RÖPORTAJLAR
20 Şubat 2015 Cuma

Ben Cumhuriyet'ten önce de vardım

Hanzade Ünuz Fark Yaratanlar’da sordu, tarihin canlı şahidi Ayşe Mayda anlattı…

Ben Cumhuriyet ten önce de vardım

Muzip çocuksu gülüşü, zekayla parlayan gözbebekleri, dudaklarındaki belli belirsiz pembe ruju, saçındaki enfes tokası, bakımlı elleri ve keskin hafızasıyla insanı şaşırtan, bir o kadar da hayran bırakan bir Cumhuriyet kadını.
Tarihin içinden kanlı canlı bir tanık...
Tam  99 yaşında.
Yıllardır tanımak istediğim, öyküsünü deliler gibi merak ettiğim insan…
İzmirli Ayşe Mayda.
Türkiye’nin ilk kadın ortodontisti.
Geride bıraktığı 99 yılı hepimizi hayran bırakacak canlılık ve neşede yaşayan Ayşe Mayda ile her telden konuştuk, tatlı dedikodular yaptık.
İzmir’in Mithatpaşa semtindeki aile köşkünde yaşayan Ayşe Mayda hepimizin hayat dersi çıkarması gereken sohbetimizde adeta yerinde duramadı.
Hop kalktı oradan bir fotoğraf çıkardı, hop kalktı bir kitap gösterdi, hop tarihi köşkün içini gezdirdi.
 “Her şeyi hatırlayan kadın” Ayşe Mayda, tarihin keskin virajlarında kahkahalarla yol aldı.
Ve benim başım döndü.
Aklı, yüreği, yaşam sevinci, akıl almaz hafızası ve enerjisiyle kelimenin tam anlamıyla beni sarhoş etti.  
Şimdi koltuklarınıza sıkı tutunun, çünkü son yüzyılın tanığı harika bir hanımefendiyle heyecanlı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Karşınızda başına buyruk,
Muzip ve tatlı kadın.
Yaşayan tarih Ayşe Mayda …
 

 
HANZADE ÜNUZ: Ben bugün her şeyi konuşalım istiyorum, aşkla başlasak…

AYŞE MAYDA:
Ben aşkta sıfırım. Vakit olmadı.

ÜNUZ: Bir nedeni  vardır, neden hiç evlenmediniz?

MAYDA:
Beğendiğim insanlar oldu, olmadı değil. Ama hepsi evli çıktı. Beni beğenenler oldu, onları da ben beğenmedim. Onun için, zamanlamalar tutmadı. Beğendiğim insanlar olmadı değil ama kimisi evli, kimisi nişanlı. Muayenehaneye gelenleri görüyordum. Ya nişanlı, ya evli. Beni beğenenler oldu, onları da ben beğenmedim. İnsan beğeniyor ama beğendiklerin uygun olmuyor. Beni çok beğenenlerin sırnaşıklığını da ben beğenmedim, böyle kaldık … (kahkahalar)

ATATÜRK GELDİ, HEPSİ KAÇTI

ÜNUZ: 1916 yılında Beyler Sokağı’nda doğdunuz…

MAYDA:
Beyler Sokağı’nın arkasında Karanlık Sokak’ta doğdum. 1922’ye kadar yani Atatürk İzmir’e geldiği zaman oradaydım. Ben o zaman 6 yaşındaydım ve her şeyi hatırlıyorum. 1922’de 9 Eylül günü önce askerler girdi İzmir’e... Atatürk daha sonra geldi. Biz 8 Eylül günü sabaha kadar uyumadık. Herkes eline sopalar aldı, kendi mahallesini bekledi. O gün asker yok, jandarma yok, polis yok. Herkes İzmir’i bekledi. Asker henüz gelmemiş. Yunanlılar kaçıyorlar.
Gemi bekliyordu limanda, sandallara binerek gemiye gidiyorlardı. Kayyopi vardı bizim evde çalışan, çok severdim. Bana o kadar iyi baktı ki. Oğlu vardı Andon. Kayyopi’yi tavan arasına sakladık, askerler almasınlar diye. Sonra Yunanistan’a yolladık. Hiç unutmam yıllar sonra Yunanistan’da bir Rum bana “Ben o patırtıda İzmir’deydim. Sevgilim vardı Melek Hanım, onu da bırakıp kaçtım. Siz biliyor musunuz Melek’i” diye sordu. Ben nereden bileyim senin Melek’ini (gülüyor). O anlatmıştı, kaçarken sandala binememiş çok kalabalık diye. Denize atlamış, kenardaki ipine tutunmuş sandalın. Sandalcı tutma diyormuş, “Bizi devireceksin”. “Sandalcı kürekle ellerime vuruyordu” diye anlatmıştı. Hepsi böyle kaçtılar. 1919’da geldiler, üç sene kaldılar. Sonra Atatürk geldi, hepsi kaçtı.

TENCERE KAPAĞIYLA BAYRAK DİKTİK

ÜNUZ: 9 Eylül günü İzmir’de neler yaşandı?

MAYDA:
Annem gitti, Frenk mahallesinden patiska aldı, kırmızı yün aldı. Bayrak dikeceğiz. Bana mutfaktan tencere kapağı getir dediler. Tencere kapağıyla ay yapıyoruz, kumaşı kesiyoruz. Tencere kapağından ay yaptık, onu kırmızı kumaşın üzerine yerleştirdik. 9 Eylül sabahına kadar çalışıp bayrak diktik. Salepçioğlu Camisi’nin yanında oturuyorduk, yanımızda Ardahan Oteli vardı. Sabah bir baktık, yukarıdan aşağıya dev bir bayrak asmışlar.
Türk askerinin bir kısmı Kemeraltı’ndan geldi, bir kısmı  da İkiçeşmelik’ten.  İkiçeşmelik’ten gelenler bizim sokaktan geçti. Hepsini gördük. Çok şeyler gördük geçirdik. Birinci Dünya Harbi’nde babamın kadanaları vardı, hep askeriyeye verdik o atları. Kadanalar top arabalarını çekti. Ayakları kocaman bu kadar bu kadardı, kocamandı (eliyle gösteriyor). Babam nakliyeciydi, 40-50 kadanasını vermişti askeriyeye. Tayyare Cemiyeti’ne de bağışta bulunmuştu, madalya vermişlerdi babama. Hala saklıyorum.

Mayda o madalyanın hikayesini böyle anlattı...




BAYRAKLI NASIL SATILDI?

ÜNUZ: Neden diş hekimi oldunuz?

MAYDA:
Ben ilkokulda Ravzai- İrfan’a gittim. 1928’de, ben 4. sınıftayken okul kapandı. Sırf kız okuluydu. Babam tutucuydu. Konya Beyşehir’den küçükken gelmiş, sonra İzmirli olmuş. Bayraklı’daki Yahya Paşaların işine bakardı. Padişah, İzmir Valisi Yahya Paşa’ya Bayraklı dağlarını vermiş. Damadı vardı Topacızade Şekip Bey. Adam, işgörmez şair. İzmir’in bir numaralı şairi. Öteki damadı da Mevlevi'ydi. Yani damatlarda iş yok. Babam yardım ederdi kendisine. Kızları Mevhibe ile Mediha korkarlardı orası dağ başı diye Bayraklı’ya gidemezlerdi. Bayraklı’yı metrekaresini 10 liradan sattılar. Haydar diye bir şoförleri vardı. O arsaları satar, parasını getirirdi. Yahya Paşalar bize köşke kalmaya ahçılarıyla birlikte gelirlerdi. Annem, yassı kadayıf dökmesini Yahya Paşaların ahçısından öğrendim derdi.



ÜNUZ: Sizin köşk de çok heybetli…

MAYDA:
Ben 62 yıl bu köşkte oturdum. Şimdi yaşlandım. Köşk 3 bin metrekare. Yatak odasına kadar 27 merdiven var.  16 oda. Isıtması zor. Ben artık müştemilatta kalıyorum. Eskiden burası mutfaktı. Hanımlar kokudan rahatsız olmasınlar diye yemek mutfakta pişer, köşke öyle giderdi.

DİŞ TABEBETİ MEKTEBİ’NE KAYIT

ÜNUZ: Neden diş hekimi oldunuz diyorduk…

MAYDA:
1937 yılında Amerikan Koleji’nden mezun oldum. O zaman çocuğunu kimse burnunun dibinden ayırmıyor. Babam tutucuydu ama vefat etmişti. Annem daha açık fikirliydi. Arkadaşımın diş hekimi olan dayısı, bize siz diş hekimi olun dedi. Annemle İstanbul’a gittik. O zaman istediğin yere kaydoluyorsun. İstanbul’da Prof. Hamit Bey vardı. İzmir’den Amerikan Koleji’nden geldiğimi duyunca, tuttu bizi illa buraya kaydolacaksınız diye götürdü. Böylece Diş Tababeti Mektebi’ne kaydoldum. İzmir Talebe Yurdu’nda kaldım. Biz üç kızdık, Tahire, Feriha ve ben. Hiç birbirimizden ayrılmazdık.

FLÖRTÜMÜZ OLMADI

ÜNUZ: Erkek arkadaşınız yok muydu?

MAYDA
: Biz muhafazakardık.Elele tutuşmak, gözgöze bakışmak yoktu. Hiçbirimizin flörtü yoktu.

ÜNUZ: Kızkardeşiniz de okudu mu üniversiteyi?

MAYDA:
Hayır, o İtalyan Lisesi’ni bitirdi. Annem onu bırakmadı. Ben hariciye vekiliydim evde, kızkardeşim dahiliye (gülüyor). Kardeşim evde yemek yapsın, çiçek yapsın, nakış yapsın severdi.

ÜNUZ: O evlendi mi?

MAYDA:
O da evlenmedi. Bizde adettir, önce büyük evlenir, sonra küçük. Ben büyük ablayım, evlenmeyince ona da mani oldum (gülüyor).


“SEN ÇOK ÜNLÜ OLACAKSIN”

ÜNUZ: Sevdiniz mi diş hekimi olmayı?

MAYDA
: Her şeyin ilki olmak çok zor. O zaman ortodonti filan yok, bilinmiyor. Uzmanlık da yoktu. Ama İstanbul’da ortodontide çok çalıştım, hocaların hocası Kantroviç tarafından çok iyi yetiştirildik. Atatürk 1933’te Almanya’dan kaçan birinci sınıf hocaları Türkiye’ye almıştı. Kantroviç de öyle geldi, dünya çapında bir diş hekimiydi. Hala kitapları okunur. Benim hocamdı, sonra asistanı oldum okulda. Ankara’dan vekiller gelirdi muayenehanesine. Diren koymayı, ameliyat etmeyi öğretti. 1941’de mezun oldum. 1942-43’te Kantroviç’le ameliyatlara giriyordum. Onun yaptığı operasyonları şimdikiler hala yapamaz. 

ÜNUZ: İzmir’de kadın diş hekimi var mıydı o zamanlar?

MAYDA:
Bir tane Ayvalık’ta yaşayan bir kadın diş hekimi vardı. Giderken Kantroviç’e dedim ki, ne yazayım, diş hekimi mi, ortodontist mi diyeyim? O zaman ortodontist yok, bilinmiyor da. Bana hemen bir referans yazdı. Sonra bana Amerika’dan bile hasta gelmeye başladı. Meğer Kantroviç beni Amerika’daki uzman listesine kaydettirmiş. Bana “Sen çok ünlü olacaksın” demişti. Türkiye’nin ilk kadın ortodontisti ben oldum. Gerçekten de Kantroviç’in dediği gibi, alanımda çok ünlü oldum.

ÜNUZ: Günde kaç saat çalışırdınız?

MAYDA
: Bayram günü bile çalıştırırlardı beni. Evlenmeye vakit kalmadı. Eğer başka bir şey yoksa sabah 09.00’da muayenehanede olurdum. Beyler Sokağı’nda çalışıyordum. Annem geç vakte kalma derdi.

SIRDAŞIM SAFİYE AYLA

ÜNUZ: Ünlü isimlerden kimler  vardı hastanız?



MAYDA:
Kim yoktu ki… İzmir’de ünlü kim varsa benim hastamdı. Bakanlar, ne kadar sanatçı varsa, Ruhi Su, Safiye Ayla, Necati Cumalı, Cevat Şakir hepsi ahbaplarımdı, bana gelirlerdi. Kimi biliyorsan, bendeydi. Safiye Ayla bir numaralı can dostumdu, sırdaştık. Muhittin Targan ile evlendi. Peygamberin torunu, Hazreti Muhammed’in Hazreti Hasan’dan gelen torunu.

LATİFE HANIM’IN TELEFONU

ÜNUZ: Latife Hanım ile tanıştınız mı?

MAYDA:
Ben İzmir’e döndüğümde Latife Hanım İstanbul’ a gitmişti. İstanbul’da yaşıyordu. Ama kardeşleri Vecihe Hanım hastam oldu. Kızı vardı Gönül, oğlu vardı Muammer. Hatta Latife Hanım telefon etti, “Ah Ayşecim, keşke İzmir’de olsam da dişlerimi sana yaptırsam” dedi. Onun karşı komşusu vardı Fransız, benim bir hastamın annesiydi, Harbiye’de aynı apartmanda karşı karşıya oturuyorlarmış. Latife Hanım beni o komşusundan duyuyor. Eczacı Ferit Bey (Eczacıbaşı), Nuri Fettah Bey vardı, ben bakıyordum. Antalya’dan hastam geliyordu. Ortodonti o zamanlar hiç yoktu…

AŞKA VAKİT KALMADI

ÜNUZ: Demek çalışmaktan aşka zaman kalmadı?

MAYDA:
Kalmadı (gülüyor). Ben işimi çok seviyordum. Evlenseydim belki bu kadar mutlu olmazdım. Ama bir kız çocuğum olsun istiyordum. Ben de dayımın torunu Nalan’ı büyüttüm, annesi ölmüştü. Şansıma çok da akıllı, becerikli bir kız çıktı. Beni her şeyiyle önder aldı. Ben ne yaptımsa o da yaptı, kızım çok zor, yapma dedim. İnat etti, gitti birincilikle diş hekimi oldu. İsviçre’de çok beyefendi biriyle evlendi.

ÜNUZ: Canım dertleşecek bir hayat arkadaşı aramadınız mı?

MAYDA:
Ama bizim arkadaşlarımız çok iyiydi. Mesela Cüyap, Kuşçubaşı Eşref Bey’in kızı, Tahir’e, Feriha…

ÜNUZ: Tamam ama hep kız kıza… Kızlı erkekli bir arkadaş grubunuz yok muydu?

MAYDA:
Yoktu. Onların da yoktu, biz hep kız arkadaşlarla beraberdik. Çok da işim oldu. Başımı kaldırıp da sağa sola bakacak pek halim yoktu. Bir de dernekler geldi başıma. Amerikan Koleji’nden Nesrin vardı, hadi mezunlar derneği kuralım dedi, onun da kurucularındanım. Benim ofis dernek merkezi oldu. Bütün Türkiye’yi gezdik.

DÜNYANIN EN SONUNA GİTTİ

ÜNUZ: Kutuplar hariç bütün dünyayı gezmişsiniz…



MAYDA:
Bütün dünyayı gezdim. Hindistan’a gittim, Çin’e gittim, Avrupa’nın her tarafına gittim. Afrika’ya gittim. Bak burası Ateş Toprakları (elindeki haritadan gösteriyor) “The End Of The World”, Patagonya’nın alt ucu Şivaya. Bir ok yapmışlar, kuzeye gider diye. Burası dünyanın sonu dediler. Şivaya, Ateş Toprakları, Dünyanın Sonu, ucu yani. Penguenler çok var orada. Dünyanın sonu işte, kimse yok.

ÜNUZ: Arkadaşlarınızla mı gezdiniz?

MAYA:
Tabi arkadaşlarımla gezdim. Ben yalnız gezmeyi hiç sevmem. Güzel bir şey gördüğüm zaman yanımdakiyle paylaşmak isterim. 

BASKICI ADAM İSTEMEM

ÜNUZ: Ben takıldım kaldım. İlla ki gizli bir aşk, platonik bir durum da mı olmadı?

MAYDA:
Kızcağızım, öyle aşkla maşkla ilgilenecek vaktim olmadı. Arkadaşlarımın da yoktu.

ÜNUZ: Sizin gibi bilgili, zeki bir kadın nasıl aşık olmaz?

MAYDA:
Biz gezilere hayrandık. Mezunlarla gezmeye bayılırdık.

ÜNUZ: Peki bir erkekte ne özellikler aradınız?

MAYDA:
Ben gezmeyi severim. Beni seyahate götürsün. Bana çok hükmetmesin, baskı yapmasın. Ben hayvanları severim, bana o kadar meşgul olma demesin. Bana karışmasın. Ben istemem öyle adam. Ne yapacağım öyle... Adamın yemeğini yap, ütüsünü yap, bir de bana karışacak. Ne yapayım ben öyle adamı, gitsin.

ÜNUZ: Tipik cimcime İzmirli kız portresi çiziyorsunuz…

MAYDA:
(Gülüyor) Başına buyruk, istediği yere gitsin, istediği yerde kalsın. Gece mesela işten geç kalacağım, bana nerde kaldın diye soracak. Ben ilk pantolon giyen kadınım, Uludağ’da giymek için diktirmiştim. Şimdi Türkiye’de kadınlara belki de siyah çarşaf giydirecekler.

ERDOĞAN’A ÇOK KIZIYORUM

ÜNUZ: Siyasete hiç ilgi duydunuz mu? Ne düşünüyorsunuz bugün Türkiye için?

MAYDA:
Siyasete ilgi duymadım. Ama bu Erdoğan’a çok kızıyorum. Çok gerici ama çok gerici. Atatürk’ün getirdiklerini yok etsin, başa, taa padişahların zamanındaki gibi yaşansın istiyor. Buna çok kızıyorum. Bıraksan, Atatürk’ü silecek defterden. O kadar sinirleniyorum bu adama.

PERDELİ TRAMVAYDAN, KADIN HAKLARINA…

ÜNUZ: Cumhuriyet değerlerini, bugün kadına bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

MAYDA:
Ben kendimi örnek alıyorum. Cumhuriyet’ten önce de vardım, Cumhuriyet’ten sonra da varım. Ben kendimden bilirim. Atatürk gelmeden evvel aşağıda Mithatpaşa caddesinde tramvaya binerdik, ismi Tramvay caddesiydi. Atlı tramvayda perde vardı ortada, önde erkekler, arkada kadınlar otururdu. Karataş’ta deniz hamamları derdik, banyolar vardı. Kapalıydı tahtalarla, içeride hanımlar dışarıda erkekler yüzerdi. Atatürk nasıl 1934’te erkeklerle kadınları aynı tuttu, ondan sonra biz de rahatladık. Kadınlara 1934’ten sonra hak tanıdı. Kadınlara seçme, seçilme hakkı verdi. Latife Hanım çok güzel bir kadın mıydı? Yok, değildi. Ama neden aldı onu? Diğer kadınlara örnek olsun diye. Kaç lisan biliyor, ata biniyor, mükemmel sofra hazırlıyor.

ATATÜRK’ÜN PİJAMALARI VE SAFİYE AYLA

ÜNUZ: Topluma örnek kadın mı olsun istedi Atatürk?

MAYDA:
Örnek kadın olarak aldı. Yoksa Latife Hanım, Atatürk’ün güzelliğiyle yarışacak bir 
kadın değildi. Atatürk çok güzel. Safiye ile çok iyi dosttu Atatürk. Safiye’ye şarkı söyletirdi.

ÜNUZ: Bir dönem yakın oldukları söylenir ?

MAYDA:
Safiye çok kalmış yanında. Safiye söylüyor, bilmiyorum artık.

ÜNUZ: Bir zamanlar sevgili oldukları söylentisi doğru mu yani?

MAYDA:
Safiye’nin dediğine göre Atatürk ona pijamalarını verirmiş. Safiye’ye Atatürk nasıl biri dediğimde, “Bak Ayşe, bir turnike olsa erkekler geçse, Atatürk de aralarında olsa, o da geçse yanındakine sorarsın, bu kim acaba diye sorarsın. Öyle bir karizması var” derdi. “Değişik sanki insanlardan. Bakışı, yürüyüşü…” Bunu söyledi bana Safiye.
Atatürk’ün çok değişik, kendi şahsına mahsus bir tarafı vardı. Güzeli de çok iyi tanırdı. Safiye’nin iskeleti çok güzeldi, kollar bacaklar çok muntazamdı. Konuşunca çok güzel bir kadındı. Bana “Ayşe” diye seslenişi bile güzeldi. Herkes çirkin der, göya Atatürk onu perdenin arkasından dinlermiş. Atatürk öyle şey yapar mı? Öyle söylemekle Atatürk’ü küçültüyorlar.

SAFİYE AYLA’YA AŞIK İZMİRLİ GAZETECİ

ÜNUZ: Safiye Ayla’nın çok beğeneni var mıydı?

MAYDA:
Çoktu. Öyle bir aşk mektupları gelirdi ki eve. İnanmazlar ama herkes aşıktı Safiye’ye. Bütün gazeteciler, bütün şairler aşıktı. Demokrat İzmir’de yazan gazeteci Naci Sadullah vardı, peşinden ayrılmazdı.

ÜNUZ: Sizde bu köşkte çok mu kaldı?

MAYDA:
Safiye beni çok severdi, bu evde çok kaldı.Muhittin Bey de çok severdi Safiye’yi. 1950’de Mekke Emiri Ali Haydar Paşa’nın oğlu Şerif Muhittin Targan ile evlendiler. Kocası Muhittin Targan, “Ayşe Hanım, Safiye’nin sesi bu diyarın sesi değil, çöl sesi” derdi. Çok güzeldi sesi. 50 sene daha yaşasam o ses bir daha gelmez. 1967’de Muhittin Bey ölünce sahnelerden ayrıldı. İnsanlardan incinmemek için çok kişiyle görüşmezdi. Safiye ölünceye kadar dost kaldık. Hastalığında son anına kadar İstanbul’da başında ben vardım. Onun da çocuğu yoktu, bütün varlığını Türk Eğitim Vakfı’na bıraktı.

ÜNUZ: Keşkeleriniz kaldı mı hayatta?

MAYDA:
E herkesin keşkeleri olur mutlaka. Ama ben istediklerimi yaptım, o kadar da olmadı. Şunu da yapsaydım dediğim bir şey kalmadı. Şimdi o kadar gezemiyorum, gruba ayak uyduramayınca üzülüyorum.

SAĞLIK İÇİN  “YÖRÜ BAKALIM YÖRÜ…”

ÜNUZ: Sağlığınızı nasıl korudunuz?

MAYDA:
Sağlığım… dolaşmaktan, gezmekten. Hayata karşı pozitif oldum, hiçbir zaman şikayet etmedim. Ben hiçbir zaman ne yiyeceğimi düşünmedim. Zeytin buldum zeytin yedim, sebze buldum sebze, et buldum et yedim. Bu dokunur, bu dokunmaz demedim. Çok dolaştım ve kendimi düşünmedim. Hep etrafı düşündüm, dernek kurdum.

ÜNUZ: Formül kendini fazla düşünmemek galiba?

MAYDA:
Cesur hareket ederdim, her şeyin üstesinden gelecek gibiydim.Hiç evde durmadım. Formül, yörü bakalım, yörü… (gülüyor)

ÜNUZ: Doktorunuzun önerileri oluyor mu? Şunu yap, bunu yapma diye…

MAYDA: 
Ben yapmamam lazım gelen şeyleri yapıyorum. Doktorum, “Sokaklara çıkma, düşersin bir yerin kırılır” diyor. Kemiklerimde erime var. Bir kalsiyum alıp, dışarı çıkıyorum. Yürüyorum. Büyük Belediyenin önünde taksiden iniyorum. Oradan hana gidiyorum, merdivenlerden yukarı çıkıyorum, kiracıları geziyorum. Bankaya gidiyorum, para yatırmamışlarsa gidip söylüyorum. 


BASTONUMA VE ALLAH’A GÜVENİYORUM

ÜNUZ: Ay siz o işleri de mi takip ediyorsunuz?

MAYDA:
Ederim. Oradan Kemeraltı’na gidiyorum. Peynircim var, bazen Havra Sokağı’na gidiyorum. Onun peyniri güzel, peynirimi alıyorum. Mesela ben hurma zeytin severim. Gidiyorum, tadına bakarak alıyorum. Bastonum da var. Bastonuma ve Allah’a güveniyorum. Geçen gün evde düştüm, köpeğim Leyla çok korktu. Kimseyi yanıma yaklaştırmadı.


SOKAK KIZI İRMA’YIM

ÜNUZ: Günleriniz çok dolu. Sizi sabah ayrı, akşam ayrı programlarda görüyoruz?

MAYDA
: Hiç boş vaktim yok, aşağı yukarı her gün sokaktayım. Bir etkinlikteyim. Ben, Sokak Kızı İrma’yım. Evden çıkmamayı hiç sevmem, sıkılırım. Programlarımı deftere yazarım, oradan takip ederim.

ÜNUZ: Hayvan sevginizi bütün İzmir biliyor, hatta kimsesiz bir eşeğe de bakmıştınız hatırlıyorum…

MAYDA:
Hayvan sevgim bana annemden geçti. Çocukken boynuma süte batırdığım tülbenti koyar, yavru kedileri emzirerek beslerdim. O eşek de sokakta kimsesiz kalmış, belediyeye telefon ettim ama gelen kamyona bindirememişler. Ne yapayım, ben de buraya getirin dedim.

KÖŞKE GELEN EŞEK

ÜNUZ: Eşek, köşke mi geldi?

MAYDA:
Köşkün kapısına getirdiler. Karşıda da inşaat vardı, çimento karıyorlar. Sen eşek kireç kuyusuna düş. Koştuk çabuk iplerle çıkardık, bütün bacakları yanmış. Bu sefer hadi bakalım eşek bizim bahçeye.

ÜNUZ: Eşeğin şansı…

MAYDA:
(Gülüyor) Eşeğin şansı evet.Bunun da şansı var (koltukta yatan köpeği Leyla’yı gösteriyor). Suna Akatürk vardı, “Aman, durakta buldum, uyuz olmuş” diye getirdi. Adını Leyla koydum, sonra bana da uyuz geçirdi. Ben uyuz, o uyuz. Karşılıklı kaşınıyoruz. Her gün çarşaflar yıkanır. Doktora gittim, köpekten geçmiş dedi. Ben kaşınırım, Leyla kaşınır. Şimdi ne şımarık görseniz, yatağımda yatıyor.

ÜNUZ: Şımartmayı sever misiniz?

MAYDA:
Severim ama tatlı şımarırsa güzel. Kötü şımarık olursa istemem.

ÜNUZ: Peki şımartılmayı sever misiniz?

MAYDA:
İstemem hiçbir zaman insanların bana öyle davranmasını istemem.

ÜNUZ: Neden şımartılmak güzel değil mi?

MAYDA:
Kahvenizi içtiniz mi…?

LUCİEN ARKAS 5 YAŞINDAYKEN…

ÜNUZ: Peki biraz da İzmir’i konuşalım. Dünün İzmir’i ile bugünün İzmir’ini anlatır mısınız?

MAYDA:
İzmir’i sevenler diye dernekler var. Hakikaten İzmir sevilecek bir memleket. Biz çok şanslıyız ki İzmir’in havası güzel, suyu güzel. İstanbul’da üniversitedeyken en güzel kızlar İzmir’den geliyor derlerdi. Hakikaten İzmirliler kendilerini gösterirdi. İzmirliler açık fikirli oluyor. Biz İzmir’de danslar ederdik, gazinolar vardı.


ÜNUZ: Köşk ile ilgili planınız nedir?

MAYDA:
Lucien geldi, baktı geçen gün müze yapmak için.

ÜNUZ: Lucien Arkas mı?

MAYDA:
Evet, adamlarını gönderecek. Lucien, “Annemin elinden tutmuştum 5 yaşındayken sana gelmiştik. Ben korkuyordum, dişimi çekecektin. Sen bana korkma dedin, dişlerime baktın. Hiç unutmam” diye anlatıyor. Gelir, sarılır bana.

MUHİTTİN TARGAN SÜPERDİ…

ÜNUZ: Ne mutlu size…

MAYDA:
Çok insan tanıdım ve tanıdığım insanların hepsi de süper. En süperi Safiye Ayla’nın kocası Muhittin Targan’dı. Onun kadar kibar, onun kadar terbiyeli, nazik ve güzel insan tanımadım. Resim yapardı. Ud ve viyolensel çalardı. Onlarda kaldığımda sabah viyolensel çalarak uyandırırdı bizi.

ÜNUZ: Bu kadar insan tanıdım, o farklıydı diyorsunuz…

MAYDA:
O başkaydı. Bakan Karaosmanoğlu vardı, ben dişlerini yapıyordum. Dünyada tanıdığım bir numaralı kibar erkektir demişti Muhittin Bey için. Safiye de ona “Bebeğim” derdi.

IRAK BAŞBAKANI KİMİ ÖLDÜRMEK İSTEDİ?

ÜNUZ: Safiye Hanım mı, Muhittin Bey mi, kim kime aşık olmuş?

MAYDA:
İstanbul Konservatuvarı yeni kurulduğunda Irak’tan geliyor. Irak konservatuvarını kurmuş, ardından İstanbul’a geliyor. O zaman Safiye’de orada talebe. Safiye’nin sesini beğeniyor, ilgilenmeye başlıyor. O vakit herkes göz koymuş ona ama Safiye kurnaz, bırakır mı? Sonra bir gün Irak Başbakanı İzmir’e gelecekmiş. Muhittin Bey bana haber yolladı. “Ayşecim, El Ömeri Paşa İzmir’e gelecek, sen karşılar mısın” dedi. Sene 1960’ların başı galiba.
Gittim vapurdan aldım, İnciraltı’na götürdüm. O zaman araba kullanıyorum. Annem evde yemek salonunda sofra hazırlattı. Ömeri Paşa bana dedi ki, “Bizim Muhiddin” dedi, tabi Mekke Emiri’nin oğlu Muhittin Bey, “Burada bir muganni (şarkıcı) ile konuşuyormuş. Biz Muhiddin’i öyle mugannilere bırakmayız. İki tane fellah yollarım, onu yok ederim” dedi. “Aman Paşam, öyle bir şey yapmayın. O kadın bizim çok kıymetli bir sanatçımızdır. Çok seveni var, iki ülkenin arası açılır” dedim. Sonra Safiye’ye anlatım böyle böyle diye. Sen git Muhittin’e söyle, o da “Kimse benim özel hayatıma karışamaz. Madem öyle evleneceğiz” demiş. Safiye, “Senin yüzünden bu adam bana nikah kıydı” derdi (gülüyor).



CUMHURİYET’İ KORUYAMADIK

ÜNUZ: Nasıl bir Türkiye olduk?

MAYDA:
Düşündüğüm, olması gereken Türkiye değiliz. Ben Atatürkçüyüm, Atatürk’ün düşüncelerine sadık kalmalarını istiyorum. Maalesef şimdiki Reis-i Cumhurumuz Atatürk’ü yok etmek istiyor. Çok kızıyorum ona. Bizde eksik olan eğitim. Biz biraz tembellik ettik, boşluk bıraktık. Şimdi ah diyoruz ama biz cumhuriyet değerlerini koruyamadık. Laiklik diyoruz, oturuyoruz. Bize rahat geldi, tembel insanlarız. Koşmadık. Onlar, kapı kapı dolaştılar. Dini öne sürdüler. Onlar dinli, biz dinsiz öyle mi? Atatürk zaten dini istemedi, yok etti diyorlar.

MÜSLÜMANLIKTA BİRİNCİ ŞART, SEVGİ

ÜNUZ: Halbuki Atatürk’ün dine saygısını biliyoruz…

MAYDA:
Bak Safiye söyledi. “Bir gün İstanbul’da Atatürk’ün hastalığının son zamanlarında, belki 1937 belki 1938 senelerinde Dolmabahçe Sarayı’nda balkonda oturuyoruz” diyor. Atatürk, “Safiye, söyle Salih Bozok’a Hafız Yaşar gelsin, bize şurada bir Kur’an okusun” demiş. Ata doğru dürüst din istiyor. Hafız Yaşar gelmiş, Boğaz’da Kur’an okumuş. Atatürk de Kur’an-ı böyle kendinden geçerek, zevkle dinlemiş. Bunlar da Atatürk dinsiz diye anlatıyorlar. Din başka, siyaset başka. Ben namaz kılmıyorum, oruç da tutmuyorum. Ama benim kalbim insanlara yardım etmek istiyor. İnsanlara yardım etmeyi severim, hayvanlara yardım etmeyi severim, ağaçları severim. Benim Müslümanlık anlayışım bu. Müslümanlıkta birinci şart sevgidir. Sevgi her şeyin üstündedir.

 
Hamsi Finger’in yaratıcısı ekmek arası havyar yapacak!
 
HDP olmasa, AKP İzmir’de 1. parti!
YORUMLAR
Toplam 21 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Fatoş kara börklü 13 Mayıs 2019 Pazartesi 13:38

Muhteşem bir kadın teşekkürler bize kendinizi anlattığınız için teşekkürler bize bu röportajı okuttugunuz için

Yorumu oyla      2      2  
Deniz AYDINLIOĞLU : 19 Şubat 2018 Pazartesi 06:01

Değerli gazeteci yazar ÜRUZ Hanıfendi nin kalemine yüreğine sağlık.. bir efsanenin bir Cumhuriyet çınarının ibretlik hikayesini , biz İzmirli okuyucularla buluşturduğu vede Değerli Şahsiyetin en en merak edilen yönlerini sorarak keyifli anlar yaşattığı için pek tabiki böyle bir başarılı Cumhuriyet ''in mihenk taşı Ayşe Mayda Hanımın aşk hayatıda merak konusu idi..yerinde sual leriniz başarılarla dolu bir hayatın gizemleri vede kıvrak zekânızla kurduğunuz güzel sohbet için yürekten tsk ler Varolun ..Saygı ve Sevgiler ..))"??????

Yorumu oyla      9      2  
İnci Ersin 20 Mart 2015 Cuma 09:01

Bir Amerikan Kız Koleji mezunu olarak zaten iftihar ettiğim Ayşe Mayda hanınefendi hakkında daha çok şey öğrendim, böyle örnek Cumhuriyet kadınlarını bizlere tanıttğınız için teşekkürler...

Yorumu oyla      10      2  
nedim 2 Mart 2015 Pazartesi 10:56

dönüp dolaşıp aşkla ilgili bu kadar gereğinden fazla soru neden sordunuz ki ? magazin muhabiri gibi en fazla sorulan soru aşk olmamalıydı. bu ayrıntı dışında güzel... kaleminize sağlık..

Yorumu oyla      15      4  
nur tosunlar 24 Şubat 2015 Salı 18:36

Derya gibi bir cumhuriyet hanımefendisi. Bu yazıyı okumaktan çok keyif aldım.

Yorumu oyla      10      2  
Yeşim Tanık Yöney 23 Şubat 2015 Pazartesi 21:29

sevgili Ayşe Ablacım sen tüm Izmirli kızların idolü oldun. Seni tanımış olmaktan gurur duyuyorum

Yorumu oyla      10      2  
23 Şubat 2015 Pazartesi 20:36

Çok güzel bir röpörtaj olmuş gerçekten yaşayan tarih Ayşe Mayda ve hala görüyorum onu yürürken maşallah

Yorumu oyla      11      2  
Hamide Gürer 22 Şubat 2015 Pazar 16:40

Tek kelimeyle bayıldım bu söyleşiye, Allah uzun ömürler versin, ne kadar örnek ne kadar güzel hem insan olarak hem bir hanım olarak, işte ülkemizin böyle kültür bilgi ve deneyim sahibi insanlara ihtiyacı var. Kendisine canı gönülden sevgi ve saygılarımı sunuyorum ve nice sağlıklı mutlu güzel günler ve uzun ömürler diliyorum...

Yorumu oyla      10      3  
m.k.şahin 20 Şubat 2015 Cuma 19:17

rahmetli annem sağolseydi okurdu çok severdi yaşayan tarih ayşe mayda yi..

Yorumu oyla      10      2  
m.y. 20 Şubat 2015 Cuma 18:45

hanzade hanıma teşekkürler harika bir röportaj yapmış, tarihin canlı tanığı ile konuşmuş, tekrar tekrar okunacak bir yazı olmuş.ayşe mayda hanımda samimi düşüncelerini ve olayları anlatmış.babası muhafazakarmış ama, yobaz değilmiş, kızını kapatmamış, istanbulda okutmuş,evlenmeye zorlamamış, güngörmüş bir aile.

Yorumu oyla      18      5  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Hamsi Finger’in yaratıcısı ekmek arası havyar yapacak!
Gürkan Gediz, bıkmadan usanmadan yeni girişimler peşinde koşan genç bir ...
İzmirli kırılırız demedikçe siyaseti düşünmem
EgedeSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan usta gazeteci Uğur Dündar, Ümit ...
Şehir kurtaran kadın
Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar'da çevre davalarının vazgeçilmez avukatı ...
 
İzmir'in önü açık!
Gönül Soyoğul sordu, ekonomi profesörü Yaşar Uysal yanıtladı... Ekonomik veriler ışığında İzmir!
Maestro benim, kesinlikle!
CHP İzmir'in yeni patronuyla A'dan Z'ye... Gönül Soyoğul sordu, Bedri Serter yanıtladı...
Dünyadaki her eve Türk malı girmeli
Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, EgedeSonsöz ...
 
Berkinler milletvekili olmak için mi öldü?
Ege’de Sonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Yüksel Çakmur gazeteci Ümit Yaldız, ...
Ne istediler, vermedik!
AK Parti İzmir Milletvekili Aydın Şengül, Ege’deSonsöz Sohbetleri’nde ...
Ben Erdoğan değilim, yerime Davutoğlu bırakmam
Ege’deSonsöz Sohbetleri’ne konuk olan Atilla Sertel, gazeteci Ümit Yaldız, ...
 
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
İzmir tartışmaya neden dahil olmadı?
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Hemşireleri dinleyelim
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Güzel habere de ihtiyacımız var!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Korona tecritinden öğrendiğim çok şey var
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Sokakta özgürlük vardı…
Işıl Öztürk BULUT
Işıl Öztürk BULUT
‘Biz bize yeteriz’ ve Soyer
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Birlik ve beraberlik üzerine
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Olmaya devlet cihanda
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Virüs kıtlık ve açlık yaratmasın
Erkan SEVİNÇ
Erkan SEVİNÇ
Vali
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva