Ümit YALDIZ
Amerika’daki 17-25 üzerine…
20 Kasım 2017 Pazartesi

Birkaç kez yazdım. Yine yazıyorum.
Artık daha da netleşmiştir ki; 17-25 tepeden tırnağa bir ABD operasyonudur. ABD, 17-25’te Türkiye’deki işbirlikçileri üzerinden yapamadığını bugün bizzat yapmaktadır. Dahası yapmak durumunda kalmıştır.
Bizimkiler diyor ki; Amerika’daki savcılar FETÖ ile yakın ilişkili. İddianameyi hazırlarken onlardan etkilendiler, etkileniyorlar. Hatta bir adım ileriye gidip İstanbul Başsavcılığı, Amerikalı savcılara FETÖ soruşturması açma gafletinde bulunuyor. Tam bir güler misin ağlar mısın tablosu!
Komik olan FETÖ ile ABD arasında bir ilişkinin iddia edilmesi değil. O ilişki zaten var ve de aleni. Ama bu ilişkide rolleri doğru tayin etmek gerekiyor.
Bizimkiler öyle şeyler söylüyor ki; sanki FETÖ, çuvalladığı 17-25 için ABD’yi kullanıyor.  
Sanki FETÖ, Türkiye’ye ‘yolsuzluk ve rüşvet’ operasyonu olarak sunduğu ancak eline yüzüne bulaştırdığı 17-25’in intikamı için davayı New York’ta devam ettiriyor…
Böyle bir şey olabilir mi?
ABD gibi bir devlet, yıllardır liderini sakladığı/beslediği halen başta Türkiye ve Orta Asya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde kullandığı basit bir taşeron örgütün oyuncağı olur mu?
Güldürmeyin adamı! Peki, öyleyse gerçek nedir?
17-25 zaten başından beri bir ABD operasyonudur. Yani dünya jandarması ABD, baş düşmanı İran’a yönelik koyduğu uluslararası ambargonun delinmesinin hesabını sormaktadır.
Bu hesabı Türkiye’deki adamları üzerinden sormak istemiş, Türkiye’deki adamları bu işi ellerine yüzlerine bulaştırınca iş başa düşmüştür. Bugün ABD, Reza Zarrap’ı ve de dosyada adı geçen 3-5 kişiyi değil koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yargılamaktadır.
Ve görünen o ki bu yargılamanın siyasi ve ekonomik faturası Türkiye için epey ağır olacaktır.
Bizi yönetenler apaçık belli bu tabloyu ya analiz etmekten acizler ya da bize La Fonain’den masallar anlatmaya devam ediyorlar.
Daha önce de altını çizdim. Yine çiziyorum. ABD’nin yerinde kim olsa bu hesabı sorar…
Bir gün ABD gibi bir süper güce dönüşürsek, benzer bir hesabı biz de sormak durumunda kalabiliriz.
Eğer ABD gibi bir Süper güç iseniz; baş düşmanınıza yönelik uluslararası bir ambargonun delinmesine göz yumamazsınız. Bu ambargonun kadim bir müttefikiniz eliyle bozulması işin duygusal boyutudur. Ki devletlerarası ilişkiler söz konusu olduğunda, duygusallıktan söz edilemez.  
Eğer ABD, İran ambargosunun delinmesine yönelik bir fatura kesmezse bundan sonra Muz Cumhuriyetlerine bile ambargo koyamaz. Yani Süper güçlüğü tartışılır. O nedenle Amerika’daki 17-25 Davası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mahremine kadar uzanabilir.
Uzanırsa ne olur, uzanmazsa ne?
Bu, o kadar basit yanıtlanacak bir soru değil. Her açıdan ağır sonuçları olabilir.
Belki AB ve NATO ile gerilen ilişkilerin temelinde bile ABD’nin 17-25 hesabı/davası yatmaktadır.
Hatta bizi son süreçte Rusya’ya S-400’e yaklaştıran da bu hesap olabilir. Bu açıdan ABD’de devam eden 17-25 Davası’nın şimdiden önemli ve de kritik sonuçlar doğurduğu söylenebilir.
Yani Türkiye, kötü yönetilmiş bir sürecin faturasını yarım asırlık rotasını değiştirerek ve de ağır ekonomik bedellerle ödemek durumunda kalabilir. NATO’dan atılmak AB’den dışlanmak gibi…
ABD ile ilişkilere değinmeye hiç gerek yok. PYD/PKK ile kol kola hareket eden ABD’nin Türkiye düşmanlarına yönelik desteklerini kaygıyla izliyoruz.
İç siyasete gelince…
Bu restleşme kısa vadede ‘Milliyetçi-Muhafazakar’ damara iğne yapan mevcut siyasi iktidarı güçlendirecektir. Özellikle de içerideki 17-25’i başarıyla idare etmeyi başarmış, ABD destekli yolsuzluk-rüşvet operasyonlarından güçlenerek çıkmış Erdoğan’ın başkanlık sistemine giderken yolunu açan sonuçlar doğurabilir.
16 Nisan’daki kritik referandum öncesinde Hollanda ve Almanya gibi iki önemli AB ülkesiyle yaşadığımız krizin içerideki kararsız milliyetçileri mevcut iktidarın yanında hizalandırdığını artık biliyoruz.
Giderek S.O.S vermeye başlayan ekonomik göstergeler nedeniyle kafası 16 Nisan öncesine göre daha fazla karışık milliyetçi-muhafazakâr seçmen için New York’taki 17-25 davası yeni bir karar alma sebebine dönüşebilir. (Ekonomi daha fazla bozulmazsa tabi ki)
Sonuçta ABD’nin çıkarlarını korumak için açılan bu davada Türkiye’nin daha fazla yargılanmasına pek çok milliyetçinin, muhafazakârın gönlü razı gelmeyecektir. Ve de bu garip süreç Erdoğan’ı belirli bir seçmenin gözünde ABD’ye ve de antiemperyalizme karşı kılıç kuşanan bir mücahide dönüşebilir.
Sonuçta ABD’nin ‘sınır komşumuz, din kardeşimiz’ İran’a sudan sebeple ambargo uygulamasını onaylamayan, ABD’nin dünya jandarmalığından sıkılan, içindeki antiemperyalist damarı zapt etmekte zorlanan, Batı’ya karşı en az 200 yıllık ezikliğine bir şekilde son vermek isteyen hatırı sayılır bir kitle var bu ülkede. Ya da bu dille yazılmış bir hikâyenin arkasına takılmaya hazır olan…  

Bizi yönetenler sanıyorum hikâyeyi özellikle tersten okuyor!
ABD savcıları iddianame yazarken FETÖ’cülerden etkilenmişler.
Bak sen şu işe… Bu bakış açısının FETÖ denilen taşeron örgüte güç kazandıracağını hatırlatmak durumundayım.  Tam tersine!
ABD, içimizdeki ajanları eliyle yapamadığını, bizzat yapmak durumunda kalmıştır.
İyi de yolsuzluk, rüşvet işi ne olacak?
Ya da yolsuzluk rüşvet bu işin neresinde?
İran’a yönelik ambargonun delinmesiyle 2 yılda yaklaşık 100 milyar Avroluk kara paranın aklandığı iddia ediliyordu. Devasa bir miktar… 400 katrilyona yakın!
Ama bakanın kolundaki saatten ayakkabı kutusundaki ‘paralara’ kadar hepsi bu süreçte dönen miktar düşünüldüğünde devede kulak bile değil. Esasen ABD’deki yargılamanın konusu da bu değil.
 Hesap başka ve net! ABD ambargosunu delmek!
Bu davada ABD ambargosunu delenin Zarrap ve adamları olduğu sonucu çıkabilir.
Adamlarından kimleri kast ettiğimi anladınız.
Açıkçası Türkiye için en hafifi de bu olur.
Ama davadan uluslararası ambargoyu delenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu sonucu çıkarsa vay halimize… İşte benim için kâbus senaryosu budur.
Türkiye uluslararası ilişkilerde güvenilmez, müttefiklerine ihanet eden, tehlikeli bir ülkeye arka çıkan bir ülke konumuna getirilerek siyasi-ekonomik izolasyona mahkûm edilebilir. Beni korkutan budur.

O nedenle görünen köy kadar net olan bu fotoğrafı iç siyaset malzemesi olarak kullanmak yerine New York’taki davayı olası sonuçlarıyla birlikte ciddiye almak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Anlayana ve de anlamak isteyene…

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 4 yorum var, 4 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
21 Kasım 2017 Salı 09:00

Olurmu hiç. Zarrab davası bizi ilgilendirmiyor demişti reisimiz.

Yorumu oyla      11      5  
TC misafir 20 Kasım 2017 Pazartesi 21:50

Abd toplumların psikolojisini uzun zamandır inceleyen bir yapıya sahiptir özellikle ortadoğuyu. Gözden kaçırdığınız bir nokta var, abd bir süper güç olarak neden bunca yıl ekonomik ve siyasal olarak bizi zor duruma düşürmedi? Düşüremez miydi? abdnin amacı mazlumun yanında olan bir toplum için toplumu iktidarın yanında konsolide etmeyi amaçlıyor olmasın sakın bunu hiç düşündünüz mü? Yolsuzluklara nedense pek değinmemişsiniz ilgili kişilerin ayakkabı kutularına o paraları abd mi koydu? vatandaşın %99'unun değerini ömrü boyunca bir arada göremeyeceği o kol saatini abd mi taktı birilerinin koluna? Ölümle korkutup sıtmaya razı etmek derler eminim bilirsiniz. Birileri birilerini sıtmaya razı ederken olan bu topluma olacak işin özü bu gerisi hikaye.

Yorumu oyla      12      6  
Benim suçum ne? 20 Kasım 2017 Pazartesi 21:22

Vergisini hatta vergininde vergisini ödüyorum, ülkem için vücudumu siper ediyorum, dünyanın en pahalı akaryakıtını alıyorum, sadaka gibi verilen %4 zamma razı oluyorum, enflasyon karşısında belimi doğrultamıyorum, kanunlara saygılıyım, kimseyle dirsek temasım olmadı, kandırılanların günahını hep ben çektim, rant nedir bilmiyorum, işsizlik başımın belası,dış politikayı ben yönetmedim, çocuklarıma kağıttan gemi yaptığımda önce Türk bayrağını çizdim, çocuklarıma ileride ticaret yaparsanız şirket merkezi Türkiye olsun ki bu ülke kalkınsın dedim, her başarısızlığımı başkalarının üzerine atmadım.Anlayacağınız gibi ben artık bu kadar yükü taşıyamıyorm, harç bitti yapı paydos,

Yorumu oyla      13      7  
Lombak 20 Kasım 2017 Pazartesi 21:10

Üç cümle. 1. Bu olay Tayyibi güçlendirecek. 2. 17-25'in gerçekliği bir daha sorgulanacak. 3. ABD yanlış yolda.

Yorumu oyla      13      6  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Papi Mehmet
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Manisa bir 'olmaz'ı nasıl 'olur' yaptı?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Türk kimliğine husumet beslemek
Ender ALDANMAZ
Ender ALDANMAZ
İmamoğlu’nun el uzattığı Somalı köylüler
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Mahfi Eğilmez’den Yeni Ekonomi ve Çevre
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Bugün hepimiz çocuk olalım!
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Görgüsüz açlık ve ikiyüzlü siyaset!
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Çok başarılı bir STK örneği: EÇEV
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Bizim Yahudiler neden susuyor?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA EGE'DE SON SÖZ
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva