: Bazı süreçler insanı pişirir. Artık başka bir Atilla Sertel mi var?

ÜNUZ: İnsanın her şeyini etkiler, baba olarak bile etkilenir insan…

SERTEL:
Mesela ben Balbay’ın ziyaretlerinden sonra eve geldiğimde bizim küçük Mustafa’yı sevemiyordum. Hep kıyaslama yapıyorsun, ben rahatım serbestim. O çocuğunu sevemiyor diye düşünüyorsun. Çok üzüntü veriyordu insana. Çok şeyi dert etmemeye başladım, derdin büyüğünü yaşadım çünkü. Adam bana küfür ediyormuş, hiç umursamıyorum. Cebimde beş lira var, ben mutluyum. Dışarıdayım çünkü, özgürce yürüyorum. Müyesser kediye dokunmak istiyor, dokunamıyor. Zulümün içinde zulüm var. Denize girerken bile içerideki arkadaşlarını düşünüyorsun.

SOYOĞUL
: 12 Eylül’de de cezaevi süreci yaşandı, ikisinin arasında ne fark vardı?

SERTEL:
Orada koloni iklimi vardı, 90 kişi birlikte yaşıyordun. Sohbet ediyordun, kitap okuyordun. Silivri’de hücrede tutuyor. 576 gün mesela hücrede kaldılar. İnsan aynayla konuşur.

İNTERNET MEDYASI PATRON ZİNCİRİNİ KIRACAK

YALDIZ: Bugünün Türkiye’sine bakarak, Türkiye’de gazetecilik…

SERTEL:
Her şeye rağmen umutlu olduğumu söylüyorum.

SOYOĞUL: Komutanlara verdiğin söz gibi olmasın bu da. Haftaya çıkacaksınız gibi … (Kahkahalar)

SERTEL:
Yeni gelişen medyanın yapısal olarak oturduğunu ve sistemli bir şekle girdiğini düşünürsek, tabi ki bu internet medyasıdır, bayiye gitmeden, dünyanın neresinde olursan ol bilgisayarına okunur bir gazeteyi getirmek. Bu çok önemli bir şey. Müthiş bir buluş, çok gelişecek. Bu hadise medya sektöründe patron zincirini kıracak tek hadisedir. Başka bir mecra yok. Özgürlüklerin güvencesidir.
O nedenle internet medyasının yasasını çıkarmakta ağırdan alıyorlar. Çünkü onu da itibarsızlaştırmak istiyorlar. Neden? Kötü örnekleri öne çıkararak halkta itibarsızlaştırarak, güvenirliliğini sarsarak Türkiye’yi habersiz, bilgisiz bırakmak istiyorlar. Bunu bilerek yapıyorlar, bilerek ucunu açık bırakıyorlar ve bu iktidar bilerek internet yasasına destek vermiyor. İnşallah bir şans doğar ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olur. Bu yasanın detaylı ve çok güzel çıkması lazım ki, gelecekte basın ve ifade özgürlüğü açısından tek güvence internet medyasıdır.

YALDIZ: Türkiye dünyada, basın özgürlüğü sıralamasında sürekli küme düşüyor. Daha ne kadar düşer?

SERTEL:
Bu iktidar düşünceye kadar düşer. Basın ve ifade özgürlüğü açısından dünyada 154. sıradayız. Mesela 96. sırada Uganda var, Papua Yeni Gine bizden önde, böyle şey olmaz.

HAVUZUN İÇİNE DÜŞTÜLER

YALDIZ: Basındaki kutuplaşmanın sonu nereye varacak sizce?


SERTEL: Benim görevim icabı okumak zorunda olduğum yazarlar var. Okurken diyorum ki, hakikaten bu satırları yazarken hiç utanmadın mı, sıkılmadın mı? Bu da böyle anlatılır mı diyorum kendi kendime. Ya da bu arkadaş başka bir yerde mi yaşıyor, ya da ben mi başka bir yerde yaşıyorum diyorum kendi kendime. Türkiye’yi güllük gülistanlık gösteriyor. Bu işi yapmak için bir okul olsa herhalde sınıf birincisi, okul birincisi olurlar. Öyle yayıncılık olmaz. Taraf olun ama bertaraf olmayın. Gazetelerin tek patronu vardır o da halktır. Havuzun içine düştüler. Her şey çıkar, her şey para, her şey pul. Her şey paradan ibaret diye bakılamaz.

ÜNUZ: Yabancı basın temsilcileri Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorlar?

SERTEL:
Yurtdışına gittiğimizde muhalefet partilerinin çok zayıf kaldığını ve Avrupa’da örgütlenemediğini, devlet adamlarıyla iletişime geçemediğini gördük. Biz yabancı basın mensuplarıyla Ergenekon davası sürecinde birlikte olduk. Önce bizi şaşkınlıkla dinliyorlardı. Türkiye’yi askeri vesayetin kalktığı bir ülke olarak görmüşler. Gezi olaylarından sonra algı değişti. Şiddeti gördüler, gençlerin acımasızca öldürüldüğünü görünce Avrupa bunlar farklı adamlar dedi.

MESLEK ETİĞİ İHTİYACI VAR

YALDIZ: Gazetecilik mesleğinin erozyona uğradığı konusunda bir özeleştiri yapmak gerekmiyor mu? Biz kendi içimizdeki çürük elmaları ne zaman temizleyeceğiz. Böyle bir hayaliniz var mı?

SERTEL:
Yok. Ben onu yapamam. Ben değil, kimse de yapamaz. Ben direkt müdahale ediyorum ama çözemiyorum. Bu arkadaşların gazetecilikle yakından uzaktan alakası yok diyorum. Ne mesleki anlamda, ne etik anlamda bu işi düzgün yapmıyorlar ve yapmayacaklar. Siz onların şantajından korkarak onlara kan taşıyıp, besliyorsanız benim gözümde aynı değerdesiniz diyorum. Ben bunu belediye başkanlarına söylüyorum. Tehdide, şantaja pabuç bırakmayın diyorum. Namuslu bir adam orada bir yayın çıkarıyor, onlarca insana ekmek vermeye, ayakta kalmaya çalışıyor. Namussuzun biri oturmuş orada internetin başına, habire ona sallıyor, buna sallıyor. Tehditle şantaj yapıyor. Sen gidip ona para veriyorsun, reklam veriyorsun. Kardeşim demek ki, senin açığın var, korkuyorsun. Ben bunu çözebilir miyim? Mümkün değil. Meslek etiği ihtiyacı var. 


BEYAZ EŞYA SATANI CEMİYETE ALMIYORUM

DOKAK: Federasyon ya da cemiyetler bu konuda etkili olamaz mı? Adam bakıyorsun tehdit ve şantajdan yargılanmış, bir sayfa sabıka kaydı var. Burada gazetecilik yapıyor…

SERTEL:
Benmesleği gazetecilik olanların cemiyete üye olmasını istiyorum. Adam radyo sahibi, müteahhitlik yapıyor, beyaz eşya satıyor. Almıyorum cemiyete. Gönül, 30 senesini gazeteciliğe vermiş, ben onunla müteahhidi yan yana getireceğim. Ayıp, yapmıyorum. Bana ne Rıfat Sait’ten. Sen düne kadar ehliyet kursu dükkanı işletiyordun. Balkan Günlüğü diye bir gazete çıkarıp, basın kartı almış olabilirsin. Ama senin gazetecilikle yakından uzaktan alakalı olmadığını cemil cümle biliyor. Ben seni niye üye olarak alayım? Siyasi değil bu. Bana siyasi olarak yakın olanları da almıyorum. Kriter o değil. Almamalıyız diye düşünüyorum. Benden sonra alırlarsa alırlar, bana ne.

YALDIZ: Benden sonra dediğiniz için, halef - selef nasıl olacak?

SERTEL:
Ben Tayyip Erdoğan değilim. Gelecek insan da Ahmet Davutoğlu olmaz. Ayıp olur, hakaret olur. İnsan birini işaret ederse, o işaret ettiği insan nasıl dolaşacak sonra? Lider olamaz. Gazeteci liderdir, ruhu liderdir. Çıkacak, yarışacak.

UĞUR DÜNDAR YAŞAM KOÇUM

YALDIZ: Uğur Dündar ile yoldaşlık yapıyorsunuz. Uğur Dündar’ı sizden dinlesek…

SERTEL:
Uğur abi bir kere insana sevgi, saygı duyan, dostluk yapmayı önemseyen bir insan. Lise arkadaşlarıyla hala görüşüyor. Müjdat Gezen’le konuşmadığı gün olmaz. Mutlaka arar. Beni de o kategorinin içine soktuğu için mutluyum. İzmir’e geldikten sonra da haftada dört gün filan buluşur olduk. Bonkör, dost ve iyi bir arkadaş. Bazı kötülükleri var, gittiğimiz yerlerde garsonlara öyle bir bahşiş veriyor ki… Yemek parası kadar bahşiş bırakıyor. Yapma abi standartları bozuyorsun diyorum. “Ben Uğur Dündar’ım. Ben kazandım ve bunu paylaşacağım” diyor. Benim için bir şans, Uğur Dündar yaşam koçum gibi oldu. Disiplinli bir insan, iyi bir aile babası. İzmir’e gelmesinin nedeni de, çocuklarının buradaki okulları kazanması. Zaten yazın dört, beş ay Çeşme’de yaşıyordu.

ÜNUZ: Muhabirliği özlüyor musunuz?


SERTEL:
Özlenmez mi? Bizim zamanımızda haber atlatma vardı. Diğer gazetecilerle maytap geçme vardı. Beni Çetin Emeç’in işe almasını sağlayan Yeni Asır’da çıkan bir manşet haberimdir. O zaman bütün patronlar konkordato ilan ediyordu, “Borcum borç ama ödeyemiyorum” diye. Ben de tuttum Torbalı’dan Tariş işçisi Selahattin’i buldum. İşçi Selahattin’i mahkemeye başvurduttum, “Borcum borç ama ödeyemiyorum” diye. “İşçi Selahattin konkordato ilan etti” diye manşet oldu. O haberle ödül aldım. Zaten Yeni Asır’da iki ay çalıştım, iki ödül aldım.

 
Ankara İzmir'i yozlaştırıyor!
 
Ne istediler, vermedik!
YORUMLAR
Toplam 5 yorum var, 5 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
İZMİR Lİ 27 Ocak 2015 Salı 11:07

ATİLLA BEYİ VEKİL GÖRMEK İSTERİZ. TAM BİR HALK ADAMI....

Yorumu oyla      10      5  
misafir 2 10 Ocak 2015 Cumartesi 11:37

Sayın Sertel sosyal demokrat gömleğiyle cemiyete başkanlık yapıyor. Ancak medya patronlarının hakkını savunmaktan asgari ücrete mahkum, gecesi gündüzü olmayan, sigortası allaha havale basın emekçilerinin yanında olmaya fırsatı olmuyor herhalde. Sosyal demokrasi patronlarla olmayı gerektirir ne de olsa... Bu yüzden cemiyet de basın emekçilerinin değil patronların yanında...

Yorumu oyla      24      9  
Misafir... 9 Ocak 2015 Cuma 21:20

tamam o beyaz eşya satanları cemiyete alma fakat medya patronlarının yanında olup o kadar kötü şartlar altında çalışan muhabir ve kameramanların da haklarını savunu verin sayın Sertel.Biz bir çogumuz 212 basın sigortasını geçtik normal sigortasız çalışan arkadaşlarımız var ve Cemiyet başkanı olarak ilk önce onların haklarını aramalısınız.....

Yorumu oyla      27      5  
Aydın 9 Ocak 2015 Cuma 11:20

Sn. Sertel'in kişiliği ve başarılarıyla bir sosyal demakrat olarak gurur duyuyoruz. Bulunduğu makamı kendi emelleri için kullanmayan,kimseyi ötekileştirmeyen birleştirici anlayışıyla İzmirdeki ve ülkemizdeki bazı yöneticilere örnek olmasını diliyorum. Halk adamlığı böyle olur.

Yorumu oyla      24      12  
Ahmet Türkan 9 Ocak 2015 Cuma 10:01

10 numara bir röportaj olmuş tebrikler!

Yorumu oyla      32      10  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Ankara İzmir'i yozlaştırıyor!
Ege’deSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan İzmir Mimarlar Odası Başkanı Hasan ...
Ege'de yatırım yok!
Batıçim Genel Müdür Yardımcısı Feyyaz Ünal, Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin ...
Çöp nimettir!
Dünyada atık yönetimi konusunda lider isimlerden Alman Remondis firmasının ...
 
En ucuz pamuk olmayı hak etmiyoruz!
Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Barış Kocagöz, Türk pamuğunun dünyanın en ...
İktidar delikanlı olsun, göz boyamasın!
Tariş Zeytin ve Zeytinyağ Birliği Başkanı Cahit Çetin Ege’de Sonsöz Sohbetleri’nin ...
İzmir de ilericidir, Diyarbakır da…
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kıt kanaat yapılan kampanyaya rağmen aldığı ...
 
Başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum!
İzmir Eczacı Odası’nın 12 yıllık deneyimli Başkanı Tuncay Sayılkan konuk ...
Ekonomide deniz bitti
Türkiye’nin 2015 yılında iç tüketiminin düşük olacağını, ihracat kanalıyla ...
Anasına bakıp oğlunu alıyoruz!
Egedesonsöz Altınordu Futbol Sosyal Girişimi Başkanı Seyit Mehmet Özkan’ı ...
 
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
Nesli tehlikedeki hayvanlar ÇOĞALMAYA başlamıştır
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Tatlı ve sevgili şehrinden çok uzakta değil
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
İzmir tartışmaya neden dahil olmadı?
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Hemşireleri dinleyelim
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Güzel habere de ihtiyacımız var!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Korona tecritinden öğrendiğim çok şey var
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Sokakta özgürlük vardı…
Işıl Öztürk BULUT
Işıl Öztürk BULUT
‘Biz bize yeteriz’ ve Soyer
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Birlik ve beraberlik üzerine
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Olmaya devlet cihanda
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva