RÖPORTAJLAR
17 Aralık 2014 Çarşamba

Başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum!

İzmir Eczacı Odası’nın 12 yıllık deneyimli Başkanı Tuncay Sayılkan konuk olduğu EgedeSonsöz Sohbetleri’nde gazeteciler Ümit Yaldız, Gönül Soyoğul, Fahrettin Dokak ve Hanzade Ünuz’un sorularını yanıtladı…

Başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum!

İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan, Türkiye’de eczacılık mesleğinin değersizleştirilmek istendiğini söyledi.

İşsiz eczacı sayısının katlanarak arttığını belirten Sayılkan, eczane açılmasını sınırlayan düzenleme ile Türkiye’de her yıl mezun olan yaklaşık 4 bin 500 eczacılık fakültesi mezununu bekleyen sorunlara dikkat çekti. Eczacıların tahsilatçı gibi çalışmak zorunda bırakılarak vatandaşla karşı karşıya kaldığını anlatan Sayılkan, bu sorunları geniş kitlelere duyurmak ve siyasal zeminde çözüm üretmek için politikaya atılabileceğini, uygun şartların oluşması halinde CHP’den İzmir milletvekili aday adayı olabileceğini açıkladı.

İzmir Eczacı Odası’nın 12 yıllık deneyimli Başkanı Tuncay Sayılkan konuk olduğu EgedeSonsöz Sohbetleri’nde gazeteciler Ümit Yaldız, Gönül Soyoğul, Fahrettin Dokak ve Hanzade Ünuz’un sorularını yanıtladı…


ÜNUZ: Hakkari’de 12 bin 565 kişiye bir eczane düşüyormuş, İzmir’de durum nedir?

SAYILKAN:
Doğru. İzmir’de 1.800 eczane olduğuna göre nüfusa oranlarsak, yaklaşık 2 bin 100 kişiye bir eczane düşüyor. Yasal ortalaması nedir derseniz, 3 bin 500 kişidir. Yasayı, 3 bin 500 kişiye bir eczane düşecek şekilde düzenlediler. Ama 2012 yılının 31 Mayıs’ında eczacı olan ya da o tarihte eczacılık fakültelerinde okuyanların hepsini bu kısıtlamadan bir seferlik muaf yaptılar. Benim şu anda eczanemi istediğim yere taşıma hakkım var. Yasa bir defalığına bana işletilmeyecek. Benim gibi 30 bin kişiye daha işletilmeyecek. Bu neyi getirecek? Katkısı yıllar sonra hissedilecek. 2013 yılında eczacılık fakültesine girenlerin ne yazık ki meslek hayatlarında sadece bir yere eczane açma hakları olacak.

ÜNUZ: Eczacılık fakültelerinin sayısı hızla artıyor…

SAYILKAN:
Hükümet eczacılık fakültesi sayısını 44’e çıkmasına izin verdi. Minumum 100 kişi kontenjan ile yılda 4 bin 500 eczacı mezun olacak. Ama eczane açamayacak. Bu çocuklar, ne yapacak? Kıbrıs’ta, Bakü’de eczacılık fakültelerine denklik verildi, onlar da gelip eczacılık yapacak. Ama hiçbiri eczane açamayacak. Devlet alıyor mu, devlet eczanesi dışında bir kavram yok. Ne yapılacak? Yüksek cirolu eczaneler, birden fazla eczacı çalıştıracak. Adına 2. eczacı demişler. Ciroya göre 3. ve 4. eczacı zorunluluğu getirilecek. Bu değersizleştirmedir, bir eczacı ve yanında yardımcı eczacılar olacak.

ECZACILAR İŞSİZ KALIYOR

SOYOĞUL: Sizce her yıl mezun olacak 4 bin eczacıya ihtiyaç var mı? Ne yapılması gerekiyor?

SAYILKAN: Bakın yurtdışında adamlar nasıl çözmüş? Her yıl sektörün bileşenlerinden görüş alıyor. Piyasadaki eczane sayısına bakıyor ve kontenjanları ona göre belirliyor. Biz fakültelerimize dönüp bakarsak, Van Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde bir tane eczacılık kökenli hoca var, Malatya’da 2 tane, Sivas’ta bir tane var. Fakülteyi açıyorsunuz, içinde akademisyen yok. O okulu bitiren çocuklar, piyasaya eczacı olarak çıkacak. Oda başkanlığımın en zor dönemini yaşıyorum, çünkü 2014 genç eczacıların en çok iş aradığı yıl oldu. Bu daha tehlikenin başlangıcı, uzun vadede daha büyük sorunlar bekliyor ama hiçbir önlem de alınmıyor. Tek görülen açık, devlet hastanelerinde. Devlet hastanelerinin eczanelerinde yeterli eczacı yok. Ciddi kadro boşluğu var. İleri ülkelerde her 50 yatağa bir eczacı çalışır. Hatta onkoloji eczacılığı gibi uzmanlaştırıyorlar, o hastaların ilaçlarını onlar takip ediyor. Doktorla birlikte çalışıyorlar, ilaçlarını aksatmıyorlar. Bizde hastane eczaneleri var, içinde eczacı yok. 800 yataklı hastaneyi iki, üç eczacı ile çözmeye çalışıyorlar.

RADARDAN KAÇAN EFERVESANTÇILAR

ÜNUZ: Türkiye’de suda eriyen yeni tür ilaç üretiminde normal dışı bir artış doğru mudur?

SAYILKAN:
Bir kere adamlar her şeyin suda eriyenini yaptı. Mesela piyasada suda eriyen bir grip ilacı var diyelim. Bunun C vitaminlisini çıkarıyorlar, ötekilerin iki katı fiyatı var. Benzer eşi de yok, referans fiyat uygulamasına girmiyor. Yani radara yakalanmıyor. O şekilde satışa sunuluyor. Biz onlara efervesançılar diyoruz.

YALDIZ: Türk buluşu ilaçlar mı üretiliyor yani?

SAYILKAN:
Aynen, bize özgü ilaçlar üretiliyor.


TÜRKİYE’YE GELMEYEN İLAÇLAR

DOKAK: Piyasada şu kadar ilaç bulunamıyor diye haberler çıkıyor sürekli. Halen bulunamayan ilaç var mı?

SAYILKAN
: Bütün sistemi açtıktan sonra biz bunun içinden nasıl çıkacağız diye kısmaya başladılar, Onu ödemem, şu koşulu isterim gibi. Üç yıl önce şöyle bir önlem aldılar. Kanser ilacı gibi pahalı ilaçlar için ayrı sabit Euro kuru var. Dünyadan yeni bir kanser ilacı getirin, o sabit kurdan hesaplıyorlar. SGK tarafından ödenebilmesi için ayrıca kamu indirimi yapıyorsunuz. Bu kuralları birçok yabancı firma kabul etmiyor ve ilacını getirmiyor Türkiye’ye. Yeni müthiş bir ilaç bulunuyor ama Türkiye’ye gelmiyor. 

YALDIZ: İlaç bize gelmiyor, biz ilaca gidiyor muyuz?

SAYILKAN:
Doktorlar tutturuyor illa bu ilacı bulacaksınız yurtdışından diye. Eczacı odalarının bağlı bulunduğu Türk Eczacıları Birliği var Ankara’da, onlar getiriyor yurtdışından. Fakat iyi niyetle günde üç dört ilaç diye başlayan bu çalışma günde 200 küsur insanın ilacınınkarşılandığı yıllık cirosu 1.2 milyar TL.’ye ulaşan çılgın bir rakama geldi. Bırakın bir meslek örgütünün sosyal projesini, bir depoculuk faaliyetine döndü. Türkiye’nin 4. büyük deposu kadar ciro yapıyor şu anda Türk Eczacıları Birliği...

PARASI OLAN MAYO KLİNİK’E …

ÜNUZ:
Hastalar ücret ödüyor mu?

SAYILKAN:
Yok, SGK ödüyor. Siz hastanızla ilgili evrakları kargoyla gönderiyorsunuz, devlet kuruma soruyor. “X vatandaşın ilaçlarını Fransa’dan getireyim mi” diyor. Kurum getir derse, ilaçlar getiriliyor. Garip olan şu, rakam 1.2 milyar liraya çıkınca bir takım girişimci arkadaşlar çıkmış piyasaya. Bakanlığa gidip, “Orada çok bekleme oluyor, hastalar ilaçlarını vaktinde alamıyor” demiş. Şimdi 18 firmayla daha anlaşma yapıldı, 2015’ten itibaren bizim örgüt artı 18 firma daha Türkiye’de bu işi yapacak. Bu ilaçlar normal yolla Türkiye’ye girip, vatandaşın dilediği eczaneden alması gerekirken şimdi biz prosedürlerle boğuşuyoruz. Aracı firmalar, yurdışından kargoyla getirecek. Ankara’ya gelen ilaç hastaya ulaşacak, araçta hangi koşullarda gelecek kimse bilmiyor. İlaca ulaşmak nihayi hedef, nasıl geleceği kimseyi ilgilendirmiyor. Sağlıkta dönüşümün geldiği yer budur. Parası olan çıkıyor yurtdışına Mayo Kliniğe gidiyor, o ilaçların hepsini de buluyor.
Burada sıkıntımız ne? Devletin sağlıkla ilgili politikalarını sağlıkçılar yönetmiyor. Ali Babacan’ın Başkanlık ettiği Ekonomi Koordinasyon Kurulu diye bir kurul var, onlar yönetiyor. Ama içinde bir tek sağlıkçı yok. Slaytı yansıtıyorlar duvara, 2015 yılında Türk halkı şu kadar maliyete bu ilaçlarla idare edecek diyorlar. Bu böyle gitmez, mutlaka bir yerde lastik patlar. Yanlış yere giden bir sağlık hizmetleri anlayışıyla yönetiliyoruz.

ÜNUZ:
Peki muadil ilaçta kalite tutturabiliyorlar mı?

SOYOĞUL: Evet, şunun yerine şunu verelim muadili diyorlar, sinir oluyorum…

SAYILKAN:
O konuda müsterih olun. Eşdeğer ilaçla ilgili ruhsatlandırma 24 ay sürüyor.

ÜNUZ: 2 ayda ruhsat alan ilaç firmaları da varmış…

SAYILKAN:
Onu benim aklım almıyor. Duyuyorum, çok erken ruhsat alanlar oluyor diye. Ama ben Bakanlık kapısında bekleyen birçok profesyonel firma da biliyorum.


FARKI VATANDAŞ ÖDÜYOR

ÜNUZ: Reçeteli ilaç alırken ödediğimiz fiyatlar da giderek artıyor…

SAYILKAN:
Devlet taban fiyat uygulamasına geçti. Eşdeğer ilaçlar arasındaki en düşük olanını ödüyor. Aradaki farkı vatandaş ödüyor. Emeklinin maaşından kesiyorlar, hiçbir şeyden haberi yok. Bazı yüksek teknolojik ilaçlar var. Tansiyon ilacı yapmış mesela, yavaş salınımlı. Bizim ilaçlar gibi mideye gidip patlayıp 1.5 saat sonra kana karışmıyor. İçindeki minik parçalar yavaş yavaş kana karıştığı için tansiyonunuz 24 saat aynı seviyede tutuyor ve yaşam kaliteniz artar. Böyle ağrı kesiciler de var. Bunun karşısında düz 50 mg eski usül ilaç tam karşılığı değildir. Bir de eşlenik diye bir şey uydurdular. Yani içinde aynı madde yok ama aynı amaç için kullanılıyor. Bir mide ilacı kullanıyorsunuz mesela Neksium, Neksium elinizde var diye Lansor’u ödemiyor. İyi ama doktor bana ilacı yazdı, bir hafta sonra iyi gelmediği için değiştirdi. SGK’nın bilgisayarı olmaz, vermem diyor.

ECZANELER TAHSİLATÇI OLDU

DOKAK: Peki çıkış nerede, kalıcı çözüm nasıl olur?

SAYILKAN:
Yıllardır bununla uğraşıyorlar, durum ortada. Bunlar kalıcı çözüm değil. Ekonomi kurmaylarıyla olmaz. Çağırsınlar eczacıları, doktorları, hemşireleri filan bir sağlık şurası yapalım. Diyelim ki, bütçemiz şu, 77 milyon insan bunla bir yıl nasıl sağlık hizmeti alacak? Hangi ilaç ödenmeyebilir, hangisi daha az yazılabilir. Bunu maliyecilerle yaparsanız…
2005-2006 yıllarında muayene katkı payı koydular. 90 kuruş, vatandaşın umru değildi. Yıllar içinde bu artırıldı artırıldı, şimdi 56 lira gecikmiş muayene borcu çıkıyor, adam isyan ediyor. Özele gittiğinizde 12 lira yazıyor. Devlet hastanesine gittiğinizde 5 lira, sağlık ocağına gittiğinizde 3 lira yazıyor. Hatta taksimetre gibi oldu, üç ilaca kadar 3 lira, ondan sonraki her ilaç için bir lira ek masraf alıyor. İlaç almaya gittiğinizde hastadan bu paraları biz tahsil ediyoruz. Öyle zor bir iş ki bu. Hasta, ben gitmedim diyor. Sistem bana o parayı tahsil etmeden işlem yapma imkanı tanımıyor. O reçeteyi onayladığın an, senin hesabından kesiyor devlet. Devlet bize zoraki tahsilatçılık yaptırıyor. Türkiye’de günde 1 milyon 100 ile 1 milyon 200 arası reçete yazılıyor. Her gün sistemde bu kadar reçete yazılıyor. Muayene katkı payı adı altında vatandaş bir para ödüyor. Bu para bizim aracılığımızla sosyal güvenlik kurumunun kasasına aktarılıyor. Ben buna belge veremiyorum, vatandaşa fiş ve belge de verilmiyor. Bu para nereye aktarılıyor? Vatandaşın cebinden aktarılan bu para ne yazık ki sağlığa harcanmıyor.


TRAJİ KOMİK RUHSATLAR

SOYOĞUL: Aktarların satışlarına, her derde deva anlayışına ne diyorsunuz?

SAYILKAN:
Bitkilerle tedaviye baktığımızda, bütün kontrolleri yapılmış x bitki eczanede 7 lira, adam aktardan 1 liraya aldım diyor. Aktarda satılan ürün nereden toplanmış, nerede kurutulmuş, hangi, belgesi var, sterilizasyon yok. Adam, vitrine her derde deva diye yazıyor, şeker hastalığına son, prostata son… Bu ne arkadaş?

SOYOĞUL: Tarım Bakanlığı onaylı destek ürünleri de var piyasada…

SAYILKAN:
Özal döneminde ruhsat için çok uzun bekleniyor diye, Tarım Bakanlığı iznini çıkardılar. Traji komiktir.

SEDA SAYAN ETKİSİ

ÜNUZ: Siz güveniyor musunuz bu ruhsatlara?

SAYILKAN:
Ben bu kadar derin bir analiz yapıldığını sanmıyorum diyorum. Son 5 yıldır eczacılık günlerindeki basın açıklamalarındaki maddelerden biridir bu. Adı gıda takviyesi, bitkisel takviye filan ne olursa olsun. Eğer insan sağlığını ilgilendiriyorsa adresi Sağlık Bakanlığı’dır. Siz işin içine Tarım Bakanlığı’nın sokarak, yan yollardan by pass yaparak birilerine satış hakkı vermek için bu yolu deniyorsunuz ama bunlar sağlık için tehdittir. Bununla ilgili önlem almak için ne yazık ki birilerinin ölmesi gerekiyor. İnternette bu tür ürün satanlara ben umut satan şaklabanlar diyorum. Bu külliyen yanlış bir iş. Bizim insanımız televizyonda gördüğü şeye inanıyor. Seda Seyan çıkıyor, filanca şeyi kullandım bir ayda 14 kilo verdim diyor. Program bitiyor, bayanlar eczanede aynısını istiyor. Yok böyle bir şey. İnsan sağlığını bu kadar hafife alan başka bir ülke var mı bilmiyorum? 


HASTA ÇOK, PARA YOK

SOYOĞUL: 12 yıllık AK Parti iktidarında ne değişti? İyi olan bir şey yok mu sizin 
açınızdan?

SAYILKAN:
Hasta sayımız arttı fakat daha az kazanıyoruz. Bizim 2005’ten önceki huzurumuz kalmadı. O kadar bir bürokrasiyle uğraşıyoruz ki. İyi dediğimiz şu. Türkiye’de yaşayan insanlar sağlık hizmeti alırken sınıflara ayrılması doğru değildi, bunu biz de yıllar önce deklarasyonla açıklamıştık. 2005 yılının 10 Şubat’ında bu anlamda yapılan hamle doğru bir hamledir. 34 milyon SSK’lıyı, yıllardır kısıtlı sayıdaki hastanelerde, eczanelerde sıkıntıya soktuğu insanları tüm sisteme dahil ettiler. Tarihin önemli adımlarından biridir. Dönemin Bakanı Başeskioğlu, vatandaşlarımızın eşit ve sağlıklı hizmet alması için bedeli ne ise öderiz demişti. Geldiğimiz noktada, 2014 yılında bedelini biraz biz, daha çok da vatandaş ödüyor. Ama onlar hala siyasi prim yapıyor. 12 yıl boyunca prim yapan bir hükümet yükü eczacıların, doktorların ve sağlık çalışanlarının omzuna bıraktı. Bana bir tane mutlu sağlık çalışanı gösteremezsiniz. Ya şartları kötüleşmiştir, ya kazancı azalmıştır. Biliyor musunuz, İzmir’de her yıl 80 eczane açılıyor ama 78 eczane de kapanıyor. Onlar sessiz çığlık.

YALDIZ: Sizin sağlığınız mı bozuldu bu süreçte?

SAYILKAN:
Kesinlikle, bravo. Çok doğru. Sağlıkçılar sağlığını kaybetti.

GEÇ KALAN SİYASET

DOKAK: Tam gün yasasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

SAYILKAN:
Tam gün yasası hocaları kaçırdı. Nereye gittiler? Özel sağlık kuruluşlarına. Mantar gibi özel sağlık kuruluşları açılıyor. Tarihte ilk özel hastane sahibi bir Sağlık Bakanımız var. Göreve geldiğinde yaptığı ilk iş hastalardan alınacak katkı payının oranını artırdı. Yüzde 200’e kadar fark alabiliyorlar özel hastaneler. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası diye bir reklam var şimdi. Özel hastaneye gidip mutlu ayrılıyor. Onlar kim biliyor musunuz? Parası olanlar, ikinci sigorta yaptıranlar. Geldiğimiz noktada devletin sunduğu sağlık hizmeti, trafik sigortası gibidir. O televizyonda sunulan tamamlayıcı sağlık sigortası da kaskodur. Sınırsız özel sigorta yaptıran x işadamı istediği hastaneden istediği ilacı alırken, SSK emeklisi amca kendine sunulan sayıda doktora çıkıp, o kadar ilaç alabilecektir. Bu konuda siyasi partiler uyarıda bulunmakta çok geç kalıyor.

AK PARTİ’NİN ECZACILARI ÖNDE

YALDIZ: Eczacıları siyaset sahnesinde görmeye başladık. Herkes merak ediyor. Yaklaşan seçimlerde Tuncay Başkan ne yapacak?

SAYILKAN:
Şu çok önemli, Türkiye’de uzunca süredir işlerin iyi gitmediği, sağlık sektörü ve diğer sektörleri yakından izleyen, Türkiye’deki korku imparatorluğunu çok iyi gören aydın insanların siyaset sahnesinde olması bence gecikmiş hamledir. Eczacılar her gün vatandaşla yaptığı görüşmeler sonrasında bir adım öne çıkma ihtiyacı duymuştur. İzmir özelinden gidersek, AKP’nin eczacıları çok önemli konumlara taşıdığını ve yetki verdiğini görürüz. Diğer partilere döndüğümüzde o kadar çok eczacı göremiyoruz. Eczacı arkadaşlar bir yüreklendirme, bir davet beklemiş olabilirler. Benim gördüğüm siyasette öyle bir davet olmuyor. Kendinizi ifade edeceksiniz, zaman ayıracaksınız, talep edeceksiniz. Seçilebilir misiniz? Biraz zor gözüküyor. Görev almak için bir adım öne çıkmak istiyorsunuz, ama bunlar sizin istemenizle olmuyor. Gariptir demokrasilerin işlediğini iddia ettiğimiz yapılarda daha zor oluyor, merkeziyetçiliğin işlediği yapılarda eczacı arkadaşların önemli görevlere geldiğini biliyorum.

YALDIZ: Siyasi görev alan eczacıların mesleğe katkıları oluyor mu?

SAYILKAN:
Yıllardır beklenen bir yasamız vardı. Eczanelerin sayısı artıyor, fakat hep aynı şehirlerde yoğunlaşıyor. Bunu nüfusa oranla dağıtalım diye bir yasa tasarlanmıştı. Bizim eski Genel Başkanımız Mehmet Domaç var, şu anda AKP İstanbul milletvekili, CHP Manisa milletvekili Özgür Özel bu yasanın çıkmasında katkıları oldu. Tıpta uzmanlık benzeri bir yasa çıktı, yine aynı şekilde destek verdiler.

YALDIZ: AK Parti İzmir milletvekili Nesrin Ulema’dan bir katkı görmediniz mi?

SAYILKAN:
Nesrin Ulema’dan açık söyleyeyim mesleki anlamda birincil derecede bir katkı göremedik. Nesrin Hanım, odamıza en son ziyaretini seçimden birkaç ay önce yapmıştı. Bir daha kendisiyle görüşme imkanımız olmadı. Tabi seçildikleri ilin tüm sorunlarıyla ilgilenmek durumundalar. Ancak bu iki arkadaşımız Domaç ve Özel, örgüt kökenli oldukları için eczacı arkadaşlarımız sorunlarımızı neden dile getirmiyorsun diyorlar. Mecliste 12 tane eczacı kökenli vekil var ama ikisi örgüt kökenli. Biri iktidar partisinden, biri muhalefet partisinden.

DEĞİŞİMDEN YANAYIZ

YALDIZ
: Siz CHP Bornova örgütüne üyeniz, Kazım Dirik mahalle delegesisiniz. Milletvekili adaylığı niyetiniz var mı?

SAYILKAN
: Aday olmakla ilgili kendimizde bir güven ya da donanım eksikliği yok. Ama bu bir süreçtir, daha önce merkez yoklama uygulaması listelerine baktığımızda İzmir kökenli genç arkadaşların, belli sivil toplum örgütünden gelen arkadaşların çok fazla yer almadığını görüyoruz. Genel Başkanın büyük çoğunluğun ön seçimle belirleneceği açıklaması önemlidir. Umuda Yolculuk dedikleri, budur, önseçimdir. Doğru yapıldığı ve sonuçlarına uyulduğu sürece…
Ama böyle bir kararı sadece ailemle değil, 12 yıllık oda başkanlığımda birlikte çalıştığım 100 küsur arkadaşımla da değerlendireceğim. Benim sorumlu olduğum insanlarla oturup konuşmam lazım. Sempati var mı var, destekler var mı var ama henüz verilmiş bir kararım yok. Şunun altını kırmızıyla çizmek isterim k, İzmir Eczacı Odası Başkanı’nın aday olup, listenin hiçbir yerinde yer almaması sadece ona yapılmış bir haksızlık gibi görülmez. Benim temsil ettiğim 2 bin 450 tane insan var, onların desteğiyle aday olmuş birinin aday olmaması yapıya da zarar verir. Değişimden yanayız ama mevcut milletvekillerinin ne kadarıyla devam edilecek…

ÜNUZ: Ancak adil bir ortam olursa girerim diyorsunuz yani, kalenin yeri değişmezse…

SAYILKAN:
Kendi adıma girerim ama12 yıldır temsil ettiğim kurumun da adı var. Bu formatta benim çok doğru adım atmam lazım. Oda Başkanı iken aday olup, kaybederseniz sıkıntı olur. Partiye emek vermiş kişilerin tavrı da önemli şüphesiz. Hem odadan arkadaşlarımızın, hem de siyasette birlikte yol aldığımız arkadaşların, tamam zamanıdır diye desteklemesi gerekir. Birlikte yol almak lazım. 


TABANIN SESİ KAZANDIRIR

YALDIZ: Diyelim ki önseçimden çıktınız, öncelikleriniz neler olacak?

SAYILKAN:
Eğer bir adaylık söz konusu olursa, bizden önce 13 yıl Başkanlık yapan sevgili Levent Kamacık’ın döneminde bir sloganımız vardı. “Bütün eczaneler seçim bürosu olacak” demiştik. Yine aynı noktadayız. Çünkü o günden beri eczanelerin canı daha çok yandı. Ve aydın bir insan olarak Mustafa Balbay’ların yıllarca içeride yatması hepimizin içini acıttı, insanların susturulması, bir takım işlerin üstünün kapatılması hepimizin içini acıttı. Eczacı arkadaşlarımız bu süreçlere tabi ki tavır koyacaklar. Bir eczacı günde ortalama 70-80 kişiyle görüşüyor. Bu arkadaşlarımızın desteği çok önemli.

Arkadaşlarımızı harekete geçirecek bir kıvılcım lazım. Umuda yolculuk önseçimle olabilir ama kalenin yeri değişmeden, emir komuta zinciri değil özgür iradeyle yapılırsa, tabanın istediği adaylar çıkarsa o zaman hem CHP, hem de İzmir kazanacaktır. İzmir’de bir kopukluk bir kırgınlık var. Birbirinden uzaklaşmış yapılar var. Belki de yeniden biraraya getirecek motivasyon artırıcı bir şeyler yapmak lazım. Enerjiyi yükseltmek lazım. Aksi takdirde İzmir demokrasinin, aydınlığın kalesi tamam ama ne kadar sürdürebiliriz. Onunla ilgili sıkıntı başlayacak gibi duruyor.

 
Ekonomide deniz bitti
 
İzmir de ilericidir, Diyarbakır da…
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Ekonomide deniz bitti
Türkiye’nin 2015 yılında iç tüketiminin düşük olacağını, ihracat kanalıyla ...
Anasına bakıp oğlunu alıyoruz!
Egedesonsöz Altınordu Futbol Sosyal Girişimi Başkanı Seyit Mehmet Özkan’ı ...
Yatırım olmadan çözüm süreci eksik kalır!
İzmir iş dünyası 1990’lı yılların başında Güneydoğu Anadolu’ya bir yatırım ...
 
İzmir’i ikna eden hareket, Türkiye’yi kazanır
Kültür ve Turizm eski Bakanı, İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay EgedeSonsöz ...
Ekonomi için erken seçim olsun!
İç ve dış siyasetteki belirsizliğin ve hukuki sistemin yavaş işlemesinin ...
Her projeye sanatı ve enerjiyi ekleyecek
İzmir’de gayrimenkul sektörünün öncü kuruluşu Megapol Group, 2015’e yeni ...
 
İnanmış 5 insanla dünyayı ele geçirirsin
İzmirli Eski Adalet Bakanı'yla Haziran 2015 ve İzmir üzerine...
Torbalı’nın farkına varın!
İzmir’in vergi yükünü, istihdam yükünü, göç yükünü çeken en önemli ilçesi ...
İnşaat olmadan sanayi olmaz!
İzmirlilerin otomotiv sektörü ile tanıdığı Duğles Ailesi’nin üçüncü kuşak ...
 
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Futbolu bitirdiler!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Aldanıyorlar
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Valimizi bulaşıcı hastalıktan kaybettik
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Merhaba Ara Güler...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Yarın sabah seçim olsa…
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Göztepeli taraftarlara evdeki her maç bayram
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Başkan İduğ'la Villa Levante'de
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Eş dost kapitalizmi ve kamusal mekanların yağması
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Savaş ve seviş
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Küçük bir mukayese
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva